İsveçliler 13 Eylül’de kimi seçecek?
İsveç’te pazar günü yapılacak parlamento seçimleri öncesinde Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Parti’den oluşan merkez sol muhalefet, anketlerde Liberal-Muhafazakârlar, Hıristiyan Demokratlar ve Liberallerden oluşan merkez sağ koalisyonun yanı sıra onlarla işbirliği yapan sağcı İsveç Demokratları’nın (SD) önünde görünüyor. Ancak seçime kısa süre kala her iki blok da kendi saflarındaki parti skandallarıyla boğuşuyor.
Ulusal güvenlik için tehlike
İsveç Demokratları’nın önde gelen isimlerinden Gustav Gellerbrant’ın hayat arkadaşının, basında yer alan araştırmalara göre internette yıllarca Rusya yanlısı anlatılar yaydığı iddia ediliyor. Kendisi de İsveç Demokratları’nda görev yapıyor. Başbakan Ulf Kristersson’un partisine yeni bir merkez sağ hükümette yer alma sözü vermesi ise Aftonbladet’i öfkelendirmiş gözüküyor:
“Yıllardır Rusya yanlısı anlatılar yayan bir kişiye nasıl oluyor da İsveç Demokratları içinde kilit bir rol verilebiliyor? ... SD yıllardır Rusya’ya yakınlığıyla ilgili sorunlar yaşıyor. Bu nedenle pek çok etkili SD’li siyasetçi şimdiden partiden ayrılmak zorunda kaldı. Ulf Kristersson bunun farkında, ancak yine de partiye bakanlık sözü verdi. ... SD’li bakanların ulusal güvenliğimizi tehlikeye attığını biliyor, fakat bunu ‘hayır’ demek için yeterince önemli görmüyor.”
Sol ülkeyi yönetecek olgunlukta değil
Solcu Vänsterpartiet partisi, üyelerine yönelik terör sempatizanlığı ve antisemitizm suçlamalarının ardından listelerinden bazı adayları çıkardı. Böylece, önde gelen Sosyal Demokrat isimlere göre partinin yeni hükümete katılma ihtimali iyice azaldı. Dagens Nyheter de buna katılıyor:
“Daha ağustos ayında [partinin lideri] Nooshi Dadgostar, listedeki adaylar ‘bizi çok iyi temsil ediyor’ demişti - üstelik parti, antisemitizm ve terör romantizmi ifşaatları yüzünden iki düzine insanı ihraç etmişken. Sürekli bu tür şeyler gün yüzüne çıkıyor, akabinde Sol Parti’nin önde gelenleri konuyu ciddiye aldıklarına dair teminat veriyor. Ama sonra yine aynıları yaşanıyor. Ya bu fikirler parti içinde geniş kabul görüyor ya da yönetim partiyi kontrolünde tutamıyor. Öyle ya da böyle, bu durum partinin daha uzun süreler ülkeyi yönetmeye hazır olmayacağını kanıtlıyor.”
Artık kırmızı çizgi kalmadı
Frankfurter Allgemeine Zeitung, sağ popülistler azınlık hükümetlerine müsamaha gösterdiğinde ne gibi sonuçlar doğacağının İsveç örneğinde görülebileceğini yazıyor:
“Hükümet çalışmalarında sorumluluk üstlenmek zorunda kalmadan hükümetin politikasını domine ediyor ve bu sayede güçleniyorlar. ... Fakat 13 Eylül’deki seçim sonrasında İsveç Demokratları daha fazlasını istiyor. Mesela bakanlık koltukları. Başbakan Kristersson ve ittifakın diğer parti liderleri, [genel başkan] Åkesson’a buna hazır olduklarının sinyalini verdiler. Dolayısıyla artık kırmızı çizgi diye bir şey kalmadı.”