(© picture-alliance/dpa)

  Koronavirüs

  46 yorum

Kriz zamanları halkın hükümetlerine verdiği destek genellikle artar. Siyasetbilimciler buna 'bayrak etrafında toplanma etkisi' adını verir. Ancak bu etki genellikle uzun soluklu olmaz ve eleştiriler kısa sürede tekrar yükselmeye başlar. Yorumcular Korona krizinde artık bu aşamaya gelindiği görüşünde.

Avrupa Komisyonu AB'de kısa çalışma ödeneğini yürürlüğe sokmak istiyor: Bu uygulama uyarınca, üye ülkeler şirketlere, Korona krizi yüzünden personelin işine son vermeden üretimlerini ya da hizmetlerini azaltma ya da kısmen durdurma olanağı sağlayacak. Avrupa Komisyonu bu uygulama için 100 milyar avro kredi almayı planlıyor. Ancak bunun dayanışma sağlayacağı konusunda medya organları hemfikir değil.

Doktorların başka ülkelere göç ettiği Romanya'da sağlık sistemi Korona krizinden önce de kötü durumdaydı. Şimdi ise koruyucu malzeme konusunda büyük sorunlar yaşanıyor. Yerel basında sağlık personelinin bazı hastanelerde iş bıraktığı haberi yer aldı. Ülke medyası tartışıyor: Anlaşılır bir tepki mi bu, yoksa sorumsuzluk mu?

Beklendiği üzere ülke çapında sokağa çıkma yasağı ilan etmek yerine Erdoğan, salı günü Milli Dayanışma Kampanyası başlattı ve yurttaşlardan, Korona pandemisi yüzünden işini kaybedenler için bağış yapmalarını istedi. Bağışa karşı çıkanlar, paranın hükümete yakın şirketlere gideceğinden endişe ediyor. Türk medyası kampanyayı farklı biçimlerde değerlendiriyor.

Unesco'nun verilerine göre Korona pandemisi yüzünden 1,5 milyar çocuk ve genç okula gidemiyor. Okulların kapanması onların günlük hayatlarının büyük bir bölümünün ve öğrenme olanaklarının ellerinden alınması anlamına geliyor. Öte yandan sorumlula rzor durumda yaratıcı olmayı başardı ve eğitim sistemi koşar adım yeni duruma uyum sağladı. Gözlemciler durumdan memnun.

Avrupa'da, ağırlıklı olarak Çin'de üretilen koruyucu maske sıkıntısı yaşanıyor. Daha Mart ayının başında ihracat yasağı getiren Almanya'yı şimdi Çekya takip ediyor. Fransa'da tüm maske stokuna sağlık personeline dağıtılmak üzere el kondu. Yorumcular darboğazın nasıl aşılabileceğini tartışıyor.

Covid-19 pandemisi nedeniyle sokağa çıkmaya kısıt getiren Avrupa ülkelerinin çoğu bunu Paskalya tatiline ya da hemen sonrasına kadar uzattı. Ama hem uzmanlar hem de birçok köşe yazarı Lockdown tabir edilen kısıtlamaların az çok artarak devam edeceğini düşünüyor ve bu zor günlerle nasıl başa çıkacağımıza kafa yoruyor.

Korona krizi uluslararası siyaseti de sarstı. Çatışma halinde olan taraflar ansızın aynı tehditle karşı karşıya, köklü ittifaklarsa tehlikeye girdi. Gazeteciler pandemiden geriye kalması muhtemel köklü değişimleri tartışıyor.

Polonya'da iktidar partisi PiS'nin hafta sonu çıkardığı kriz yasası, mayıs ayında yapılacak seçimleri de etkiliyor. Yasaya göre 60 yaşın üstündeki vatandaşlar posta yoluyla oy kullanabilecek. Muhalifler, özellikle yaşlıların desteklediği PiS'nin bu şekilde zaferini garantilemek istediğini düşünüyor. Yasayı eleştirenler arasında yer alan basın, muhalefete sesleniyor.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB üyesi devletleri orantısız kriz önlemleri almamaları yönünde uyardı. Macaristan Parlamentosu, olağanüstü hal yasasını onaylayarak Viktor Orbán'a ülkeyi KHK'larla yönetme hakkı tanımıştı. Avrupa basını bu modelin diğer ülkelere de sıçramasından endişeli ve Brüksel'den atağa geçmesini bekliyor.

