ABD ile İran arasında imzalanacak anlaşma ne kadar sağlam?
ABD ve İran’ın cuma günü Cenevre’de imzalamayı planladığı savaşı sonlandırmaya yönelik çerçeve anlaşmanın ayrıntıları henüz kamuoyuna açıklanmadı. Taraflar, içeriği kısmen farklı biçimlerde aktarıyor. Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin serbest geçişi, İran’ın nükleer programı ve İsrail birliklerinin Lübnan’dan çekilmesi gibi konular hâlâ çözüme kavuşmuş değil. Basın, çok sayıda potansiyel tuzak bulunduğuna dikkat çekiyor.
Kazananı olmayan bir savaş
Jyllands-Posten, bu savaşın sonuçlarından kimse gerçekten memnun olamaz, diyor:
“Savaş, ABD’nin hâlâ etkileyici bir askeri cephaneliğe sahipse de küresel rolü konusunda giderek daha fazla bölündüğünü ve ne yapacağını bilmez durumda olduğunu gösterdi. ... Öngörülemez ve intikamcı bir Tahran’ın tehdidi altında kalmaya devam edecek Körfez devletleri veya İsrail de ufukta beliren sonuçtan gerçekten memnun olamaz. Avrupa’nın rolüne gelince savaş, küresel büyük güçler bölgede güç gösterisine giriştiğinde Avrupalıların Ortadoğu’ya coğrafi yakınlığına ve enerji politikası bakımından bağımlılığına rağmen hâlâ büyük ölçüde etkisiz kaldıklarını gösterdi.”
Şimdi sıra Avrupa'da
La Repubblica Avrupa’nın artık harekete geçmesini istiyor:
“Sözün özü, Hürmüz sorunundaki kırılgan uzlaşıyı sağlamlaştırmak için hareket geçebilecek olan yalnızca Avrupalılar. Ham petrol tedariklerinin önemli bir kısmının bağlı olduğu seyrüsefer özgürlüğünü güvenceye almak ve boğazı mayınlardan temizlemek için bir deniz misyonu göndermeleri gerekiyor. Ayrıca bu durum, Trump’ın Evian’daki G7 Zirvesi’ne katılması sayesinde Washington ile asgari bir mutabakat sağlamak ve böylece temmuz ayında Türkiye’de düzenlenecek olan zirvede NATO’nun çöküşünü önlemek için de bir fırsat sunabilir.”
Nükleer program kontrol altında değil
Phileleftheros, İran’ın nükleer programı konusunda hâlâ pek çok belirsizlik olduğunu vurguluyor:
“Zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ne olacak? Taşınacaklar mı? Seyreltilecekler mi? İran’da mı kalacaklar? Tesislere ve santrifüjlere ne olacak? Denetimlere ilişkin bir düzenleme nasıl yapılacak? İhlal durumunda hangi yaptırım mekanizmaları devreye girecek? Bunlara henüz net yanıtlar bulunabilmiş değil. İsrail açısından sorun tam da bu işte. İsrail, açıklamalardan ziyade ihtimallerden endişeleniyor. Yıllardır benimsediği temel tutum, Tahran’ın ne söylediğinin değil rotasını değiştirmeye ya da uluslararası toplumu bir kez daha kandırmaya karar verirse neler yapabileceğinin önemli olduğu yönünde.”
Müttefikler arasına ihtilaf tohumları ekildi
Hospodářské noviny, Lübnan’ın güvenliğinin ABD ile İran arasındaki anlaşmanın kilit noktası olduğunu belirtiyor:
“Tahran’a göre Amerikalılar, İsraillileri Lübnan’a yönelik saldırıları durdurmaya zorlamalı. Ancak Yahudi devleti bunu reddediyor, bu da Başkan Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki uçurumu daha da derinleştirme tehlikesi doğuruyor. İranlı diplomatların bu zekice hamlesi, müttefikler arasına ihtilaf tohumları ekti. Dahası bu yaklaşım, Tahran’ın kuruluşuna katkıda bulunduğu Lübnan’daki Hizbullah hareketini koruyor.”
Yaptırım prangaları kalkıyor
İran tarihinin en büyük zaferlerinden birini kutluyor, diyor Stuttgarter Zeitung:
“Hürmüz Boğazı savaştan önce tüm gemilere açıktı - stratejik öneme sahip boğaz artık muhtemelen ebediyen İran’ın kontrolünde kalacak. İran’ın füze programına yönelik sınırlamalar ve ülkenin Lübnan’daki Hizbullah gibi gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi üzerine görüşülmeyecek. Üstelik İran rejimi, petrol ihracatından ve bugüne kadar dondurulmuş durumdaki yurtdışı varlıklarından büyük gelirler elde edecek. ... 90 milyon nüfusa, devasa petrol ve doğalgaz rezervlerine ve hâlâ büyük bir füze cephaneliğine sahip ülke, uluslararası yaptırım prangalarından kurtuluyor.”
