Büyük Britanya: AB medyanın yaylım ateşi altında

Avrupa Birliği’nin Büyük Britanya’da nispeten kötü bir namının olmasının nedenlerinden biri de ülke basınının önemli bir kısmının yıllardır Brüksel’e karşı topyekun saldırıya geçmiş olması. Londra’nın çıkış müzakereleri çerçevesinde AB’ye verdiği ödünler de çoğu zaman içilmesi gereken acı bir ilaç kabul ediliyor.

Brexit-Referandumu’nun ertesi günü çıkan İngiliz gazete manşetleri (© Picture-allianca/dpa)
Brexit-Referandumu’nun ertesi günü çıkan İngiliz gazete manşetleri (© Picture-allianca/dpa)
The Daily Telegraph Aralık 2017’de yayınladığı ve Londra ile Brüksel arasındaki ilk mutabakatın en önemli noktalarını irdelediği yazısına başlık olarak “Özgürlüğün bedeli” manşetini seçmişti. Buna karşın geleneksel olarak sağ muhafazakar cenahtan gelen ve ülkenin açık ara en yüksek tirajlı bulvar gazetesi The Sun, ardından Daily Mail ve Daily Express de neredeyse AB düşmanı bir duruş sergiliyor. Daily Mail aralık 2017’deki ilk mutabakatın ardından ‘Yaşasın! AB’den çıkmak üzereyiz!” manşetiyle sevincini paylaşmıştı.

Britanyalı bulvar gazetesinin uygulamaları bundan yedi yıl kadar önce ülkenin medya sahnesine ağır bir darbe vurmuştu. News of the World adlı gazetenin muhabirleri yıllarca ünlülerin, politikacıların ve suç mağdurlarının telefonlarını hacklemişti. Bu olay politika ve medya arasındaki sıkı bağın ülke çapında görünür olmasına yol açtı.

Eski başbakan David Cameron telekulak skandalının ardından Lord yargıç Brian Leveson yönetiminde bir komisyon kurdu. Komisyon pek çok derginin ve muhabirin saygısız ve düşüncesiz girişimlerini mahkemede kanıtladı, uygulamaları kısıtlayan bir basın yasası önerdi. Çoğunluk basın özgürlüğünde ciddi kısıtlamalar olmasından çekindiği için bu teklif yasalaşmadı.

2013 yılında NSA muhbiri Edward Snowden olayı İngiliz basın çevrelerini fena halde sarstı. Sol liberal Guardian, batılı gizli servislerin ortam dinleme ve gözetleme faaliyetlerinin üstündeki karanlık örtüyü kaldırdı. Guardian bu nedenle ülke dışında hararetle kutlandı. Büyük Britanya’da ise hükümet ve medya organlarının çoğu gazeteyi teröre destek vermekle suçladılar.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü o dönemde sert eleştiriler yaptı: “Gazetecilik ile terörü birleştirmek, totaliter rejimlere has bir uygulamadır.” Zira Büyük Britanya çok uzun zamandan beri basın özgürlüğünün anavatanı olarak bilinir. Sansürün yasaklanması 1695 yılına dayanır.

Avam Kamarası, gazetecilerin de habersiz olarak dinlenebilmesinin önünü açan tartışmalı “Soruşturma Yetkileri Kanunu” Kasım 2016’da geçirdi. Ancak Nisan 2018’de Britanya Yüksek Mahkemesi bu yasanın AB hukukuyla bağdaştırılamayacağına hükmetti. Britanya hükümetine yasayı gözden geçirmek için 1 Kasım 2018’e kadar mühlet verildi.

Okuyucu sayısının düşmesi ve reklam gelirlerindeki ciddi azalma İngiliz bulvar medyasının geçtiğimiz yılların üstesinden gelmesini hayli zorlaştırdı. Sol liberal Independent Mart 2016’dan bu yana artık sadece çevrimiçi çıkıyor. Gitgide daha çok medya kuruluşu çevrimiçi yayınlarını paywall (ücretli) üstünden gerçekleştiriyor. The Times bu uygulamayla müthiş bir viraj aldı: Zarar sınırında atlattığı 13 yılın ardından ilk kez 2014’ten bu yana tekrar kâra geçti.

Ülkenin lider yayıncısı, kamu radyo ve televizyonu BBC de sorunlarla karşı karşıya. 2014 yılında mali sorunlar nedeniyle kapatılması gündeme gelen ve dünya çapında yayın yapan BBC World Service, ancak devletin mali desteğiyle yayınlarını sürdürebiliyor.

Basın Özgürlüğü Sıralaması (Sınır Tanımayan Gazeteciler):
40. Sıra (2018)

Mayıs 2018 itibariyle
Medya arama

euro|topics'te Büyük Britanya medyası

Medya arama