İran'da protestolar: Rejim değişikliği için fırsat mı?
İran’da halk bir haftadan uzun süredir protesto gösterileri düzenlerken, rejim buna sert karşılık veriyor: Aktivistlere göre en az 35 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1.200 kişi ise gözaltına alındı. Protestoları tetikleyen, döviz piyasasında yaşanan ve öfkeli tüccarları sokağa döken bir şok oldu. Protestolar, ülke geneline yayılan siyasi eylemlere dönüştü.
Ayetullahlar gerilmekte haklılar
Taz, çarşılardaki grevlerin rejimi ciddi baskı altına soktuğunu yazıyor:
“Çünkü tarihsel olarak bu bir uyarı sinyali: 1891 Tütün Hareketi’nden 1979 Devrimi’ne kadar çarşı, her daim siyasi dönüşümlerin katalizörü oldu. Rejim, buna karşı kendini sağlama almak için ruhsatlar ve makamlarla çarşıları kendine bağlamaya çalıştı. O zamandan bu yana da çarşı, istisnalar hariç sistemin muhafazakâr payandası sayılıyordu. Başkaları protestodayken o susmuştu. Şimdi çarşı da greve gidiyorsa, sistemin meşruiyeti sorgulanıyor demektir.”
Devrim ihtimali henüz yok
Polityka, rejimin devrilmesi umutlarını zayıflatıyor:
“Mevcut huzursuzluklar, 2009’daki ya da daha sonrakilerin boyutuna ulaşmış değil. ... Ortaya çıkmış herhangi bir lider yok. Son olarak, bir devrim için gereken üçüncü unsur da eksik: En azından şu ana kadar rejimde hiçbir ‘çatlak’ görülmüyor. ... Geçtiğimiz yüzyıllarda çarşı ayaklanmaları pek çok kez İran’ın ve eski adıyla Pers İmparatorluğu’nun kaderini belirlemişti. Ancak sadece büyük işletmelerde ve fabrikalarda, özellikle de rejimin mali istikrarının bağlı olduğu petrol sektöründe isyanları beraberinde getirdiklerinde. Bugün itibarıyla henüz böyle bir tablo ortaya çıkmış değil.”
Su kalmadı, terör ve nükleer program verelim
Phileleftheros, protestoların arka planını şöyle açıklıyor:
“İnanılmaz doğal zenginliklere ve başka kıymetlere sahip bir ülkede yaşayıp köklü tarihi bulunan gururlu bir halk, nükleer programlara, balistik füzelere ve terör örgütlerinin finansmanına devasa meblağlar harcayan bir rejim altında neredeyse susuz yaşıyor ve yoksullaşıyor. … Kısa süre önce İranlılar, devletin su tedarik edemeyecek durumda olması nedeniyle on milyon -banliyölerle birlikte on beş milyon- nüfuslu Tahran’ın ‘taşınmak’ zorunda kalabileceğini öğrendiler. Çünkü dikkatler ve kaynaklar başka yöne çevrilmişti: silahlanmaya ve İsrail’in yok edileceği söylemlerine.”