Türkiye: Muhalif haberciliğin son kalesi de düştü

Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye, birbirinden alabildiğine farklı seslere kucak açan, canlı bir medya coğrafyasına sahipti. Ancak son iki yılda yaklaşık 150 gazetecinin tutuklanması ve hükümete yakın durmayan son büyük yayıncı olan Doğan Medya Grubu’nun devlete sadık Demirören Grubu’na satılmasıyla bu çeşitlilik sona ermiş oldu.

İstanbul'da Ahmet Şık ve başka gazetecilerin serbest bırakılması için gösteri yapan Alman gazeteci Günter Wallraff (sağdan ikinci).
İstanbul'da Ahmet Şık ve başka gazetecilerin serbest bırakılması için gösteri yapan Alman gazeteci Günter Wallraff (sağdan ikinci).
“İfade vermiyorum, aksine itham ediyorum.” Türkiyeli ünlü gazeteci Ahmet Şık Temmuz 2017’de bu sözlerle İstanbul’da mahkeme önüne çıktı ve kendisine yöneltilen, Gülen hareketinin propagandasını yapma ithamı hakkındaki düşüncelerini de dile getirdi: Bu süreç AKP iktidarının muhalif gazetecilere karşı başlattığı sürek avından kaynaklanmakta ve yargı da buna alet edilmektedir.

Şık, Aralık 2016’da, darbe teşebbüsünün ardından OHAL ilan edilmesinden sadece altı ay sonra tutuklanmıştı. Olağanüstü hal, AKP hükümetinin eleştirel medya organlarına yıllardır uyguladığı devasa baskının bir başka kilometre taşını oluşturuyor. Nitekim dört ay içerisinde en az 176 medya organı kanun hükmünde kararnameler ile yasaklandı, 144’ten fazla gazeteci tutuklandı. Çoğu terör örgütü propagandası yapmak, Gülen Hareketi’ni ya da PKK’yı desteklemekle itham ediliyor ve bu sırada genellikle soruşturma yapılmıyor, davalar açılmıyor.

Bir başka sansür yöntemi de, hükümetin siyasi açıdan hassas konular hakkında haber yapılmasını engellemek için kullandığı haber yasakları. Eleştirel medya kurumlarına para cezalarıyla yaptırım uygulanıyor, reklam veren müşterileri baskı altına alınıyor. Gazetecilerin kendilerine uyguladıkları otosansür de son derece yaygın Türkiye’de. Bunun kaynağını, özellikle medya coğrafyasının ekonomik yapısında aramak gerekiyor.

2010’dan bu yana hükümete yakın duran İslamcı-muhafazakâr şirketler de büyük medya kuruluşlarını satın alıp, sektörde köklü holdinglerin yanında konumlanıyorlar. Örneğin yüksek tirajlı Sabah gazetesi ve ATV kanalı, hükümetin yayın organları haline getirildi. Neredeyse tüm medya grupları, çoğu, inşaat, finans ya da enerji gibi medyaya uzak sektörlerde faaliyet gösteren bir avuç büyük holdingin elinde. Şirket çıkarlarına ters düşen bilgiler, genellikle sümenaltı ediliyor. Kârlı kamu ihalelerini alabilmek için hükümeti eleştiren haberlerden kaçınıyorlar.

Muhalif haberciliğe vurulan bir başka büyük darbe de Türkiye’nin en büyük medya holdingi olan ve Hürriyet gazetesiyle CNNTürk kanalının da ait olduğu Doğan Medya Grubu’nun hükümete yakın Demirören Grubu’na satışı oldu. Doğan Grubu daha 2009 yılında milyarlar tutarında vergi cezalarına çarptırılmıştı. Söz konusu tarihe kadar hükümeti eleştiren bir konumda bulunan Doğan Grubu’nda yorumlar epey yumuşadı ama bu kadarı hükümete yetmedi. Bunun üzerine baskıyı öylesine arttırdılar ki, Doğan, Mart 2018’de pes etti. Satışla beraber hükümete yakın holdingler, medya kuruluşlarının yüzde 90’ını kontrollerinde tutuyor.

