250 yıl sonra ABD hâlâ bir rol modeli mi?
ABD, 4 Temmuz Cumartesi günü Büyük Britanya’dan bağımsızlık bildirgesinin 250. yıl dönümünü kutladı. Başkan Donald Trump cumartesi günü Washington’da yaptığı konuşmada “biz her zaman en iyisi olacağız,” dedi. Avrupa’daki yorumcular, eleştirilerin yanı sıra övgü dolu sözler de sarf ediyor.
Trump her şeyden çok kendini kutluyor
Novinky.cz şöyle yazıyor:
“Pek çok makul uluslararası gözlemci, ABD’nin 250. kuruluş yıldönümünde pek de iyi bir durumda olmadığında hemfikir. Hükümet ve Kongre, siyasi partiden ziyade kişi kültünü andıran bir grup kariyerist tarafından ele geçirildi. Beyaz Saray, günde birkaç kez öylesine fütursuzca yalan söyleyen bir başkan tarafından yönetiliyor ki, herkes buna alıştı. ... Dahası Trump, NATO’yu felce uğrattı, Birleşik Devletler’in dünyadaki rolünü zayıflattı ve otoriter yönetim tarzı mahkemelerde, hatta muhafazakâr hâkimler nezdinde dahi giderek artan engellerle karşılaşıyor. Trump’ın Bağımsızlık Bildirgesi için düzenlediği şatafatlı kutlamalar her zaman olduğu gibi yönettiği süper güçten ziyade kendisi ve megalomanisi etrafında döndü.”
ABD Trump'dan fazlasıdır
Expressen geleceğe iyimser bakıyor:
“ABD, Donald Trump ve sosyal medyadaki giderek küçülen destekçi kitlesinden ibaret değil. Korumacılık ve ‘Avrupa’nın iç işlerine karışma’ isteksizliği, ABD’de her zaman dalgalar hâlinde var olmuştur. Avrupa’nın ekonomik ve askeri açıdan daha bağımsız hâle gelmesi doğru. Ancak Avrupalı siyasetçiler, başta Atlantik’in öte yakasındaki iyi niyetli meslektaşlarıyla olmak üzere mevcut bağları korumalı. Liberal özgürlük idealleri ile Protestan bireycilik ve çalışma ahlakının birleşimi üzerine kurulan ABD, bugün de hayranlık uyandırmayı sürdürüyor. Nihayetinde Trump'tan sonra da hayat devam edecek.”
İlham vermeyi sürdürüyor
The Sunday Times, ABD’nin özellikle inovasyon gücü açısından örnek olmaya devam ettiği kanaatinde:
“Temsili demokrasiyi belirleyici ölçüde şekillendiren ülke, aynı zamanda teknolojide, finans sektöründe, tıpta ve dijital ekonomide devrim yarattı. Birleşik Devletler, finansal yenilikleri ve girişimcilik riskini her zaman memnuniyetle karşıladı. … ABD Anayasası’ndaki kuvvetler ayrılığı büyük ölçüde varlığını koruyor. Birleşik Devletler ve Büyük Britanya, münferit siyasi liderlerden daha uzun ömürlü olacak ortak bir mirasla birbirine bağlı olmayı sürdürüyor. ABD’nin doğum günü, özgürlük, girişimcilik ruhu ve demokrasinin birleşiminin hâlâ dünyanın en güçlü siyasi yol gösterici fikirleri arasında yer aldığının yaşayan kanıtı. Büyük Britanya bundan hâlâ ders çıkarabilir.”
