ABD ateşkesi uzattı: İran'la uzlaşma mümkün mü?
Ültimatomunun süresinin dolmasına kısa bir süre kala, ABD Başkanı Donald Trump İran ile olan ateşkesi süresiz uzattı. Trump, Pakistan’ın talebi üzerine “ciddi şekilde parçalanmış” Tahran yönetimi “ortak bir teklif” sunana ve görüşmeler tamamlanana kadar herhangi bir saldırı olmayacağını duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen bilgilere göre, müzakerelere katılmak konusunda verilmiş nihai bir karar henüz yok.
Uzlaşıya fazla alan yok
Daily Sabah, şu an için bir anlaşmaya yönelik koşulların doğduğunu düşünmüyor:
“Ateşkesin en dikkat çekici niteliği, her iki tarafa da aynı anda zaferi sahiplenme imkânı tanıması. Bu paralel anlatılar ise uzlaşmaya alan yaratmıyor. Onu ortadan kaldırıyor. Yönetimler, her tavizin yenilgi olarak değerlendirileceği bir iç siyasi çerçeveye hapsolmuş durumdalar. ... Tahran için bu dönem bir mola değil, bir hazırlık aşaması. Füze stoklarını dolduruyor, hava savunma sistemlerini güçlendiriyor, acil durum planlarını güncelliyor. Müzakereler başarısız olursa, savaşın sonraki aşaması daha çetin koşullar altında gerçekleşecek.”
Tehditler etkisini yitiriyor
Ortadoğu uzmanı Igor Semyvolos, Facebook’ta şu yorumu paylaşıyor:
“ABD’nin şu anda savaşın başlamasından önceki döneme kıyasla ‘daha kötü bir durumda’ bulunduğunu söyleyen bir dizi uzmana katılmak mümkün. Eskiden ABD ve İsrail baskı aracı olarak gerilimi tırmandırma tehdidini kullanabiliyordu. Ancak artık bu tırmanış zaten gerçekleşti - İran ise hayatta kaldı, boğazı kapattı ve yeni nüfuz kozları kazandı. ‘Bir kez daha vururuz’ tehdidi, ilk darbe ilan edilen hedeflere ulaşmadığı için artık daha az inandırıcı görünüyor. ... İran bunu anlıyor, dolayısıyla -görüşmelere olduğu kadar- yeni tırmanışlara da hazır gözüküyor.”
Savaşın devasa siyasi maliyeti var
Svenska Dagbladet, Trump’ın ateşkesi uzatma nedenleri hakkında şu yorumda bulunuyor:
“Savaşın kamuoyu desteği yok ve üstelik, ABD’deki hayat pahalılığının zaten önemli bir faktör olduğu ABD’li seçmenler için benzin fiyatlarını da yukarı çekiyor. Ancak Beyaz Saray, hangi yöntemin -bombardımanlar mı yoksa müzakereler mi- muhtemelen en hızlı şekilde bir barış anlaşmasına veya Amerikan zaferi olarak adlandırılabilecek bir sonuca götüreceğini tartmış olabilir. ... Ara seçimlere yalnızca 28 hafta kaldı ve pek çokları şimdiden Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybedeceğini öngörüyor.”
Durumun daha da tırmanması muhtemel
Financial Times, bir kalıbın tekrarlandığını yazıyor:
“Hem ABD hem İran görünüşe göre karşı tarafı önce geri adım atmaya zorlayabileceğine inanırken, gerilimin tırmanması muhtemel. ... Tüm çatışma boyunca Trump yönetimi, ABD’nin kendi iradesini İran’a dayatma kabiliyetini abarttı ve İran rejiminin direnç gücünü de küçümsedi. Bu kalıp şimdi tekrarlanma tehlikesi taşıyor. ... Önümüzdeki haftalarda ve muhtemelen aylarda, İran ve ABD’nin birbirlerinin kararlılığını test ettiği, gerilimin tırmandığı evreler ile müzakere süreçlerinin birbirini izlediği, hatta zaman zaman paralel ilerlediği dönemler beklenebilir.”
