AfD'nin zaferi: Avrupa çapında bir eğilimin parçası mı?

AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta yüzde 44’e yakın oyla kazandığı seçim zaferi, Almanya’daki siyasi dengeleri sarstı. Avrupa’nın diğer ülkelerinde de sağ ve aşırı sağ partiler son yıllarda seçimlerde oylarını büyük ölçüde artırdı veya hükümet sorumluluğunu üstlendi. Dolayısıyla bu Alman eyaletinden çıkan sonuç, sağ siyasete ilişkin Avrupa çapında yürüyen bir tartışmayla kesişmiş oldu.

Tüm alıntıları göster/kapat
Jutarnji list (HR) /

Merkel döneminin sonucu

Jutarnji list, CDU ve SPD’nin yıllar süren işbirliğinin bugün AfD’nin doldurduğu bir boşluk yarattığını öne sürüyor:

“Angela Merkel, CDU’yu pek çok başlıkta SPD’nin politikalarına yaklaştırdı ve bu da her iki partinin yönetim kadrolarında ve seçmenlerinde hoşnutsuzluğa yol açtı. İki partinin birlikte kurduğu hükümet, siyasi ve başka konularda rakipler arasındaki tartışmaları ortadan kaldırarak diğer siyasi seçeneklerin -AfD ile radikal solun- doldurduğu bir boşluk yarattı. ... Bu, AfD’den ziyade on yıllardır iktidarda olan partilerin başarısızlığı sayılır. Göç, vaktiyle avroya tepkiyle kurulan bir parti olan AfD’nin halka kendini Angela Merkel ve onun açık kapı politikasına karşı zıt kutup olarak sunduğu bir konu.”

Cyprus Mail (CY) /

Nedeni göçten ziyade enflasyon

Cyprus Mail şöyle yazıyor:

“Olumlu olan şu ki, Almanya’da bir sonraki federal seçimler ancak 2029’da yapılacak. Bu da yerleşik partilere halkın güvenini yeniden kazanmak için yeterli zaman tanıyor. Belirleyici unsur ise ekonominin gidişatı olacak. Kamuoyu araştırmacılarına göre AfD’nin son başarısının başlıca nedenlerinden biri göç değil, ekonomik durumdu. Pazar günü seçmenler için artan yaşam maliyetleri, göç politikasından daha fazla ön plandaydı. Yüzde üçlük enflasyon oranının daha da artırdığı enerji fiyatları, çok sayıda seçmeni CDU’dan uzaklaştırdı. Pek çokları seçim sonucunu, ekonomiyi yeniden canlandırmayı başaramayan Şansölye Friedrich Merz’e verilmiş bir uyarı olarak değerlendirdi.”

El Mundo (ES) /

36 yıldır üzeri örtülen eşitsizlik

El Mundo, Almanya’nın yeniden birleşme sonrası yaptığı yanlışlara dikkat çekiyor:

“Kimi seçim zaferleri bir programla açıklanabilir, diğerleri ise haritayla. AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı ikinci kategoriye giriyor. Bu zafer, Almanya’nın 36 yıldır hafifletmek ve üzerini örtmek istediği eyaletler arasındaki uçurumu tescilledi ... Yeniden birleşme eşitlik vadediyordu. Ama bunun yerine hızlı bir ekonomik dönüşüm yaşandı. ... Pek çok yerleşim yeri birkaç yıl içinde istihdam, nüfus ve gelecek beklentisini yitirdi. ‘Ostalji’ kavramını acımasız rejime duyulan basit bir özleme indirgemek yanlış olur. ... İş güvencesinin, insansızlaşmayan mahallelerin ve hissedilir ölçüde ortaklaşa bir projenin eksikliğine duyulan öfkeyi yansıtan bir kelime bu.”

Trud (BG) /

Geleneksel partiler artık bir şey sunmuyor

Trud, Batı Avrupa’da yerleşik partiler ile seçmenleri arasında ortaya çıkan uçurum popülistler tarafından kullanılıyor, diyor:

“Yurttaşlarla devlet arasında gayriresmi bir anlaşma vardır: İnsanlar sistemi, piyasa ekonomisini ve küreselleşmeyi kabul eder ve bunun karşılığında iyi bir yaşam standardı ile güvenlik elde eder. Bu anlaşma çoktan bozuldu, üstelik de seçmenler tarafından değil. Böyle durumlarda her zaman, sorunları açıkça tanımlayan bir alternatif ortaya çıkar. Onlara popülist deyin; ama aşırı, hatta çoğu zaman yanlış olsalar dahi çözümler sundukları sürece kazanırlar. Bu senaryo yeni değil ve korkutucu da olabilir. Bunu en iyi Almanlar bilir.”

The Guardian (GB) /

Aşırı sağcılar ittifakı hâlâ bir hayal

The Guardian, Avrupalı milliyetçilerin yükselişte olsalar dahi asla ortak hareket etmeyeceklerinden emin:

“AfD’nin hafta sonu Saksonya-Anhalt’ta kazandığı zafer her ne kadar son yıllarda Avrupa’da aşırı sağcı bir partinin elde ettiği en büyük seçim başarısı olmasa da en şok edicilerden biri - çünkü burası Almanya. ... [Avrupalı] milliyetçiler yekpare bir blok değiller. Dünya görüşleri sınırlar ötesi işbirliğine ters düşüyor. Bencillikleri ittifaklardan çok rekabet yaratıyor ve anlaşmaları sabote ediyor. ... Liberal iyimserliğin zirvesini kaçınılmaz olarak aynı derecede hızla kaosa düşüşün izlemesi gerektiğini buyuran hiçbir tarih yasası yok.”

