(© picture-alliance/dpa)

  Avrupa'da sığınmacı politikası

  35 yorum

Devletler topluluğu, 10-11 Aralık tarihlerinde BM göç Anlaşması'nı imzalamak üzere Marakeş'te toplanıyor. Ancak gün geçmiyor ki bir ülke daha anlaşmayı imzalamayacağını açıklamasın. Bunların arasında Doğu Avrupalı AB ülkelerinin yanı sıra Avusturya ve İtalya var. Bağlayıcılığı olmayan anlaşmanın hedefi, sığınma ve göçün düzenli ve kontrollü şekilde yapılabilmesi. Anlaşma neden dirençle karşılaşıyor?

Brexit'in yanı sıra Salzburg'taki zirvenin en önemli ikinci başlığı göç oldu. Avusturya Başbakanı Kurz, Ankara'yla imzalanan anlaşma örnek alınarak Kahire'yle de işbirliğine gidilmesini önerdi. Frontex'in bütçesinin arttırılması konusunda mutabakat sağlandı. Kimi köşe yazarları, AB'nin doğru yolda olduğunu dile getirirken diğerleri ayrıntılar konusunda yeni tartışmalar başlayacağından endişeli.

İtalya İçişleri Bakanı Salvini ile Macaristan Başbakanı Orbán, sığınmacı akını karşısında "Avrupa'nın korunması" için daha aktif çalışma kararı aldı. Milano'daki buluşmalarında ikili, AB'de göç karşıtı bir ittifak kuracaklarını duyurdu. Yorumcular AB'nin geleceğine kaygıyla bakıyor ve Avrupa'da yükselişe geçen egemenlik anlayışının sebeplerini inceliyor.

İtalya'da, denizden kurtarılan 177 sığınmacının bulunduğu bir sahil güvenlik gemisi bir hafta önce Sicilya'ya yanaşma izni aldı. Öncesinde İtalya İçişleri Bakanı Salvini, diğer AB devletlerinin almamaları halinde sığınmacıları Libya'ya geri göndereceğini açıklamıştı. Yorumcular Salvini'nin tecrit politikasını küçük hesapçı bulsalar da bir taraftan anlayışla karşılıyorlar.

Angela Merkel ile İspanyol mevkidaşı Pedro Sánchez, Kuzey Afrika'dan gelen sığınmacılar konusunda daha sıkı işbirliği kararı aldı. Bu karar uyarınca Fas'a sınır kontrolleri için daha fazla maddi kaynak aktarılacak, İspanya ise Almanya'ya gitmeyi başarmış münferit sığınmacıları geri alacak. Berlin ile Madrid yeni bir sığınmacı politikasının start düğmesine basabilir mi?

İspanya'ya gelen mültecilerin sayısı 12 yıldan bu yana hiç olmadığı kadar artarak, İtalya'ya gelenlerin sayısını aştı. Muhafazakar Halk Partisi'nin yeni lideri Pablo Casado sosyalist Başbakan Pedro Sánchez'i 'iyi insan' politikasıyla milyonlarca Afrikalı'yı ülkeye çekmekle suçluyor ve bu yüzden köşe yazarları tarafından eleştiriliyor.

AB Komisyonu Budapeşte'deki milliyetçi-sağ hükümetin iltica politikası karşısında baskıyı arttırdı. Komisyon Macaristan'ı, devam eden sözleşmeyi ihlal davasının son adımı olarak Avrupa Adalet Divanı'na sevk etti ve ilticacılara yardım edenlere karşı çıkarılan Soros'u durdur paketine karşı yeni süreç başlattı.

Denizde kurtarma çalışması yapanlar salı günü Libya kıyıları açıklarında, yanında iki cesetle parçalanmış şişme botunun kalıntılarına tutunmuş bir kadına rastladı. Yardım örgütleri, Libya Sahil Koruma'yı Akdeniz'de göçmenlere yardım etmeyip deniz ortasında bırakmakla suçluyor. Yorumcular, AB'nin nasıl olup da yıkılmış bir devlet olan Libya'yla işbirliği yapabildiği sorusunu soruyor.

