Avustralya'yla imzalanan serbest ticaret anlaşması ne getiriyor?
AB ve Avustralya, sekiz yıl süren müzakerelerin ardından kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzaladı. Anlaşmanın onaylanması halinde gümrük vergileri ve ticari engeller büyük ölçüde azalacak, ancak sığır eti gibi bazı gıda ürünleri için katı üst sınırlar yine yürürlükte kalacak. Ayrıca, Avrupa’nın kritik hammadde tedarikinin de iyileştirilmesi hedefleniyor.
Böyle devam etmeli
Süddeutsche Zeitung, anlaşmanın gümrüklerin kaldırılmasından çok daha büyük bir anlam ifade ettiğini vurguluyor:
“Birincisi, yine bir mesaj niteliğinde. Güney Amerika’daki MERCOSUR ülkeleriyle yapılan tarihi anlaşma ve Hindistan ile varılan uzlaşının ardından, Avrupalılar kendileri için yeni bir stratejik ortaklığı daha güvenceye alıyorlar ... . İkincisi, AB bu sözleşmeyle ekonomik geleceği için vazgeçilmez olan ve çoğu ağırlıklı olarak Çin’den gelen lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik hammaddelerin büyük bir kesimine erişimini garantiye alıyor. ... Üçüncüsü, güvenlik ve savunma alanında kurulan bu ayrı ortaklık, Avrupa’nın günün birinde askeri olarak kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalacağı yeni rolünü ciddiye aldığı anlamına geliyor. ... Bu tempoda devam etmek gerek.”
Madencilik sektörüne büyük yatırım yapmalı
L’Echo, serbest ticaret anlaşmasının Avrupa için tam da şimdi değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğuna dikkat çekiyor:
“Avrupalı aktörler harekete geçmezse, metin yalnızca içi boş bir söylem olarak kalacaktır. Avustralya madenlerinde arama ve çıkarma faaliyetleri, devasa yatırımlar ve hem kamu hem de özel sektör ortaklıkları gerektiriyor. Ancak Avustralya’nın yer altı kaynaklarına göz koyan bir tek Avrupa değil. ABD, bu alanda şimdiden kayda değer bir üstünlük sağlamış durumda. Dünyanın en büyük iki ekonomik blokunun verdiği gözdağı karşısında, AB tıpkı Kanadalı Mark Carney’nin ocak ayında Davos’ta yaptığı meşhur konuşmada vurguladığı gibi her zamankinden daha fazla ‘orta ölçekli güçlerle’ ittifak kurmak zorunda.”
Otomatikman onaylanmayacak
Adevărul, henüz hiçbir şeyin kesinleşmediğine dikkat çekiyor:
“Avrupa Parlamentosu’nun anlaşmayı onaylayıp onaylamayacağı ya da Avrupa sendikal hareketinden bazı kesimlerin şimdiden öngördüğü üzere, tıpkı MERCOSUR anlaşması müzakere edilirken olduğu gibi yeniden -ve çok daha büyük çapta- kısmen şiddet de içeren protestoların yaşanıp yaşanmayacağı netleşmediği sürece, tüm bunlar teoriden ibaret. Üstelik -ki bu ulusal bir tercih- bu anlaşmanın sonradan ulusal parlamentoların onayını gerektirmesi de mümkün. Önümüzdeki yıl pek çok üye ülkede önemli seçimlerin yapılacağı gerçeği ve çiftçi protestolarının o zaman ‘Hayır’a dönüşme ihtimali düşünülürse, bu mevzu oldukça karmaşık bir hal alabilir.”
Trump sağ olsun
De Standaard, Brüksel’in müzakere dinamizmini övüyor:
“Liberal demokrasiye bağlı müttefikler arasında kurallara dayalı ve her iki tarafın da fayda sağladığı bir anlaşma söz konusu. AB, diğer kazanımlarının yanı sıra enerji dönüşümü için önemli hammaddelere de daha iyi bir erişim elde ediyor. Avustralya ile yapılan anlaşma, MERCOSUR ülkeleriyle imzalananın hemen ardından geldi. Her ikisinde de uzun yıllar süren, defalarca başarısızlıkla sonuçlandığı ilan edilen, ancak Trump’ın ticaret savaşı sayesinde yeniden ivme kazanan müzakereler söz konusu. Zor zamanlarda çok uzaklardaki dostlara sığınmak iyidir.”