Güçlünün hukuku: Uluslararası hukuk rafa mı kaldırıldı?
Büyük güçler ile daha küçük komşu devletler arasındaki ilişkilerin, hukuk normlarından ziyade giderek artan ölçüde bariz çıkar politikaları tarafından yönlendirildiği görülüyor. ABD’nin bir hafta içinde Venezuela’da Nicolás Maduro’yu esir alması, gölge filoya ait iki tankere el koyması ve Grönland üzerindeki baskıyı yeniden artırmasının ardından, Avrupa medyasından uluslararası oyun kurallarının çöktüğüne dair endişeler yükseliyor.
Sıradan insanların endişeleri görmezden geliniyor
Gazeteci Anne Applebaum, Gazeta Wyborcza’da şöyle yazıyor:
“Güçlü olan haklı madem, Amerika Birleşik Devletleri kendi nüfuz alanında şeffaflığı, demokrasiyi ya da -fazla zorlama da olsa- meşruiyeti hiç umursamak zorunda kalmadan dilediğini yapabilir ve istediği araca başvurabilir. Küçük ülkelerdeki sıradan insanların endişelerinden söz etmeye gerek bile yok. Onların çıkarları ne salt yeraltı kaynaklarıyla ilgilenen emperyalist şirketlerin ne de kendi ülkelerinde iktidarlarını korumak uğruna fetih propagandasına ihtiyaç duyan emperyalist liderlerin umurunda.”
Kötü olan hep diğerleri
Novaya Gazeta, güçlünün haklı olduğu fikrinin coşkulu destekçiler bulduğuna dikkat çekiyor:
“Futbol taraftarları gibi davranıyoruz. Desteklediklerimiz sırf biz onların taraftarıyız diye haklılar. İsrail ile Hamas ve Trump ile Venezuela arasındaki çatışmalarda da durum farksız. Biz haklıyız, çünkü iyi olan biziz; diğerleri ise kötü. Sorun şu ki, ‘kötüler’ de kendilerini iyi sanıyor ve hakikatin kendi yanlarında olduğuna inanıyor. Yasalar da can sıkıcı bir formaliteye dönüşünce, gücü daha fazla olan haklı çıkıyor. Trump Putin’i nasıl suçlayabilir ki? Putin de aynı mantığın ve kendi adalet anlayışının izinden gidiyor. ... Ve elbette her şeye ve herkese anlayış gösterecek insanlar hep olacaktır.”
Haberler Doğu Avrupa açısından da kötü
Maszol, Putin’in yayılmacılık heveslerinin durdurulacağına dair artık hiçbir garanti kalmamasından endişe ediyor:
“Ukrayna, [Venezuela’daki durumdan] daha kötü bir haber alamazdı; zira Rus işgali artık tamamen farklı bir çerçevede algılanabilir, bu da zaten kırılgan olan barış süreci üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Moldova Cumhuriyeti sakinlerinin de eskisinden daha huzursuz uyumaları için sebepleri var; zira Ruslar bir gün, örneğin Gagavuzların ve Transdinyester’deki Rusların haklarının ihlal edildiğini öne sürerek bu küçük ülkeyi işgal etmeye kalkışabilir. Donald Trump sayesinde uluslararası hukuk öldüğüne göre, buna kim engel olabilir?”
Yerküre üçe bölünüyor
Ekonomi profesörü Jože P. Damijan, Dnevnik’te dünyada yeni bir jeopolitik düzene geçildiğini yazıyor:
“Birkaç gün önce internette, dünyanın ABD, Rusya ve Çin çıkar alanlarına bölündüğünü gösteren bir harita dolaşıyordu. Yeni hakikate yakın bir karikatürdü. Dünya, nüfuz bölgelerinin yeniden ve gayriresmi bir şekilde paylaşıldığı bir sürece doğru ilerliyor - bir tür Yalta 2; ancak bu kez resmi anlaşmalar, ideolojik tutarlılıklar ve böyle bir düzeni istikrara kavuşturabilecek kurumlar yok. ABD, Rusya ve Çin, başka yerlerde geri çekilmeyi ya da pasif kalmayı tercih ederken, kaba kuvvet uyguladıkları bölgeleri giderek daha net tanımlıyor. Trump Venezuelası, bu yeni düzenin mantığını apaçık gözler önüne seriyor.”
Hiç değilse Macron artık sessiz kalmıyor
Fransa Cumhurbaşkanı, ABD’yi “uluslararası kurallardan uzaklaşmakla” suçladı. La Stampa, nihayet birinin karşı duruş sergilemesinden memnuniyet duyuyor:
“Élysée Sarayı’nın efendisi, dün Fransız büyükelçilere hitaben sarf ettiği sözlerle, Amerikan gücüne doğrudan meydan okuma ve aylar süren aşağılanma ve boyun eğmişliğin ardından Avrupa Birliği’nin yatıştırma politikasını kırma riskini göze aldı. … Amerikan güvenlik stratejisi raporunun yayımlanması, Venezuela’daki askeri müdahale ve Grönland’a yönelik tehditlerin ardından Macron, birbiriyle çatışan iki farklı dünya görüşünün varlığını kabul etti ve Trump’ın saldırılarına direnmemenin anlamsız, ters tepecek ve tehlikeli olduğunu beyan etti.”