İtalya Cumhurbaşkan Mattarella'nın girişimiyle, bir İtalyan Sahil Güvenlik gemisi ile kurtarılan 67 sığınmacı, perşembe akşamı İtalya'ya giriş yapabildi. İçişleri Bakanı Salvini önce geminin Sicilya'ya demir atmasını yasaklamış, ardından sığınmacıların karaya çıkmalarına izin vermemişti. Salvini ne amaçlıyor?

Alman İçişleri Bakanı Seehofer iltica talep etmek isteyenleri Almanya sınırlarında durdurma planını hayata geçirmek üzere Avusturya Başbakanı Kurz'u ziyaret etti. Ancak Kurz, Dublin Sözleşmesi'ne göre iltica başvurusu yapanların Avusturya'ya gönderilmesini kabul etmedi. İki ülke basını da buluşmayı alaycı bir şekilde eleştiriyor ve milliyetçi bencilliğin sınırlarına dayandığımızı dile getiriyor.

Almanya'da İçişleri Bakanı Seehofer ile Başbakan Merkel, iltica tartışmasına son verdiler. Buna göre Almanya'nın Avusturya sınırında, başka ülkelerde kayıt altına alınmış mülteci adaylarının ülkeye girmesini önleyecek ve onları ilgili ülkeye geri gönderecek 'transit merkezleri' kurulacak. Avrupa basınına göre, uzlaşıya rağmen bazı şeyler geri dönülmez bir hasar aldı.

AB'li devlet ve hükümet başkanları Avrupa sınır güvenliği ajansı Frontex'i güçlendirmek ve gemilerle gelen sığınmacılar için geçici kabul merkezleri kurmak istiyor. Göçmenler daha sonra isteyen ülkeler arasında paylaştırılacak. Sol ve sol liberal basındaki köşe yazarları yalıtımcı siyasetin mağduru olan sığınmacıların kaderlerine dikkat çekiyor.

Perşembe günü (bugün) başlayacak AB zirvesinde, iltica ve göç politikaları konusunda bir atılım yapılması bekleniyor. Zirvenin ana başlıkları Dublin kurallarının reformu ve tekneyle gelen sığınmacıların durumu. Avrupa medyası çözüm önerileri getiriyor.

Macaristan'da "yasadışı göçe yardım" eden ve örneğin takibata uğramamış sığınmacıları iltica başvurusunda destekleyenlere bundan sonra hapis cezası verilecek. Buna ek olarak "yabancı bir halkın" Macaristan'a yerleşmesini yasaklayan bir anayasa değişikliği de sadece beş karşı oyla kabul edildi. Yorumcular şaşkınlık içinde. Üstelik sadece Macaristan'dakiler değil.

Hafta sonu yapılacak AB zirvesi öncesinde -ve Angela Merkel'in talep ettiği mini zirvenin ardından- AB devletlerinin ortak bir göç politikasına ulaşıp ulaşmayacakları hala belli değil. Aynı belirsizlik, dayanışmacı sığınmacı alımı taraftarları ve tecrit politikası temsilcileri arasında kimin galip geleceği sorusunda da geçerli. Gazeteciler siyaseti uyarıyor.

Almanya'nın iltica politikası hakkındaki tartışmalarda uzlaşma beklenmiyor. İçişleri Bakanı Seehofer (CSU), başka bir AB ülkesinde iltica başvurusu yapanların Almanya sınırında geri çevrilmesi konusunda ısrar ediyor. Başbakan Merkel (CDU) ise Avrupa odaklı bir çözümden yana. Avrupalı yorumcular Seehofer'in zaferinin sonuçlarını ve neden Merkel'in bu kadar zayıf bir duruş sergilediğini tartışıyor.

İspanya'nın yeni İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska bir röportajda, Melilla ile Ceuta'daki sınırda jiletli telleri kaldırmak için elinden gelen her şeyi yapacağını bildirdi. Sınır güvenliği amacıyla jiletli telin kullanılması İspanya medyasında da tartışmalara yol açtı.

Avusturya Başbakanı Kurz, sığınmacı politikasında daha yakın işbirliği konusunda Almanya İçişleri Bakanı Seehofer ile uzlaşıya vardı. Berlin ve Viyana, Roma'yla birlikte "Gönüllüler Ekseni"ni oluşturacak. Yorumcular, henüz netleşmemiş bu işbirliği için seçilen isimden rahatsız.