İslamabad yeni bir çehre gösteriyor
Tages-Anzeiger, İran ile ABD arasındaki çatışmada Pakistan’ın arabulucu olarak olumlu bir rol oynadığını belirtiyor:
“Kendisi de nükleer bir güç olan ülke şunu kanıtladı: Çok taraflılık, zorbaların dünyasında da ve hatta belki tam da orada işe yarıyor. Pakistan’ın hükümeti ve kudretli ordusu, savaşan taraflar için sessizce ve sabırla defalarca mesaj alıp verdi, koşulları değerlendirdi, kırmızı çizgileri yokladı. Merkezi bir arabulucu olarak kendilerine diplomatik bir statü kazandırdılar: Normalde hayli hırpalanmış bir ülke olan Pakistan için yeni bir deneyim bu.”
Obama da bu noktaya kadar gelmişti
Die Zeit, Trump’ın şu ana değin pek bir şey başaramadığına dikkat çekiyor:
“Sonuçta, İranlılar açısından Barack Obama döneminde imzalanan ve Donald Trump’ın ısrarla sona erdirmek istediği anlaşmadan daha avantajlı bir uzlaşma ortaya çıkabilir. Elbette Trump, böyle bir değerlendirmenin kabul görmesini ne pahasına olursa olsun engellemek istiyor. Pek çok açıklamasında, izlediği yöntemin ve olası sonucun selefininkinden ne kadar farklı olduğunu özellikle vurguladı. Ancak müzakerelerin sonunda neyin ortaya çıkacağı henüz tamamen belirsiz. Son saatlerde yaşanan gelişmelerse Trump’ın Obama’dan daha iyi bir anlaşma elde edeceğine dair bir işaret sunmuyor.”
Takıntı mantığın yerini aldı
Ilta-Sanomat, İran’ın nükleer programından pek vazgeçmeyeceğinden endişe ediyor:
“Savaşın devam etmesinden artık tarafların hiçbiri fayda sağlamıyor. ... İran’ın altyapısı zaten o kadar ağır tahrip edildi ki, yeniden inşa yıllar alacak. ... Trump uranyumu elde ederse, zaferin kolay kazanıldığını söyleyebilir. Buna karşılık İranlılar, barışın yanı sıra yaptırımların kaldırılmasını da sağlayabilir. Ancak nükleer program, ülkeye güvenlikten ziyade yalnızca yıkım getirmesine rağmen, İranlılar için bir takıntı haline gelmiş görünüyor. Dünya mantıklı davransaydı, barış çoktan sağlanmış olurdu. Ama dünya mantıklı davranmıyor.”
Durum neredeyse çözümsüz
La Stampa, iki haftalık ateşkes barışa yaklaştırmadı, diyor:
“Savaştan barışa geçiş sürecinde değiliz; barış getirmeyen, aksine onu erteleyen bir ateşkesin içindeyiz. ... Asıl kritik husus ateşkesin sona ermesi değil, şimdiden baltalanmış olması. Gemilere el konulurken, bombardıman tehditleri savrulurken ve Hürmüz Boğazı kapatılırken müzakere ediliyor. Diplomasi baskının yerini almıyor, aksine ona eşlik ediyor. Mesele sadece müzakere etmek değil, durumu müzakere edilebilir kılmaktır.”
Sistem muhafızları tarikatı
Tages-Anzeiger, İran’ın güçlü Devrim Muhafızları’nın zihniyetini şöyle açıklıyor:
“Muhafızlar bir tarikatı andırıyorlar, savaşçıları kendileri seçiyorlar - görevleri de belli: rejimi güvence altına almak. Bir ülke olarak İran’ı değil, İslam Cumhuriyeti’ni. Dolayısıyla, ülkenin altyapısına yönelik Beyaz Saray’dan gelen saldırı tehditleri onları pek de etkilemiyor. Yaşanan savaş, on yıllardır hazırlandıkları asıl vahim durum. Donald Trump için olduğunun aksine, pek çok konudan yalnızca biri değil. [Devrim Muhafızları Komutanı] Ahmed Vahidi gibi biri kendini tarihi bir anda, sistemin en büyük sınavını verdiği o anda hissediyor.”
İktidar yapısında çatlak
Kurier, İran rejimi içindeki cephelere değiniyor:
“İran’ın, ekonomisi nihai olarak çökmeden alabileceği neredeyse hiç nefes kalmadı. ... Fakat bunu yalnızca Tahran’daki kimi siyasi liderler fark etmiş gibi görünürken, Devrim Muhafızları bir milim geri adım atmak istemiyor. İran’daki iktidar yapısında oluşan çatlak, ülkeyi ABD’ye verilecek büyük ama koparılması hâlâ zahmetli tavizlerle savaştan çıkarmak isteyenler ve din devletini, dini fanatizmin kör öfkesiyle boyun eğmektense yok olmaya terk etmeyi tercih edenlerce fark edilebiliyor. Önümüzdeki haftalar ve aylar, Tahran’da bu farklı cephelerden hangisinin kazanacağı konusunda belirleyici öneme sahip olacak.”