Covid-19 ABD'yi de trajik realiteyle karşı karşıya bıraktı. 327 milyon nüfuslu ülkede 140 binden fazla hasta, 2 bin 400'ten fazla ölü var. Sosyal mesafe gibi salgını kısıtlayıcı önlemleri 12 Nisandaki Paskalya'ya kadar kaldırmayı düşünen Başkan Trump, bu süreyi 30 Nisan tarihine dek uzattı. Yorumcular ülkenin böyle bir krize hazırlıksız yakalandığını düşünüyor.

Sars-Cov-2 virüsünün yayılmasını yavaşlatma çabaları birçok insanı daha önce tanımadıkları zorluklarla baş başa bırakıyor. Kimileri çocuk bakımı ile evden çalışmayı bir arada yürütmeye çalışırken, diğerleri ayakta kalma savaşı veriyor. Köşe yazarları olağansütü halin uzun vadeli sonuçlarını ve devletlerin nasıl tepki vermesi gerektiğini tartışıyor.

Avrupalı popülist sağcılar sınırların kapanmasına sevinedursunlar, Korona krizi başladığından beri pek çok ülkede sesleri duyulmaz oldu. İktidarda oldukları ABD ya da Brezilya gibi ülkelerde de krizle mücadeleleri kimseyi ikna etmedi. Medya ufukta olası bir rota değişikliğinin belirip belirmediğini tartışıyor.

G20 ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları perşembe günü yaptıkları bir video konferansta dünya ekonomisine 4,5 trilyon avroluk bir yatırımda bulunma ve tıbbi sarf malzemeleri üretimini arttırma vaadinde bulundu. Güney yarımküredeki ülkelerle dayanışma konusu ise niyet ifadeleriyle kısıtlı kaldı. Yorumcular eyleme geçilmesi gerektiğini düşünüyor.

Pek çok Avrupa ülkesinde uygulanan sokağa çıkma kısıtları öncelikle virüsün yayılmasını yavaşlatmaya yarıyor. Çünkü çok sayıda insanın aynı anda hastalanması, en optimal şartlarda bakım sağlayan hastanelerin bile er ya da geç çökmesine neden olabilir. Kimi köşe yazarları esefle, sayısız devletin optimal bakım noktasından çok uzakta olduğunu söylüyor.

ABD Başkanı Trump'ın yanı sıra Avrupalı siyasetçiler ve bilim insanları da Covid-19'u sınırlandırmaya yönelik uygulanan kısıtlamaların kaldırılması konusunda yüksek sesle düşünüyor ve buna uygun stratejilerin geliştirilmesini istiyor. Kısıtlamaların gevşetilmesi için düşünülen ilk tarih Paskalya'yı takip eden günler. Köşe yazarları bu talepler için henüz erken değil mi, diye soruyor.

Birçok yerde uygulamaya konan sokağa çıkma yasakları ve dükkanların kapatılması yeni bir toplumsal yük anlamına geliyor. Bu günlerde yeni dayanışma biçimlerinin tomurcuklandığını görüyoruz. İnsanlar tanımadıkları insanlar için alışveriş yapıyor ve birbirlerini cesaretlendiriyor. Aynı zamanda kurallara uymayanlar ya da uymadıkları sanılanlar, muhbir vatandaşlar tarafından kuşkucu şekilde izleniyor.

Ülke çapında bir haftalık ücretli izin, yoksullar ve ekonomi için getirilecek ilave yardımlar ve 22 Nisanda yapılması planlanan anayasa referandumunun ertelenmesi... Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Covid-19'u frenlemek için alınan bu önlemleri 25 Mart günü televizyondan açıkladı ve o günden bu yana ortalıkta görünmedi. Basın sebebini merak ediyor.