İspanya'daki yeni hükümet 629 mülteciyi barındıran kurtarma gemisi Aquarius'a limanını açtı. Ancak Akdeniz geçişi, erzak yetersizliği nedeniyle zorlu geçecek. Malta ile İtalya, günlerce tartışmış, limanlarını gemiye açmamıştı. Yorumculara göre Aquarius dramı, Avrupa'nın iltica politikasının iflasını simgeliyor.

Danimarka Başbakanı Lars Lökke Rasmussen, Danimarka'da iltica talepleri kabul edilmeyen göçmenlerin gelecekte yurtdışındaki "pek de çekici olmayan" mülteci kamplarına gönderilmesini planladığını açıkladı. Bu kamplarla ilgili planlar aralarında Avusturya'nın da bulunduğu bazı ülkelerle birlikte gerçekleştirilecek. Bazı köşe yazarları bu gelişmeye alkış tutarken, diğerleri Avrupa iltica politikasının net bir rotaya girdiğini söylüyor.

AB zirvesinde buluşan devlet ve hükümet başkanları, sığınmacıların bağlayıcı kotalarla dağıtılmasına ilişkin tartışmalarını çözüme ulaştıramadı. AB Konseyi Başkanı Tusk ve çok sayıda Doğu Avrupa ülkesi, sığınmacı kotasını kaldırmak istiyor, Almanya ve Hollanda gibi istisnai ülkelerse dayanışma talep ediyor. Kutuplaşma, Avrupa basınına da hakim.

Birleşmiş Milletler, sığınmacıların Akdeniz'de yakalanması için Libya Sahil Güvenlik'i ile işbirliği yapan AB'yi sert bir dille eleştirdi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad El Hüseyin, bu işbirliğiyle Libya'daki 'alıkonma merkezleri'nde korkunç koşullar altında yaşamak zorunda kalanların sayısının arttığını ileri sürüyor. Bazı yorumcular komiserin görüşüne katılırken, diğerleri İtalya ve AB'nin arabuluculuğunu takdir ediyor.

Macaristan ve Slovakya, sığınmacıların paylaşımı konusunda 2015'te belirlenen kotalara karşı Avrupa Adalet Divanı'nda açtıkları davayı kaybetti. Bratislava kararı kabul ederken, Macar siyasetçiler direnmekte kararlı. Divan kararı sığınmacı politikasını ve Macaristan'a karşı tutumu nasıl belirleyecek?

Avrupa ve Afrika ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları Paris'te, Akdeniz üzerinden göçü önlemek için yeni yollar aramak üzere buluştu. Sığınmacıların iltica başvuruları bundan sonra Afrika ülkelerinde alınabilecek. Bazı yorumcular bu yaklaşımı doğru bulurken, uygulanabilir olduğuna inanmıyor. Diğerleriyse dehşet içinde ve buluşmayı utanç zirvesi olarak değerlendiriyor.

Libya sahil güvenliği, Akdeniz'deki seferlerini arttırırken STK'ların Libya karasularında çalışmasını yasakladı. İtalya ve AB de teknik ve lojistik anlamda [Lbya'ya] destek veriyor. İtalya'ya gelen sığınmacı sayısı azalırken, STK ve sol siyasetçiler bu politikaları sert bir biçimde eleştiriyor. Avrupa nasıl bir tavır takınmalı?

Mültecilerle ilgili kurtarma girişimi tartışmasında İtalyan polisi 'Jugend rettet' örgütünün, Akdeniz'de seyreden Iuventa gemisine el koydu. Gemi mürettabatı insan kaçakçılarının girişimlerine destek sağlamakla suçlanıyor. Alman kökenli örgüt, diğer STK'ların çoğunluğu gibi kurtarma girişimlerini düzenleyen Davranış Yönetmeliği'ni imzalamayı reddetti. İtalyan medyası duruma öfkeli.

Balkan hattını kapatmak sorunu çözmedi. Bu yıl İtalya'ya 90 binden fazla göçmen geldi, 2 bin kişiden fazlası da Akdeniz'de boğuldu. Roma hükümeti, açık denizdeki mülteci kurtarma ekiplerine giderek daha eleştirel bakıyor, içişleri bakanlığı ve STK'lar, çalışmaları için bir Davranış Yönetmeliği konusunda görüş ayrılığı yaşıyor. Yorumcular hem STK'ların hem de AB'nin harekete geçmesi gerektiği görüşünde.