Her şeye rağmen kutlu olsun
Der Standard içten içe umutlu:
“ABD, tarihinde kendi kendini arındırma gücüyle de öne çıkmış bir ülke. Darbe ya da savaş olmaksızın, 1930’larda New Deal ile kapitalizm dizginlenip kurtarıldı; 1950’lerde McCarthy döneminin antikomünist cadı avları sona erdirildi; 1960’larda Güney eyaletlerindeki apartheid sistemi ortadan kaldırıldı ve 1970’lerde otoriter bir başkan, Watergate skandalının ardından istifa etmek zorunda kaldı. ... Son haftalarda ABD’yi ziyaret eden çok sayıda futbol taraftarı da bu ülkenin etkileyici ve sevilesi yönlerini gördü ve Trump ile MAGA’nın ötesinde bir ABD’nin var olduğunu hissetti. Yüksek sesle ‘iyi ki doğdun’ demeyi hak eden bir ABD.”
Süper güç çöküşün eşiğinde
Mladina’ya göre ABD’nin yaşadığı uzun parlak dönem sona erdi:
“2026 yılında Amerikan anayasal cumhuriyeti, giderek başkanın neredeyse monarşik bir güce sahip olduğu, devletin ise siyasi ve ekonomik elitlerden müteşekkil bir ittifak tarafından yönetildiği bir sistemi andırıyor. Ülkede kurulu düzen iyice Rusya ve Çin’deki devlete yakın kapitalizm modelini çağrıştırıyor. ‘Uzun 20. yüzyıl’ın siyasi ve ekonomik kazananı tartışmasız ABD. Ancak bu küresel üstünlüğün ekonomik maliyeti giderek katlanılamaz hale geliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin azalan siyasi meşruiyet iddiası, Pax Americana’nın çöküşünün neredeyse kaçınılmaz bir habercisi olarak görülüyor.”
Savaş sonrası dönem modelinin sonu geldi
The Insider, dünyanın küresel kaosa sürüklendiğini öne sürüyor:
“ABD başkanlığı makamında klasik diplomasi açısından ‘daha makul’ biri otursa dahi son 80 yılın modeline geri dönmek imkânsız. Dünya, küresel kaos hissi veren bir duruma doğru ilerliyor ve mevcut ABD yönetimi bu süreci yalnızca hızlandırıyor. ... Yakın zamana kadar, kurallara uyan bir ülkenin az çok öngörülebilir bir geleceği olacağını varsayıyorduk. Kurallar ihlal edildiğinde ise bunu öngörülebilir bir karşı tepki izlerdi. … Ancak bugün doğrudan şiddete başvuranlar bizzat o kuralların ‘mimarları’.”
Her türlü saçmalığı taklit etmeyi bırakalım
Göteborgs-Posten, İsveç’in yeni örnekler aramasını tavsiye ediyor:
“Son on yıllarda İsveç, popülizmden aktivizme ve popüler kültüre kadar ABD’deki neredeyse her kültürel eğilimi benimsedi. Belki de artık bunun yerine Avrupalı komşularımızdan biraz daha fazla ilham almalıyız: Örneğin Alman yüksek kültüründen, Hollanda tüketim kültüründen ya da Fransız sohbet kültüründen. Atlantik’in öte yakasındaki dünyanın en eski demokrasisinde bunların yerini artık gümrük vergileri, kutuplaşma ve giderek kabalaşan bir kamuoyu almış duruma.”
Tarihe bakmak teselli veriyor
The Economist, kuruluş ideallerinin hatırlanmasını tavsiye ediyor:
“Ülkedeki büyük liberal deney baskı altında. Siyasetçiler bugün, kurucu babaların çok önemsediği Aydınlanma ideallerine çok az saygı gösteriyor. Amerikalılar derinden bölünmüş durumda ve ne ülkenin neyden mustarip olduğunda ne de sorunların nasıl çözülebileceğinde hemfikirler. Ama tarih biraz olsun teselli olma imkânı sunuyor. Amerikan deneyi daha önce de sekteye uğramış, ama sonra tekrar toparlanmıştı. Onun tarihi, yenilenmelerle olduğu kadar gerilemelerle de şekillendi. Anayasa’yı kaleme alanlar ilk cümlede ‘daha mükemmel bir birlik yaratmak’ hedefini formüle ettiğinden beri, ülke kendi eksiklikleriyle mücadele ediyor.”