İran'da protestolar: Rejim değişikliği için fırsat mı?
İran’da halk, aralık ayının son günlerinden bu yana protesto gösterileri düzenlerken, rejim buna sert karşılık veriyor: Aktivistlere göre en az 35 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1.200 kişi ise gözaltına alındı. Hayatını kaybedenler arasında rejim yanlıları da bulunuyor. Tahran’daki öfkeli tüccarların başlattığı protestolar, kısa sürede ülkenin yarısından fazlasına yayılan siyasi eylemlere dönüştü.
Dış baskı gerçek bir faktör
Der Standard’a göre İran rejimi köşeye sıkışmış durumda:
“Tehlike bu kez iki taraftan, dışarıdan ve içeriden geliyor: Bir yanda ‘Kahrolsun diktatör!’ sloganları atan ve bazıları şiddete meyilli göstericiler, diğer yanda ise Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’ndan sonra artık kulağa gerçek dışı gelmeyen ABD ve İsrail kaynaklı tehditler. ... ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Farsça X hesabı da dahil olmak üzere şu mesajı yaymaktan yorulmuyor: Artık herkes biliyor ki Donald Trump bir şey yapacağını söylüyorsa, yapar. ABD Başkanı, rejimin kendilerine şiddet uygulaması halinde göstericilerin ‘yardımına gelmeye’ hazır.”
Değişim içeriden gerçekleşmeli
Sosyolog Azadeh Kian, Le Monde’da İranlıların kaderlerini kendi ellerine almaları gerektiğini savunuyor:
“Maduro’nun kaçırılmasının ardından Trump’ın yinelediği askeri müdahale tehditleri, tıpkı Mossad ve Binyamin Netanyahu tarafından halka yönelik yapılan dayanışma açıklamaları gibi nihayetinde yalnızca İslamcı rejimin işine yarıyor: Böylece tüm muhalifleri ABD ve İsrail ajanı olmakla suçlayabiliyorlar. ... Rejimi değiştirmek bizzat İranlıların elinde. Bu da ancak toplumsal hareketlerin süreklilik kazanması ve farklı sosyal, etnik ve dini grupların birlikte mücadele etmesiyle mümkün olur ve İran halkları rejimin boyunduruğundan ancak bu sayede kurtulur.”
Strateji ve koordinasyon eksikliği var
Bu iş böyle olmaz, diye yazıyor El País:
“Bazı yorumcular, tıpkı bir futbol maçındaki gibi protestolara tezahürat yapıyor. ... Yeni protesto dalgası, İslam Cumhuriyeti’nin çöküşünü arzulayanlarda beklentiler uyandırıyor. Ancak İranlıların omuzlarına orantısız bir yük bindirilmemeli. ... Net bir liderlik, iyi örgütlenmiş bir hareket ya da gerçek güç merkezine -yaşlı Ayetullahlar yerine Devrim Muhafızları generallerine- meydan okuyan bir strateji olmazsa, protestolar yalnızca Mesud Pezeşkiyan hükümetini zayıflatır. O da zaten sistem tarafından kısıtlanmış durumda ve vadedilen reformları hayata geçiremiyor. Bunun sonucunda da sertlik yanlıları güçleniyor.”
Herkesi kapsayan organize bir protesto
İranlı siyaset bilimci Hamid Enayat, L’Obs’da konuk yazar olarak kaleme aldığı makalesinde önceki protesto dalgalarıyla olan belirgin farklara dikkat çekiyor:
“Önceki ayaklanmaların aksine bu çok daha organize. Direniş grupları, çarşılardan üniversitelere ve taşra kentlerine kadar çok farklı çevrelerde hareketin ivmesini sürdürmeyi başardı. Ayrıca geçmişin aksine, Fransız siyasetçiler ve devletler isyanın başlamasından hemen bir gün sonra rejimin baskısını açıkça kınadı. Uluslararası tazyikler, rejimin baskı kapasitesini şüphesiz kısıtlıyor.”
Kendi çıkarımız için desteklemeliyiz
Svenska Dagbladet, rejim düşerse bundan Avrupa’nın da fayda sağlayacağını belirtiyor:
“Teokratik rejim bizi de tehdit ediyor. İfade özgürlüğümüz ve özellikle İslam’ı eleştirme özgürlüğü, 1989 yılında yazar Salman Rüşdi’ye karşı verilen fetvadan bu yana artık aynı değil. Ve son zamanlarda İran, İsveç’teki sürgün İranlılara ve İsrail hedeflerine karşı çete liderleri tarafından saldırılar düzenlenmesi talimatı verdi. Bu da otoriter yöneticileri kendi halklarından korumaya çalışan diktatörlükler arasında giderek küreselleşen işbirliğinde İran’ın nasıl öncü bir rol oynadığının pek çok örneğinden yalnızca bir tanesi. Bu nedenle, demokrasilerin insanların özgürlük arayışını desteklemekte bariz bir çıkarı var - İran’da da.”
Ayetullahlar gerilmekte haklılar
Taz, çarşılardaki grevlerin rejimi ciddi baskı altına soktuğunu yazıyor:
“Çünkü tarihsel olarak bu bir uyarı sinyali: 1891 Tütün Hareketi’nden 1979 Devrimi’ne kadar çarşı, her daim siyasi dönüşümlerin katalizörü oldu. Rejim, buna karşı kendini sağlama almak için ruhsatlar ve makamlarla çarşıları kendine bağlamaya çalıştı. O zamandan bu yana da çarşı, istisnalar hariç sistemin muhafazakâr payandası sayılıyordu. Başkaları protestodayken o susmuştu. Şimdi çarşı da greve gidiyorsa, sistemin meşruiyeti sorgulanıyor demektir.”
Devrim ihtimali henüz yok
Polityka, rejimin devrilmesi umutlarını zayıflatıyor:
“Mevcut huzursuzluklar, 2009’daki ya da daha sonrakilerin boyutuna ulaşmış değil. ... Ortaya çıkmış herhangi bir lider yok. Son olarak, bir devrim için gereken üçüncü unsur da eksik: En azından şu ana kadar rejimde hiçbir ‘çatlak’ görülmüyor. ... Geçtiğimiz yüzyıllarda çarşı ayaklanmaları pek çok kez İran’ın ve eski adıyla Pers İmparatorluğu’nun kaderini belirlemişti. Ancak sadece büyük işletmelerde ve fabrikalarda, özellikle de rejimin mali istikrarının bağlı olduğu petrol sektöründe isyanları beraberinde getirdiklerinde. Bugün itibarıyla henüz böyle bir tablo ortaya çıkmış değil.”
Su kalmadı, terör ve nükleer program verelim
Phileleftheros, protestoların arka planını şöyle açıklıyor:
“İnanılmaz doğal zenginliklere ve başka kıymetlere sahip bir ülkede yaşayıp köklü tarihi bulunan gururlu bir halk, nükleer programlara, balistik füzelere ve terör örgütlerinin finansmanına devasa meblağlar harcayan bir rejim altında neredeyse susuz yaşıyor ve yoksullaşıyor. … Kısa süre önce İranlılar, devletin su tedarik edemeyecek durumda olması nedeniyle on milyon -banliyölerle birlikte on beş milyon- nüfuslu Tahran’ın ‘taşınmak’ zorunda kalabileceğini öğrendiler. Çünkü dikkatler ve kaynaklar başka yöne çevrilmişti: silahlanmaya ve İsrail’in yok edileceği söylemlerine.”