Bağımsızlığın 35. yılı: Ukrayna ne durumda?
Ukrayna, pazartesi günü Rusya’nın saldırı savaşının beşinci yılında 35. Bağımsızlık Günü’nü kutladı. Ukrayna destekçisi ülkelerden çok sayıda devlet ve hükümet lideri bu vesileyle Kiev'e giderken, AB de milyarlarca avro tutarında ek mali yardım sözü verdi. Yorumcular, tüm zorluklara rağmen özgür ve barışçıl bir gelecek umudunu koruyan Ukrayna’ya odaklanıyor.
En zorlu sınavlara göğüs gerdiler
Spotmedia şöyle yazıyor:
“Ukrayna’nın bilançosu yalnızca savaş, yolsuzluk ve başarısızlığa indirgenemez. Buna devlet inşası, özgür seçimlerin varlığı, sivil toplum faaliyetleri, kültürel canlanma ve muazzam bir iç ve dış baskı altında gerçekleştirilen modernleşme de dâhil. Bağımsızlık ilanından 35 yıl sonra Ukrayna artık yalnızca kendine bir yol bulmaya çalışan eski bir Sovyet cumhuriyeti değil. Hâlâ çözülmemiş ciddi sorunları bulunan, ancak en zorlu sınavlara göğüs germiş kurumlara, bir kimliğe ve topluma sahip bağımsız bir Avrupa devleti.”
Tam destek vermek bizim de çıkarımıza
Gazeta Wyborcza, Ukrayna ile dayanışma içinde olduğunu açıklıyor:
“1991’de Ukrayna’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Polonya oldu. ... 2004’teki Turuncu Devrim esnasında ve on yıl sonra gerçekleşen Euromaidan’da komşumuzun yanında yer aldık. Rusya 2014’te Ukrayna’dan Kırım’ı ve Donbas’ın bir bölümünü kopardığında da, 2022’de suç teşkil eden kapsamlı bir savaş başlattığında da Ukrayna’yı destekledik. ... Her ne kadar ufukta kara bulutlar toplanıyor olsa da bunu yapmayı sürdüreceğiz. Savaşan ülke için destek talep edecek ve Polonya’da yaşayan Ukraynalılara yönelik alçakça, yabancı düşmanı kampanyayı kınayacağız. Çünkü Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşı kazanması, Polonya’nın geleceği açısından hayati önem taşıyor. ... En iyi dileklerimizle Ukrayna!”
Yaralandı ama pes etmedi
Siyaset bilimci Linas Kojala LRT’de şöyle yazıyor:
“İnsanlar her şeyden memnun değil ama bunun tek nedeni de savaş değil. Çoğunluk ülkenin yanlış yönde ilerlediğini düşünüyor ve yolsuzluk iç politikadaki en sancılı sorunlardan biri olmayı sürdürüyor. Ancak yolsuzluğa ya da siyasi kararlara yönelik eleştiriler, devletin rotasına dair şüpheler olduğu anlamına gelmiyor. Aksine: Tam da Avrupalı bir ülkede yaşama beklentisi daha yüksek talepler doğuruyor ve böylece reformlara uygun zemin hazırlıyor - özellikle de günümüzde Batı’ya yönelim her zamankinden netken. Ukraynalıların ekseriyeti AB ve NATO üyeliğini destekliyor. ... Bu bağımsızlık gününün bilançosu işte bu yüzden çelişkili. Ukrayna harap edilip kan kaybederken, Rusya en önemli hedefine ulaşamadı: Ukrayna’nın devlet olma fikrini baltalamak.”
Batı’dan gelen paradan vazgeçilemez
Público, Ukrayna ile dayanışmanın önemini vurguluyor:
“Ukrayna’nın bağımsızlığının 35. yıldönümünü kutladığı gün, António Costa, Emmanuel Macron, Andy Burnham ya da Friedrich Merz’in bu pazartesi yaptığı gibi Kiev’e seyahat etmek artık riskli bir siyasi eylem değil, aksine destek sözleri ve para iletmek için bir vesile. … Ne Ukrayna’nın kaybettiği ne de Rusya’nın kazandığı (ya da tam tersi) bu savaşın bitmesi, giderek daha az yeni bir mucize silaha ama giderek daha fazla insanı, sanayiyi ve teknolojiyi elde tutma becerisine bağlı. ... Dolayısıyla, Ukrayna için para bu kadar vazgeçilmez ve yaptırımlar Moskova’yı zayıflatmak için böylesine önemli birer silah.”