Sevinmek için daha erken
Dagens Nyheter pek de somut bir şey olmadığı kanaatinde:
“Dünya yıkıcı bir savaşın sona erdiğine sevinmeden önce, masada gerçekten ne tür bir anlaşma olduğuna dikkatle bakmalı. Bu bir barış anlaşması değil. Ne ABD’nin ne İran’ın ne de İsrail’in uyduğu bir ateşkes uzatılmış oldu. ... Bir mutabakat muhtırası, henüz imzalanmamış bir niyet beyanı söz konusu. Trump’a göre şimdi muhtemelen gerçekleşecek olan şey de Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması. Oysa bu boğaz, ABD ve İsrail’in savaşı başlattığı 28 Şubat’tan önce zaten açıktı.”
Uygulaması zor
Naftemporiki de şüpheciliğini koruyor:
“Körfez’de arzu edilen gelecek senaryosu, kalıcı güvenliği sağlayacak bir ateşkes olurdu; ancak buna inanmak için çok fazla iyimserlik gerek. Anlaşmanın uygulanması için öngörülen 60 günlük müzakere süresi, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin planlandığı iddia edilen teknik tedbirler için çok kısa. İran, askeri kayıplar ve müttefiklerinin zayıflaması nedeniyle bölgede güç kaybetmiş olsa da, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü sayesinde -ki bu da savaşın bir sonucu- stratejik ağırlık kazandı.”
Washington açısından başarıdan başka her şey
Jutarnji list, ABD için net bir yenilgiye işaret ediyor:
“Donald Trump, İran’la bilmem kaçıncı kez güya ABD’nin zaferini tescilleyen harika bir anlaşma imzalandığını duyururken, insan 80 yaşındaki ABD Başkanı’nın patolojik bir yalancı mı yoksa sadece deli mi olduğunu ciddiyetle sorgulamak zorunda kalıyor. ... Küresel enerji fiyatları sert bir şekilde artarken, başta İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce insan öldü. Sonuç: Tahran’daki askeri-teokratik rejim gücünü iyice pekiştirdi, İran çevre Arap ülkelerine ve dünyanın büyük bir kesimine şantaj yapar hale geldi ve artık kimse ülkenin demokratikleşmesinden söz etmiyor. ABD Başkanı’nın söylediği gibi şayet bu bir zaferse, yenilgi neye benzerdi acaba?”
Tahran bunu büyük bir zafer olarak sunacaktır
Correio da Manhã, İran rejimini güçlenmiş görüyor:
“Anlaşma, çatışmanın sona erdirilmesine yönelik 14 maddeye odaklanacak; ağırlık noktası ise Hürmüz Boğazı’nın açılması, dondurulmuş İran finansal varlıklarının serbest bırakılması ve Tahran’a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi olacak. Bu gündem hayata geçirilirse, durumun İran için Trump’a kıyasla çok daha avantajlı olduğu açıkça görülecek. Bu avantajlı konumun bilincinde olan Tahran, eski dini lider Ali Hamaney’in cenaze töreninin düzenleneceğini duyurdu. ... Bu tören de şüphesiz rejimin zaferini ilan etmek için kullanılacaktır.”
İsrail anlaşma baskısına boyun eğmez
La Stampa, İsrail’in ateşkesi engellemeye çalışacağından endişe ediyor:
“İsrail için bu anlaşma şimdiden bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü ne İran’ın nükleer ve füze programının yok edilmesini garanti ediyor ne Hizbullah’ı etkisiz kılıyor ne de bölgedeki İran eksenini ortadan kaldırıyor. Savaşı donduruyor, ancak Netanyahu’ya hak iddia etmeye devam edeceği stratejik bir zafer kazandırmıyor. İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırısı bu nedenle salt Hizbullah’a verilmiş bir tepki değil. Anlaşmanın özünü de hedef alıyor. ABD’nin İsrail’e sınır koyma becerisini sınıyor. İran’a, Washington’ın ateşkes sözü verebileceğini ancak bunu en önemli müttefikine dayatamayabileceği mesajını veriyor.”