Özellikle kaygı uyandıran bir başka gelişme ise Doğan’ın sadece gazetelerini ve televizyon kanallarını değil, tüm muhalif gazete ve dergilerin de ülke çapında dağıtımını üstlenen, Türkiye’nin en büyük dağıtıcısı Yaysat’ı satmış olması. Böylece bundan sonra eleştirel basın organlarının satışının nasıl gerçekleşeceği belirsizliğini koruyan bir konu.

Bunun sonucunda hükümeti eleştiren bir habercilik artık ancak internet üzerinden mümkün hale gelebilir. Daha şimdiden, köklü medyaların kaçındığı haberleri, Artı Gerçek, T24 ya da Diken gibi internet portallarının üstlendiği görülüyor. Türkiye’de sosyal medya kullanımı oldukça yaygın ve önemli. İnternet kullanıcılarının yüzde 90’ı sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor. Bilhassa Facebook ve Twitter kullanımlarında Türkiye dünya sıralamasında başlarda yer alıyor.

Ancak internet üzerinden habercilik de giderek daha büyük bir baskı altında. İnternet yasaklarının ve sosyal medyada paylaşım yapan yorumculara açılan sayısız davaların yanı sıra yeni bir yasa tasarısı düzenli olarak çevrimiçi yayınlanan tüm ses ve görüntü kayıtlarının bundan sonra RTÜK denetiminde olmasını öngörüyor. Bunun sonucunda bundan sonra muhalif medya kurumları da engellenebilir ve Netflix gibi yabancı platformlar denetim altında tutulabilir.

Bağımsız medya organlarının durumu epey zor ve ancak alternatif iş modelleriyle ayakta kalabiliyorlar. Eski Doğan Holding kadar güçlü olmasa da Cumhuriyet, Sözcü, Evrensel ve Birgün, muhalif gazeteciliğin “hayatta kalmayı” başaran son kaleleri. Ancak bu gazeteler de kamuoyu nezdinde sorunsuz sayılmaz. Örneğin Kemalist çizgideki Sözcü gazetesi, ağırlıklı olarak ulusalcı üslubu nedeniyle muhalif kesimin bir kısmınca reddediliyor. Tıpkı siyasi muhalefet gibi, hükümete muhalif medya organları da baskı karşısında ortak cephe kurmayı başaramıyor.

Ülkenin ana medya organı televizyon: Türkler günde ortalama beş saat televizyon izliyor. Toplam nüfusun sadece yüzde 20’si gazete okuyor. ABD’li medya devi Rupert Murdoch’a ait ve böylelikle maddi açıdan bağımsız olan FoxTV ve ana muhalefet partisi CHP’ye ait HalkTV dışında eleştirel bir habercilik anlayışı sergileyen tek bir televizyon kanalı bile bulunmuyor. Buna karşın kutuplaştırıcı, genellikle milliyetçi bir dil yaygın. Televizyon programlarının içerikleri de son yıllarda ciddi değişime uğradı. Osmanlı İmparatorluğunu İslamcı ve milliyetçi bir süper güç olarak göklere çıkarıp çarpık bir tarih algısı yaratmaya yönelik sözde tarihi diziler ya da savaş filmleri her sezon daha çok sayıda karşımıza çıkıyor. Halkın büyük kesiminin okuma alışkanlığı olmadığı için bu kurmaca hikayeler gerçek sanılıyor.

Basın özgürlüğü sıralamasındaki yeri (Sınır Tanımayan Gazeteciler):
155. sıra (2018)

Son güncelleme: Mayıs 2018

______

Türkiye'de basın özgürlüğü konusunda daha fazla bilgiye »buradan erişebilirsiniz (İngilizce).
Medya arama

euro|topics'te Türkiye medyası

Medya arama