Tekne faciasının sebebi geri itme girişimi miydi?

Yunanistan’ın güneybatısında meydana gelen ve muhtemelen yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan tekne kazasının ardından, Yunan sahil güvenliğine yönelik sert suçlamalar var: Medyada çıkan haberlere göre, kazadan kurtulanlar teknenin İtalya’ya doğru çekilmeye çalışılırken alabora olduğunu iddia ediyor. Suçlamaları yalanlayan Yunan tarafı, yardım tekliflerinin reddedildiğini öne sürüyor. Yorumcular sarsılmış gözüküyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Documento (GR) /

Bu bir cinayetti

Gazeteci ve Documento’nun yayıncısı Kostas Vaxevanis öfkeli:

“Pylos’ta yaşananların, yüzlerce insanın bulunduğu bir geminin uydular, kameralar, GPS ve teknolojinin sağladığı bütün imkânlarca izlenirken batmasının tek bir nedeni var: barbarlık. ... Kameraların kayda almadığı, ancak vuku bulanları bir gözünüzün önüne getirin: Birkaç düzine liman ve deniz subayı, önlerinde monitörlerle sıraya dizilmiş. Monitörlerde her şey görülüyor. Gemi, geminin konumu, tehlikeler. ... Cinayet anbean ekranlara yansıyor ve kaydediliyor. Peki onlar ne mi yapıyorlar? Kurtarma eyleminde bulunulmaması gerektiğine dair ‘siyasi’ bir planı hayata geçiriyorlar.”

TVXS (GR) /

Propaganga organizasyonu mükemmeldi

Berlin'de yaşayan nörolog, psikiyatrist ve psikoterapist Nikolaos Rigas, TVXS web portalında şunları yazıyor:

“Dümeninde acımasız suçluların olduğu ve içinde yaklaşık 700 insanın bulunduğu illegal bir balıkçı teknesi, devlet aygıtı tarafından yaklaşık on iki saat boyunca yakından takip edilmişse, içindekilerin tamamını ya da büyük bir bölümünü kurtarmak için fazlasıyla zaman olduğu söylenebilir. Öyleyse, 14 Haziran gecesinin ilk saatlerinde kapkaranlık ama durgun denizde yaşananlar nasıl açıklanabilir? ... Olayın hemen ardından, ölümleri engellemenin mümkün olmadığına önce bizi, sonra da dünya kamuoyunu ikna etmeye yönelik iyi hazırlanmış bir iletişim mekanizması devreye sokuldu. Bu propaganda, kurtarmanın başarısıyla kıyaslandığında oldukça mükemmel bir şekilde organize edilmişti.”

NRC Handelsblad (NL) /

Asla alışmamalıyız

NRC, AB'nin yasal bir göç sistemi yaratamamış olmasını utanç verici buluyor:

“Bu siyasi acizliğin -ya da daha doğrusu isteksizliğin- doğuracağı yegâne sonuç, denizde daha fazla ölüm ve bu ölümlere daha da fazla kayıtsızlık olacak. ... Şöyle denebilir: Göçmenler kendi sorumluluklarını kendileri üstlenmeli, bu tehlikeli yolculuğa köhne bir tekneyle çıkmaya kalkışıp kalkışmayacaklarına kendileri karar vermeli. Ama pekâlâ şöyle de denebilir: Bu kötü kararlarının bedelini yaşamlarıyla ödemelerine seyirci kalmak, Avrupa Birliği'ne hiç yakışmıyor ve buna kimsenin alışmaması gerek.”

Salzburger Nachrichten (AT) /

İnsan tacirleriyle mücadele edin, göçmenlerle değil

Akdeniz’de yaşananlar Avrupa’nın değerleriyle bağdaşmıyor, diyor Salzburger Nachrichten:

“Deniz kazası geçirip boğulan birine ‘kendi suçun’ demek, hümanist bir dünya görüşüyle bağdaşmaz. Ahlak ve insaniyet bir yana, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerimizle ve hukukun üstünlüğüne inanmış bir Avrupa’yla da bağdaşmaz. Genç erkeklerin, kadınların ve çocukların kıyılarımızda boğulmasını kendimize yediremiyorsak, geç kalmadan buna karşı tedbirler almalıyız. ... Bunun yolu, ülkelerinden kaçmalarının nedenleriyle savaşmaktan geçiyor. ... Bu tedbirler de tekneler daha denize açılmadan insan tacirleriyle mücadele etmeyi gerektiriyor, göçmenlerle değil.”

Süddeutsche Zeitung (DE) /

Tereddütlerin sonuçları oluyor

Süddeutsche Zeitung, tereddütlü Kuzey Afrika politikası dolayısıyla bu acılardan AB’nin de sorumlu olduğu yorumunda bulunuyor:

“Genç Tunuslular ve Libyalılar … Avrupa, Arap Baharı’ndan sonra verdiği sözleri tutmadığı için botlara biniyor. Libyalılar, diktatör Kaddafi’yi devirdikten sonra milislerin insafına terk edildi. Oysaki yurttaşlar, iki parlamento seçiminde ve 100’den fazla bölgedeki yerel seçimlerde, refah ve özgürlüklerini Avrupa’da değil, kendi anavatanlarında aradıklarını göstermişti. Tunus’a giden ekonomik yardımlar, göçü durdurması için AB’nin Türkiye’ye gönderdiği meblağın ancak bir kısmına denk düşüyor. Akdeniz üzerinden gerçekleşen kitlesel göçün nedeni, Avrupa’nın tereddütleri.”