İtalya'daki mülteci sayısının artması üzerine Avusturya hükümeti sınır kontrollerini arttırmakla ve İtalya sınırına asker göndermekle tehdit etti. Avusturya Dışişleri Bakanı Kurz gerektiğinde sınırları "korumaya" hazır olduklarını söyledi. Bu sözler seçim kampanyası çığırtkanlığı mı, yoksa mülteci krizinde AB'nin başarısızlığının sonuçları mı?

Paris ve Berlin yönetimleri, mülteci krizinde Roma'ya "kararlı bir dayanışma" sözü verdi. Fransız dışişleri bakanlığının pazar günkü üçlü zirvenin ardından yaptığı açıklamaya göre, Almanya ile Fransa sığınmacı alımı sorumluluklarına uymak için çaba gösterecekler. Yardım örgütleri için de "davranış kuralları" getirilecek. Avrupa basını kararları boş laf olarak değerlendiriyor.

"Karşı oy kullanmış olsanız da verilen kararlar geçerli hukuku oluşturur." AB Komisyonu Başkanı Juncker bu sözlerle Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ne karşı açılan, sözleşmeyi ihlal davasını savundu. Üç ülke mültecilerin üye ülkelere paylaştırılmasını öngören 2015 tarihli anlaşmaya uymamakta direniyor. Bu durumda Brüksel'in bundan sonra atacağı adımlar ne olmalı?

Macaristan hükümeti iltica yasalarını bir kez daha sertleştirdi. Parlamento, halihazırda ülkede bulunan ve bundan sonra ülkeye gelmek isteyen mültecilerin sınırlarda enterne edilmesini sağlayacak transit bölgelere onay verdi. Başbakan Orbán'ın ülkeyi itibarsızlaştırdığını eleştirilerinin yanı sıra, Macaristan'ın nihayet güvenli bir ülke olduğuna sevinenler de var.

Bir ülkeye girebilmek ve iltica başvurusu yapabilmek için AB ülkelerinin yurtdışı temsilciliklerine başvuranlara vize verme zorunluluğu bulunmadığı belirlendi. AB Avrupa Divanı salı günü vize verilip verilmemesinin iç hukukla ilgili olduğuna karar verdi. Pek çok hükümet AAD'nin kararıyla rahat bir nefes almış görünüyor. Ancak Avrupa basınında mahkeme kararıyla ilgili farklı görüşler yer alıyor.

AB Libya'yla daha sıkı bir işbirliğine girerek Kuzey Afrika'dan gelen göç dalgasına set çekmek istiyor. Devlet ve hükümet başkanları Malta Konferansı'nda Libya sahillerindeki kontrolleri yoğunlaştırarak mültecilerin Akdeniz'i geçmelerinin engellenmesi, ülkedeki kamplarda kalmalarının sağlanması kararı aldı. Yorumcular istikrarsız bir ülkeyle yapılan anlaşmanın hiç bir şey getirmeyeceği gibi, plana Moskova'nın da dahil olacağına inanıyorlar.

Avrupa Komisyonu mart ayından itibaren Avrupa Birliği'ne Yunanistan üzerinden giriş yapan sığınmacıları bu ülkeye geri göndermek istiyor. Dublin Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri, Yunanistan'daki mülteci barınaklarının uluslararası standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle 2011'de askıya alınmıştı. Bazı yorumcular Atina'nın hala hazır olmadığı görüşünü savunurken diğerleri ise sığınmacıların Yunanistan'a iadesine inanmıyor.

Mültecilerin paylaştırılmasına ilişkin halkoylamasının üzerinden bir ay geçtikten sonra göçmenler, kamuoyunda herhangi bir rol oynamıyor. Macaristan'da 2 Ekimde yapılan oylamada halkın yüzde 98'i AB'nin mültecilerin ülkelere paylaştırılmasına ilişkin kota uygulamasına karşı çıktı. Ancak katılım sadece yüzde 44, gerekli katılım oranıysa yüzde 50'nin üstüydü. Orbán mültecilerle ilgili halk oylamasında başarısız mı oldu?