Avrupa tek başına Kiev’in yanında
La Repubblica, Ukrayna’ya yönelik uluslararası desteğin bugünkü durumunu gözler önüne seriyor:
“Rusya, Kiev’e, Fransa’ya, Almanya’ya, Büyük Britanya’ya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne verdiği sözleri çiğneyerek Ukrayna’ya adice saldırdı. Çin, bu saldırganlıkta açıkça ve net bir dille Moskova ile müttefik. ... Trump, Ukraynalı savaşçılara her türlü askeri desteği kesti. Zelenskiy, Amerikan silahlarını yüksek fiyatlara satın alabiliyor. Ancak onlara en çok ihtiyaç duyduğunda -örneğin halihazırda sivil halkı Rus bombardımanlarından korumak için Patriot füzeleri gerekirken- vadedilen silahlar gelmiyor. İşte bu yüzden Avrupa, Büyük Britanya ile birlikte dünyanın geri kalanına karşı saldırıya uğrayan Ukrayna’nın yanında tek başına.”
Reformlar ancak şokların ardından geldi
Ukrajinska Prawda, Ukrayna’nın gecikmeli de olsa 35 yıllık bağımsızlığı boyunca etkileyici işler başardığını belirtiyor:
“Devlet, kendisini neredeyse boğacak olan otoriter bir yönetimin pençesinden kurtuldu ve bir hastalıktan yeni iyileşmişken yeniden yürümeyi öğrendi: Parayı ve yetkiyi belediyelere devretti, şeffaf ihale süreçleri oluşturdu, bankacılık sistemini temizledi ve orduyu öylesine köklü bir şekilde yeniden yapılandırdı ki, bir sonraki işgal 2014’tekinden farklı bir ülkeyle karşılaştı. ... Ne var ki bu adımların hiçbiri [devletin] kendi siyasi iradesiyle atılmadı; aksine bir çalkantının ortasında, Maidan’ın, cephenin, Batılı ortakların ve felaketin baskısıyla gerçekleşti.”
Seçim tartışması özgürlüğün bir parçası
Ilta-Sanomat, şiddetli tartışmaların demokrasinin bir parçası olduğuna vurgu yapıyor:
“Ukrayna’nın Bağımsızlık Günü, yalnızca Rusya’nın saldırılarının değil, iç siyasi çekişmelerin de gölgesinde kalıyor. Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından görevden alınan eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, ülke savaş halinde olmasına rağmen seçim yapılmasını öneriyor. Fedorov ayrıca yönetimdeki yolsuzluk ve liyakat yerine sadakati ödüllendiren bir iktidar eliti gibi hassas konulara da değindi. Savaşın ortasında devlet başkanının siyasi meşruiyetini sorgulamak riskler barındırıyor. Öte yandan zor soruları tartışmaya açmak, Ukrayna’nın tam da ne uğruna savaştığının bir örneği: özgürlüğü ve demokrasisi.”
Egemenlik kendi kendini koruyamaz
Büyük Britanya Büyükelçisi ve eski ordu komutanı Valeri Zalujni, NV’de 1991 sonrası yapılan ihmallere dikkat çekiyor:
“O dönemin en trajik hatası, tarihin girdabında kazanılan özgürlüğümüzün yine aynı tarihin girdabıyla kendini koruyacağına inanmaktı. Bizzat bizler -1991’de on sekiz yaşında olan ve o günlerin seçkinlerine inananlar- 2014’te onların hatalarını kendi kanımızla gidermek zorunda kaldık. Ancak bunların gerçekten hata mı yoksa birilerinin planı mı olduğunu tarih gösterecek. Her halükârda, devletin korunmasının ve savunulmasının ihmali, günün sonunda bu büyük ve kanlı savaşı mümkün kılan en önemli faktör oldu.”