Yeni Şafak (TR) /

Deprem Türkiye’de de hissedilecek

Yeni Şafak, AfD’nin başarısının Almanya’yla sınırlı kalacağını düşünenlerin yaşanan sarsıntıyı hafife aldığı uyarısında bulunuyor:

“Almanya'daki seçimin sonuçlarını 'yöresel' görmeyin. Saksonya'nın gölgesi Avrupa'yı bile aşıyor. Bu sonuçlar kendi başına sebep de değil sonuç da. Avrupa'yı vuran dalgalardan sadece biri. Bu yüzden yüksek kaygı halini AfD ile sınırlamak kısa boylu kalır. Avrupa'da büyüyen aşırı sağ 'kitleler' elbette önemli. Hele bizim için. Bu ülkelerde yüzbinlerce vatandaşımız var. Almanya'yla da ciddi ekonomik ilişkilerimiz var. Söylediğimiz, 'acının' daha başlamamış olması.”

Kronen Zeitung (AT) /

Nasıl yapılacağını Meloni gösteriyor

Kronen Zeitung, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin pragmatizminin AfD’ye rehber olabileceği görüşünde:

“AfD, hukuk devleti varken seçim programındaki en aşırı taleplerin hemen hiçbirini hayata geçiremez, hele ki azınlık hükümeti olarak katiyen. Peki Ulrich Siegmund bu ikilemden nasıl kurtulacak? Çıkış yolunu Giorgia Meloni gösteriyor. Neofaşist gençlik hareketinin eski militanı, hükümetin başına gelmesiyle geçmişteki tüm radikal söylemlerini bir çırpıda unutuverdi. Bunu gizleme gereği de duymuyor ve AfD ile hiçbir ilgisi olsun istemiyor. Seçmenleri dört yıldır sembolik sağ politikalarla yetiniyor - yüzde 27’lik de istikrarlı bir oyla. ... Meloni ‘ihanet’ mi etti? Hayır: O, sorumluluk denen şeyi keşfetti. ”

Dnevnik (SI) /

Fazlasıyla hoşnutsuz bir toplum

Dnevnik, Hıristiyan Demokratların Saksonya-Anhalt’ta aldığı kötü sonucun her şeyden önce federal düzeyde izledikleri politikalara yönelik bir güvensizlik beyanı olduğunu belirtiyor:

“İnsanlar, Almanya’daki emeklilik reformu yüzünden de şüpheyle yaklaştıkları Merz’i kendi yöntemleriyle cezalandırdılar. ... Pek çokları, emeklilikleri için halihazırda yeterince çalışıp çalışmadıklarını kendilerine soruyor. Ayrıca Doğu’da yaşayanlar, daha düşük gelirleri nedeniyle emekli maaşlarını Batı’dakilerin yaptıkları gibi ilave özel yaşlılık sigortasıyla aynı ölçüde iyileştiremiyor. ... Siyasi merkezin kaybedilmesi ve aşırı uçların güçlenmesi, fazlasıyla hoşnutsuz bir toplumun semptomları. Saksonya-Anhalt, Almanya’daki siyasi partilerin gelecekte nasıl bir şekle bürüneceğine dair önemli bir turnusol testi oldu.”

Corriere del Ticino (CH) /

Ana sorun görmezden gelindi

Corriere del Ticino, göç meselesinin Avrupa genelinde hafife alındığı uyarısında bulunuyor:

“Pek çok ülkede milliyetçi-popülist partiler zemin kazanırken, diğer sağ partiler iktidar oluyor veya hükümetlerde yer alıyor. Bu yükselişin arkasında öfke, korku, kırgınlık, korunma arzusu ve geleneksel partilerin çok sıklıkla görmezden geldiği bir otorite arayışı var. Merkezde göç meselesi duruyor. Göç hakkındaki her endişe yabancı düşmanlığından kaynaklanıyor diye değil, hiçbir demokrasinin sınırları, ilticayı, entegrasyonu ve güvenliği yönetebilecek durumda olmadığı izlenimini uyandırmaması gerektiği için. Devlet, korunma hakkı olanlarla diğerlerini birbirinden ayırt etmez ve yerel makamları yalnız bırakırsa, meydan acımasız ve basit bir çözüm sunanlara kalır: her yeri kapatmak, herkesi sınır dışı etmek.”

Der Standard (AT) /

Reformları abartan kaybeder

Der Standard, Almanya ile Avusturya'yı karşılaştırıyor:

“AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki görkemli seçim zaferinden çıkarılan dersler Avusturya’daki partilerin de gündeminde. İki ülke arasında bazı paralellikler var. Almanya’da olduğu gibi Avusturya’da da sağ milliyetçi partiler revaçta. Viyana ve Berlin’deki koalisyon hükümetleri, şimdiye kadar berbat seyreden anket sonuçlarına karşı nafile didinip duruyor. Pazar günkü seçim sonucundan elde edilen bir çıkarım Avusturya açısından özellikle ilginç. O da şu: Siyasi varlığını korumak isteyenler, tartışmalı ve hassas reformlardan uzak durmalı.”