ABD'nin İran'a yönelik tehdidi nereye varacak?

ABD USS Abraham Lincoln uçak gemisini ve başka savaş gemilerini Ortadoğu’ya sevk ederken, İran’a yönelik bir saldırı düzenlenip düzenlenmeyeceği belirsizliğini koruyor. Devlet haber ajansı IRNA’ya göre, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ihtilafın diplomatik yollarla çözülmesinden yana olduğunu belirtti. Medyada çıkan haberlerde, arka planda yeni bir nükleer anlaşma üzerine görüşmeler yapıldığı söyleniyor. Avrupalı yorumcular, askeri bir saldırının tehlikelerine karşı uyarılarda bulunuyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
La Stampa (IT) /

Saldırı rejim için ödül gibi olur

La Stampa endişeli:

“İran bir Karakas değil. ... Ülkenin liderliğini ‘ele geçirmeye’ yönelik bir operasyon, bölgesel sonuçları yüzünden bilhassa risk taşıyor: Hamaney’in öldürülmesi, Levant’tan Körfez’e kadar Şii toplulukların partilerüstü bir ayaklanma başlatması ihtimalini doğurabilir. Dahası, gerilimdeki her türlü tırmanış başta Hürmüz Boğazı olmak üzere önemli enerji limanlarını doğrudan etkiler. İran’da misilleme yalnızca bir tali risk değil, savunma doktrininin ayrılmaz bir parçası konumunda. Ancak her şeyden önce yapılacak bir saldırı, İran rejimine iç karışıklık dönemlerinde en çok ihtiyaç duyduğu şeyi sağlar: rejimi yeniden birleştirebilecek ve daha da sert baskıları meşru kılabilecek bir dışarıdan kuşatılmışlık anlatısı.”

Polityka (PL) /

Çok uzak, çok yabancı, çok hasmane

Polityka da askeri müdahalenin fazla umut vadetmediği kanısında:

“Trump Tahran’da Karakas senaryosunun bir tekrarının yaşanmasını, yani İran polis teokrasisinin ruhani ve fiili lideri olan sakallı yaşlı adamın sansasyonel bir şekilde kaçırılmasını düşlüyor olabilir. Ancak Tahran katiyen Karakas'a benzemiyor - çok uzak, çok yabancı, çok hasmane ve muhtemelen seçkin özel birlikler için bile çok daha zor bir ülke. İran’ın başkenti, Irak’ta Amerikalıların erişimine açık en yakın bölgeden 500 km, Basra Körfezi’nden birkaç yüz kilometre ve uçak gemilerinin faaliyet göstereceği Umman Denizi’nden 1.500 km uzaklıkta.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung (DE) /

Mevzubahis demokrasi değil

Frankfurter Allgemeine Zeitung, halkın büyük umutlara kapılmaması gerektiğini yazıyor:

“ABD Başkanı’nın muhtemelen zorla başlatmak istediği müzakerelerde Tahran rejimi ... bekasını borçlu olduğu her şeyden vazgeçmek zorunda kalacak: nükleer program, füze programı, bölgedeki milislere verilen destek. ... Buna karşılık İran’daki rejim karşıtları, Trump’ın haftalar önce kendilerine vadettiği ‘yardıma’ artık pek de güvenemezler. 2016 nükleer anlaşmasını ortadan kaldıran Trump şimdi Tahran’ı yeni bir anlaşmaya zorlamaya çalışırken, siyasi mahkûmlar olsa olsa birer pazarlık kozuna dönüşecek. ABD Başkanı, protestoların kanla bastırılmasının artık neredeyse lafını bile etmiyor. Onun öncelikleri başka.”

The Irish Times (IE) /

Uluslararası hukukun açık ihlali

The Irish Times bir kez daha Trump’ın eylemlerinde uluslararası hukukun hiçe sayılmasına dikkat çekiyor:

“Trump’ın yapmadığı şey, kuvvetle muhtemel bariz uluslararası hukuk ihlali anlamına gelecek bir eylem için Birleşmiş Milletler’den hukuki meşruiyet almaya hiç değilse tenezzül etmek. ... Trump İran’a karşı, daha önce Nicolás Maduro’yu bir baskı kampanyasıyla iktidardan indirmek amacıyla ABD güçlerini aylar boyunca doğrudan kıyıların önüne yığdığı Venezuela’dakine benzer bir yaklaşım izliyor gibi görünüyor. Ancak bu tutumun İran’da sürdürülmesi ve bilhassa da olası bir halef hükümet arayışı, çok daha karmaşık ve öngörülemez sonuçlar doğuracaktır.”

El País (ES) /

Önceki müdahalelerin bilançosu yıkıcı oldu

El País uluslararası topluma yardım çağrısında bulunuyor:

“Askeri eylemler ne reformu ne de rejimin devrilmesini garanti eder. … Trump, ABD müdahalelerinin yıkıcı bilançosuna bir baksın: Irak, Afganistan, Somali, Libya ve Suriye. … Bu toplumların hiçbirinde demokrasiye uzaktan yakından benzeyen bir düzen gelişmedi. … Trump tweet atarken, İranlıların zalim bir diktatörlüğe karşı neredeyse tek başlarına savaştıklarını unutmamalıyız. Uluslararası toplum onlar için etkisiz açıklamalarda bulunmaktan fazlasını yapmalı. Harekete geçenlerin yalnızca uluslararası düzeni ve küresel güvenliği hiçe sayanların olduğu izlenimi ancak bu şekilde önlenebilir.”