Avrupa'da ilk SARS-CoV-2 enfeksiyonunun tespitinin üzerinden daha iki ay bile geçmedi. Bu süre zarfında virüs gündelik hayatı ve her geçen gün ekonomiyi de zorluyor. Devletler uygun yardımları ve Eurobond tahvillerini tartışırken yorumcuların bir kısmı krizde piyasaların kendilerini regüle edemeyeceğini söylüyor, diğerleriyse korumacılık uyarısında bulunup çivi çiviyi söker düsturunu savunuyor.

ABD'de Koronavirüs bulaşanların sayısı hızla artıyor. Ama Başkan Trump alınan önlemleri yakında gevşeteceğini açıkladı. Ekonomik durgunluğun Korona pandemisinden daha çok insanın hayatına mal olacağını düşünen Trump, Fox News televizyonunda "Çare, sorunun kendisinden daha kötü olmamalı," dedi. Bunun haklı bir yanı da var mı?

Vaka sayılarındaki ciddi artış nedeniyle İsveç'teki sosyal demokrat ve çevreci azınlık hükümeti, pandemiyle savaşta daha katı önlemler almaya karar verdi. Hükümet şu ana kadar çağrı yapıp insanların gönüllülüğüne güvendi. Sınırlar ve ilkokullar açık kaldı, sokağa çıkma kısıtlaması getirilmedi, sadece ağır hastalara test yapıldı. Yorumcular ülkenin daha katı önlemler almasını bekliyor.

27 AB üyesi ülke, Korona krizinin neden olduğu ekonomik zorluklarla mücadele için ortak Eurobond çıkarılması kararını erteledi. İtalya ve İspanya, Korona tahvillerinin acilen çıkarılmasını isterken Almanya, Hollanda ve Avusturya bu yaklaşıma karşı. Yorumcular bu çatışmanın ardında yatanları ve içerdiği şeyleri tartışıyor.

Korona krizi, emin olduğumuz her şeyi sorgulamamıza yol açtı. Günlük yaşantımız birkaç ay sonra neye benzeyecek? Dünya düzeni yıkılacak mı, yoksa virüs başa çıkılabilecek sonuçlar doğurmakla mı kalacak? Köşe yazarları da pandemiden sonra başka bir toplum mu olacağımızı, bunu isteyip istemediğimizi sorguluyor.

İtalya'da son iki haftadır kamusal hayat neredeyse durmuş, hükümet ile muhalefet arasındaki kavgalar da Korona pandemisi yüzünden sona ermişti. Ama Başbakan Conte, kanun hükmünde kararnameyle ekonomik faaliyetleri neredeyse tamamen durdurunca öncelikle Lega lideri Matteo Salvini ona cevap verdi ve kararlara parlamentonun da dahil edilmesini istedi. Salvini haklı mı?

Birçok gözlemciye göre bu virüs, birleşik bir Avrupa fikrini de neredeyse alt etmiş gözüküyor. Üye ülkeler sınırlarını kapatıyor, yurttaşlarının özgürlüklerini kısıtlıyor ve büyük ölçüde ulus-devlet siyaseti güdüyorlar. Yorumcuların çözüm önerilerinde daha esnek davranılması ve tartışmanın sadece Korona tahvilleri etrafında dönmemesi gerektiğini söylüyor.

Avrupa ülkelerinin artık sadece küçük bir bölümü Korona kriziyle mücadele kapsamında tavsiyelerle ve gönüllülük temelinde ilerliyor. Çoğu ülke yurtdışına çıkış konusunda az çok katı sınırlamalar, birçok vakada da olağanüstü hal uyguluyor. Yorumcular hukuk devletinin altının oyulmasından endişeli.

İnsanların balkonlardan sağlık personelini alkışlaması, Korona krizinde bir sembole dönüştü. Ama olağanüstü hal altında sadece hastanelerdeki çalışmalar dikkat çekmiyor. Yorumcular, eve kapanmanın getirdiği kısıtlamalar karşısında hangi mesleklerin toplum açısından en önemlileri olduğunu inceliyor.