Tek bir hain gidişatı değiştirebilir
Siyaset bilimci Vladimir Pastukhov, Echo’nun alıntıladığı bir Telegram gönderisinde şöyle yazıyor:
“Hepimiz, Devrim Muhafızları’nın üst yönetiminde ‘sivil yönetimin’ safına (her despotizmde olduğu gibi burada da yeterince işbirlikçi vardır) geçecek ve böylece İran’ın yumuşak bir yolla teslim olmasının koşullarını yaratacak bir hainin çıkıp çıkmayacağına bağlıyız. Bu gerçekleşirse, Trump’ın nasıl şanslı biri olduğu anlaşılacak - tabii onunla birlikte bizim de. Çatışma bir tür ‘yarı çözüme’ kavuşacak ve bizler bir süre daha, çökmekte olan ancak (bize yaklaşana kıyasla) kendine has bir sevimliliği bulunan dünya düzeninin artık aşina olduğumuz paradigmaları içinde yaşamayı sürdürebileceğiz.”
En ufak bir umut ışığı yok
El País yorumcu Lluís Bassets umutsuz:
“Bölgenin hak ettiği genel ateşkes ve barış yerine, kırılgan, geçici ve çelişkilerle dolu çatışmasızlık halleri. ... Bu tür ateşkeslerin sürdürülebilmesi neredeyse mucizedir. ... İsrail ile Hizbullah arasında silahlar gerçekten susmazsa, İranlılar ile Amerikalılar arasındaki barış görüşmelerinde de fazla yol kat edilemez. ... İran’da 1979’dan ve Lübnan’da 1948’den bu yana süregelen çözümsüz ihtilaflar, alelacele düzenlenen müzakerelerle çözüme kavuşturulamak isteniyor. ... Trump’ın sergilediği sahte zafer sarhoşluğuna rağmen, kimse böylesine hassas anlaşmazlıkların barışçıl ve uzlaşıya dayalı bir şekilde çözülmesi için en ufak bir umut ışığı dahi görmüyor.”
Silahlanmanın kontrolü imkânsız gibi
Diário de Notícias, yaptırımlara ve denetimlere rağmen İran’ın gizli de olsa silahlanmayı başardığı yorumunda bulunuyor:
“İran’ın şehirleri ve sanayi kompleksleri üzerinde süzülen duman, modern jeopolitiğin en büyük yanılsamalarından birine, yani ekonomik yaptırımların ve UAEA denetimlerinin Tahran’ın askeri emellerini dizginlemede etkili olduğu fikrine son vermeli. Hakikat bunun tam aksine işaret ediyor. Dünya küçük miktarlardaki zenginleştirilmiş uranyum ve nükleer anlaşmanın akıbeti üzerine süregiden teknik tartışmalara odaklanmışken, İran rejimi sonuçları artık herkesçe görülebilen sessiz ama köklü bir askeri dönüşüm gerçekleştirmiş.”
Durum belirsizliğini koruyor
Novinky.cz, Hürmüz Boğazı’nın açılmasının yarattığı sevincin 24 saat dahi sürmediğinden yakınıyor:
“Sabah saatlerindeki iyimser hava, iki gemiye -bir tankere ve bir konteyner gemisine- müdahale edilmesiyle yerini kısa sürede katı hakikate bıraktı. ... Tek teseli şu: Cuma günü boğazın açılacağı yönündeki açıklamanın ardından gerileyen petrol fiyatları, hafta sonu petrol ticareti yapılmadığı için yükselemedi. ... Bundan hepimizin çıkarması gereken bir ders var: İran ile ilişkiler kolay olmayacak. Bunun aksini varsaymak naifliktir. Kolay olsa bile, hazırlıksız yakalandığınız bir durumla karşılaşmaktansa olumlu bir sürpriz yaşamak her zaman daha iyidir. Ama yine de şu kritik soru yanıtsız kalıyor: Depoyu şimdi mi doldurmalı, yoksa bir hafta beklemeli mi?”