La Stampa (IT) /

Avrupa ruhsuz bir kale

La Stampa Avrupa’yı suçluyor:

“Bütün tanıklar, 600 kişinin kayıp olduğunu söylüyor: Mısır’dan yola çıkmışlar, Libya’yı geçmişler ve [Yunanistan kıyılarına] gelmişler. İçinde sıkıştıkları tekne bir Frontex uçağı tarafından tespit edilmesine ve Atina sahil güvenliği uyarılmış olmasına rağmen, zamanında kurtarılamadılar. ... Tüm bu süre boyunca [Avrupa Komisyonu Başkanı] Ursula von der Leyen’in ya da [Avrupa Parlamentosu Başkanı] Roberta Metsola’nın tek bir kelime etmediği Avrupa ise kör, sağır ve kayıtsız. Artık bir ruhu olsun istemeyen ruhsuz bir kale.”

Blog Pitsirikos (GR) /

Numaradan yas tutuluyor

Blog yazarı Pitsirikos, yaşananları acı bir ironiyle yorumluyor:

“Boğulan göçmenler [25 Haziran’daki] seçimlerde Nea Dimokratia’nın oylarını daha da arttıracak, çünkü Yunanlar boğulan göçmenler için üzülüyormuş gibi yaparken, aslında göçmenlerin boğulmasına yol açan bir hükümete sahip olmaktan hayli mutlular. ... Haydi hep birlikte muhteşem Yunan yazının keyfini çıkaralım. ... Ancak balıkçı teknesindeki yüzlerce cesedi kaldırdığımızdan emin olalım ki boğulan bebekler kumsallarımıza vurmasın ve turistler ülkemizi terk etmesin.”

La Vanguardia (ES) /

Madrid'in göç anlaşmasını güçlendirmesi gerek

La Vanguardia, İspanya'nın yaklaşan AB Dönem Başkanlığı'nı iltica reformunu hızlandırmak için kullanması gerektiğinin altını çiziyor:

“Avrupa, göç ve iltica politikasının nasıl ele alınacağına ilişkin kriter ve koşulları daha fazla gecikmeksizin kabul edip, nihai hale getirmeli. Akdeniz'de 2014 yılından beri 20 bin kişi hayatını kaybetti. ... Her devletin kendi kabul ettiği göçmenlerden sorumlu olması kriteri, kimi ülkelerin en kötü reflekslerini güçlendirdi ve yabancı düşmanlığını pekiştirdi. Bu anlaşmanın imzalanması ve durdurulamayan göçün -şimdiki gibi- göç alan ülkeleri 'kendi kaderine terk etmeden' orantılı bir şekilde dağıtılması, İspanya açısından şimdiden büyük bir başarı olacaktır.”

In.gr (GR) /

Tek suçlu insan tacirleri değil

In web portalı, AB'nin sorumluluğuna dikkat çekiyor:

“Akdeniz yıllardır bir ölüm denizine dönmüş durumda. Yoksulluk, şiddet ve savaştan kaçan insanlar, Avrupa'da daha iyi bir gelecek umuduyla yollara düşüyor. Yasal yollardan göç edemiyorlar, zira AB'nin göç politikasını yıllardır aşırı sağ dikte ediyor. Tüm Avrupa devletlerinin nüfus hareketleriyle kurulduğu gerçeğini yok sayarak, 'yerimiz yok' diye canhıraş bağırıyorlar. Bu nedenle de Avrupa'ya gitmek isteyen insanlar kaçakçılara başvurmak zorunda kalıyor. ... Binlerce kişinin boğulmasının 'kaçakçıların' suçu olduğunu söylemek kolaya kaçmaktır. .... Evet, suçlular. Ama tek suçlu onlar değil. ... İnsan tacirleri, Avrupa göçmenleri istemediği için var.”

Avgi (GR) /

Uygulanabilir yegâne seçenek dayanışma

Avgi, bu tür trajedilere ancak birlik ve uluslararası hukuk temelinde çözüm bulunabileceği kanaatinde:

“Günümüz Avrupasında, ölü sayısının çokluğu dahi meselenin aciliyetini görmeye ya da sığınmacı ve göç sorunuyla ilgili politika değişikliğine gitmeyi tartışmaya vesile olmuyor. Kuşkusuz, demokrat hükümetlerin iktidarda olduğu zamanlarda durum böyle değildi. Bugün rüzgârın Meloni, Orbán ve Le Pen'in yanı sıra Alman ve İspanyol aşırı sağı lehine estiği bir dönemde işler değişir mi? Avrupa'da dayanışma, adil dağıtım ve uluslararası hukuk ile sığınmacıların haklarına saygı ilkeleri üzerine inşa edilmiş bir çözüm dışında seçenek yok.”