Macaristan hükümeti cuma günü ülkeyi sınırsız bir süre için kanun hükmünde kararnamelerle yönetmesine olanak sağlayan bir yasa tasarısı sundu. Tasarı, Budapeşte hükümetinin Covid-19 pandemisi nedeniyle 11 Mart'ta ilan edilen olağanüstü hali parlamento kararı olmadan istediği kadar uzatabilmesini öngörüyor. Olağanüstü hal şu anda 15 günlük sürelerle uzatılabiliyor. Bu girişimin perde arkasında ne var?

Tiyatro oyunları, konserler, okumalar... Virüsün yayılma hızını düşürmek için kültür yaşantımız da zorunlu olarak tatil edildi. Ancak birçok sanatçı, sanatlarını işitilebilir ve görülebilir hale getirmek için çoğu dijital olmak üzere yaratıcı yollar kullanıyor. Bu da yorumcuları çok sevindiriyor.

Korona krizinden en çok etkilenen ülke olan İtalya'da hükümet, salgının yavaşlatılması için yeni önlemler aldı. Başbakan Conte hafta sonunda, hayati mal ve hizmet üretenler dışında bütün şirketlerin kapatılmak zorunda olduğunu açıkladı. Basın bunun iyi bir karar olup olmadığını tartışıyor.

Küresel Korona salgınının yayılmasına karşı yürütülen mücadele, insanlara büyük kısıtlamalar ve yükler getiriyor. Siyasetçiler ve ünlüler, birlik ve dayanışma çağrısı yapıyor. Ama kimileri bu çağrıları üzerine alınmamış olmalı. Medyada kimin hangi sorumluluklara sahip olduğuna dair bir tartışma başladı.

Şu ana dek Yunan adalarındaki sığınmacı kamplarında tek bir Covid-19 vakası bile bildirilmedi. Ancak sığınmacılar için de önlemler katılaştırıldı; dolayısıyla artık sadece tek bir aile ferdi alışverişe çıkabilir. Buna ek olarak enfeksiyon görülmesi durumunda hızla tepki vermek için ilave sağlık istasyonları inşa edilecek. Buna karşın STK'lar kampların boşaltılmasını talep ediyor. Yorumcular bu talebi destekliyor.

Avrupa Merkez Bankası ECB, küresel Korona salgınının ekonomik sonuçlarını hafifletebilmek için yıl sonuna kadar 750 milyar avro tutarında tahvil alacak. ECB, daha geçen hafta içinde, tahvil alımına 120 milyar avro ayıracağını açıklamıştı. Devlet ve şirketlerin borç alırken kullanacakları faizler, bu sayede kontrol altında tutulacak. Kriz için en uygun yaklaşım bu mu gerçekten?

Birçok ülke, Korona pandemisiyle mücadele amacıyla olağanüstü hal ilan etti ve sokağa çıkma yasağı koydu. Nitekim İtalya, İspanya, Fransa, Belçika ve Danimarka'da sadece çok özel durumlarda evden çıkılabiliyor.

Avrupa'da yaşayan milyonlarca insan, kendilerini bir anda dört duvar arasında buldu ve bu yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışıyor. Hareket özgürlüğünün henüz kısıtlanmadığı yerlerde de birçok kişi, Koronavirüs salgınını yavaşlatmak için evlerine kapanıyor. Gazeteciler, okurlarını bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeleri konusunda cesaretlendiriyor.

Korona pandemisi Wuhan'dan hızla yayılırken Çin hükümeti, ciddi önlemler alarak salgını kontrol etmeyi başardığını ileri sürüyor. Bölge ekonomisi canlanmaya başladı. Pekin yönetimi şu anda tavsiyede bulunan, hatta Avrupa'ya tıbbi yardım sağlayan ülke konumunda. Siyasette ve basında Çin'in Avrupa'ya örnek olup olamayacağı tartışılıyor.

Avrupa Birliği geçtiğimiz salı günü Covid-19'la mücadelede, ülkeye girişleri şimdilik 30 günlüğüne yasakladı. Buna ek olarak AB Konseyi lideri Charles Michel, Avrupa ekonomisine 'gerekli olan her şeyin' yapılacağı konusunda teminat verdi. Köşe yazarları birliğin küresel salgınla mücadelede şimdiye kadar pek de iyi bir sınav vermediğini düşünüyor.

