İsrail ve Lübnan barış yolunda mı ilerliyor?

İsrail ve Lübnan, cuma günü Washington’da çatışmaları sona erdirecek bir çerçeve anlaşma imzaladı. Her iki taraf da “kalıcı barış ve güvenliği” sağlama ve 1948’den bu yana devam eden savaş halini bitirme niyetlerini beyan etti. Anlaşma müzakerelerine katılmayan Hizbullah, anlaşmayı “yok hükmünde” olarak nitelendirdi.

Tüm alıntıları göster/kapat
The Spectator (GB) /

İran vesayetinin sonu

The Spectator övgüyle, Tahran’ın Lübnan üzerindeki etkisinin nihayet geriletildiğinden söz ediyor:

“Anlaşmanın asıl önemi siyasi düzeyde yatıyor. Uzun yılların ardından ilk kez Washington, Kudüs ve Beyrut, Lübnan’ı topraklarından, güvenliğinden, savaş ve barış konularındaki kararlarından sorumlu egemen bir devlet olarak açıkça tanıyan ortak bir diplomatik çerçeve oluşturdu. Artık Lübnan adına müzakere etmek ve karar vermek İran’ın elinde değil. ... Anlaşmanın önemi Güney Lübnan’ın ötesine geçiyor; çünkü Lübnan coğrafyasını İslam Cumhuriyeti’nin daha geniş bölgesel projesinden ayırarak Levant’ın stratejik haritasını değiştiriyor.”

Echo (RU) /

Güney Lübnan’daki İsrail varlığı meşruiyet kazandı

Film yapımcısı Alexander Rodnyansky, Echo tarafından alıntılanan bir Telegram gönderisinde anlaşmanın tarihi önemine vurgu yapıyor:

“Lübnan, 1948’den bu yana İsrail’i ilk kez resmen tanımış oldu. ... Belgeye göre İsrail silahlı kuvvetleri, Hizbullah silahsızlandırılana kadar Lübnan’ın güneyinde belirlenen güvenlik bölgelerinde kalma hakkına sahip. Bunu doğru anlamak adına şu hususa dikkat çekmek gerek: İsrail artık, ülkenin hükümetiyle yapılan anlaşma çerçevesinde Lübnan topraklarında bulunuyor. Yani İsrail, varlığıyla Lübnan’ın egemenliğini ihlal etmiyor. Gidişatın ne yönde olacağını bekleyip görmek gerekiyor. Ancak bu anlaşma gerçek bir başarı sayılır.”

La Stampa (IT) /

Hizbullah hiç hesaba katılmadı

La Stampa şüpheyle yaklaşıyor:

“Anlaşma en önemli hususta, yani Lübnan devletinden sanki güç tekeline sahipmiş gibi davranmasını istemesi bakımından daha en baştan kırılgan; oysa bütün metin tam da Lübnan’da bu tekel henüz var olmadığından yazılmış durumda. ... Silahsızlandırılması gereken özne müzakere masasında yok. Hizbullah resmiyette kocaman bir yokluksa da fiilen büyük bir mevcudiyet; imzalar atılırken yok, ancak ‘devlet dışı silahlı grup’tan, İsrail’in hareket özgürlüğünden ve milislere yakın gruplardan esirgenecek olan yeniden inşa fonlarından söz edilen her satırda var.”

De Standaard (BE) /

Bu anlaşma da sağlam değil

De Standaard, anlaşmanın Lübnan’a kalıcı bir barış getiremeyebileceği endişesi duyuyor:

“İran mutabakatı gibi yeni ‘üçlü çerçeve anlaşma’ da tam anlamıyla sağlam görünmüyor. ... Bu anlaşma özellikle Lübnan’da sert tartışmalara neden oluyor. ... İran rejiminin tepkisi de pek coşkulu sayılmaz. ... Hal böyleyken, İran anlaşmasının gerçekten de Lübnan anlaşmasıyla uyumlu olup olmadığı sorusu gündeme geliyor. ... Bu son ‘tarihi anlaşmaya’ rağmen, İsrail ordusu her zamanki gibi bu hafta sonu da Güney Lübnan’ın çeşitli bölgelerindeki bombardımanlarını sürdürdü.”

Der Standard (AT) /

Sevinçle birlikte korku da var

Der Standard, tıpkı ABD-İran mutabakatı gibi bu anlaşmanın da yoruma fazla açık olduğuna dikkat çekiyor:

“Lübnan tarafının okumasına göre bu, İsrail’in Lübnan’dan tamamen çekilmesinin ilk adımı. İsrail ise Hizbullah tamamen silahsızlandırılmadığı ve püskürtülmediği sürece bu ‘çerçevenin’ İsrail askerlerinin Lübnan’da kalmasını meşru kıldığını söyleyebilir. ... Tabiri caizse İsrail’in yorumuna katılan Şii milisler, silahsızlandırma sürecini uygulaması gereken Lübnan ordusuna direnme niyetinde. İran nüfuzunun nihayet kırılacak olmasından ötürü pek çok Lübnanlının duyduğu sevince bir iç savaş korkusu karışıyor.”