Avrupa Merkez Bankası ECB, Koronavirüs pandemisinin doğuracağı ekonomik sonuçlarla mücadele kapsamında, ekonomideki kredi akışını ayakta tutabilmek için bankalara kredi vereceğini açıkladı. Ana faiz oranı değişmeyecek. Brüksel 7,5 milyarla başlayıp daha sonra 25 milyar avroya çıkacak mali desteklere güveniyor. Köşe yazarları bu adımların yeterli olduğundan emin değil.

Tüm dünyada devletlerin yanı sıra vatandaşlar da SARS-CoV-2 virüsünü kontrol edebilmek için çeşitli önlemler aldı. Artık daha az seyahat ediliyor, daha az üretiliyor, daha az naklediliyor. Dünyanın pek çok köşesinde çevresel yükler hissedilir şekilde azaldı. Ancak yorumcular, bu önlemlerin uzun vadede iklim değişikliğini durdurabileceğine inanmıyor.

İtalya hükümeti yeni tür Koronavirüsün yayılmasını engellemek için salı günü ülkede kamu hayatına kilit vurdu. Pazar günü ülkenin kuzeyindeki öncelikle 15 vilayet 'kırmızı bölge' ilan edilirken, şimdi tüm İtalya'da resmi kurumlar kapatıldı, spor müsabakalarıysa ertelendi. Ölüm vakaları 460'a yükseldi. Yorumcular yurttaşların da durumdan sorumlu olduğunu düşünüyor.

Covid-19 pandemisiyle mücadele, Avrupa'da hem ekonomi hem toplumu zorlu bir teste tabi tutuyor. Hastaneler insanları geri çeviriyor, okullar, kültür kurumları ve sınırlar kapatıldı, iş kolları felç olmuş durumda. Yaşananlar yurttaşlar için ağır bir yük. Yorumcular, virüsün siyasetçiler, şirketler ve yurttaşların düşünme ve davranma biçimini nasıl değiştirdiğini inceliyor.

Koronavirus paniği dünya nüfusunun büyük kısmını sardı. Dünya Sağlık Örgütü WHO'ya göre halihazırda 87 ülkede ve yaklaşık 98 bin kişide Koronavirüse rastlandı. Avrupa'daki vaka sayısı da giderek artıyor ve çoğu İtalya'da olmak üzere 150 kişi öldü. Avrupa basını, kapıda bekleyen salgınla nasıl baş edilmesi gerektiğini ve geleceğimizi tartışıyor.

Koronavirüs'ün İtalya'da hızla yayılması nedeniyle Roma yönetimi bugün (salı) komşuları Slovenya, Fransa, İsviçre ve Avusturya'nın yanı sıra Almanya ile birlikte alınacak önlemleri görüşecek. İtalya'da hastalık vakalarının sayısı 220'nin üzerinde. Yorum sayfalarında paniğe olduğu kadar aklıselime de rastlanıyor.

Koronavirüs durdurulamaz şekilde yayılmayı sürdürüyor. İtalya'da şimdiye kadar 320 vaka tespit edildi. Pek çok gözlemci salgının üretimde kesintilere, tedarik zincirlerinde aksamalara ve tüketimin azalmasına yol açarak ekonomiye de zarar vereceğinden endişeli. Diğerleriyse krizin fırsat yarattığı görüşünde.

Pekin yönetimi salı günü, yıldızlar yerine üzerine korona virüsü yerleştirilmiş bir Çin bayrağı karikatürü yayınlayan Jyllands-Posten'dan özür dilemesini istedi. Stockholm yönetimi, ülkedeki kamu televizyonuna ve gazetelere baskı uygulayan Çin büyükelçisini, ocak ayı ortasında görüşmeye çağırmıştı. Danimarka ve İsveç medyası, ödün vermemek konusunda hemfikir.

Aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde ilk kez görülen koronavirüs yayılmaya devam ediyor. Şu ana dek 42 binin üzerinde vaka bildirildi, toplam 1113 kişi hayatını kaybetti. Avrupalı medya organları, tüm eleştirel seslere rağmen, hastalık karşısındaki örnek müdahalesi nedeniyle Çin'i övüyor ve beklenmedik yan etkileri inceliyor.