Sığınmacı krizinde AB ortak çözüm bulacak mı?

Avrupa'nın önünde göçmen kriziyle ilgili çözülmemiş bir dizi sorun var: Deniz kurtarma çalışmalarıyla ilgili kriz, hala çözülemeyen sığınmacıların dağıtımı sorunu, Libya'daki iç savaş... Köşe yazarları farklı yaklaşımları tartışıyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
The Malta Independent (MT) /

Dayanışma keyfe keder bir şey değil

The Malta Independent'a göre, pek çok AB ülkesi için Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerle dayanışma artık sadece lafta kalıyor:

“Aslında her zaman yardım eden ülkelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Diğerleriyse sorunu görmezden gelmekte hiçbir beis görmüyor. Bu da tehlikeli bir emsal oluşturuyor: Tek bir ülke, büyük bir zorlukla karşı karşıya kalsa ne olur? Diğer ülkeler kolaylıkla yardımını esirgeyebilir mi? Dayanışmanın bir zorunluluk değil bir seçenek olarak görülmesi, AB'nin üzerine kurulu olduğu temel fikri zayıflatır. Sadece bazı durumlarda dayanışmacı bir tavır takınmaya karar vermek, gerçek bir dayanışma değildir ve arkalarına yaslanarak hiçbir şey yapmayan devletler için tahmin edemeyecekleri sonuçlar doğurabilir. Akdeniz'de insanlar ölüyor. Libya, bazı hükümetlerin öne sürdüğü gibi güvenli bir ülke değil. Avrupa'nın bir çözüm bulması gerekiyor.”

NRC Handelsblad (NL) /

Avrupa'nın ölüm siyaseti

Sosyolog ve düşünür Willem Schinkel, NRC Handelsblad'taki yazısında, Hollanda'nın sorumluluk alması gerektiğini söylüyor:

“Alman Yahudisi, düşünür Walter Benjamin, faşizmi, kitlelerin ekonomik üretim ilişkilerinden bağımsız olarak harekete geçirilmesi olarak tanımlar. Avrupa'da yükselişe geçen bir süreç bu: Her yerde 'gerçek halkı' sözde tabiatına aykırı göçmenlerden koruma çabaları var; sanki giderek artan eşitsizliğin sorumlusu onlarmış gibi. ... Salvini ve adamları da İtalya'nın 'gururu' adına başkalarının ölebileceğini düşündüklerini ortaya koyuyorlar. Bu siyasete son vermenin zamanı geldi artık. Akdeniz üzerinden gelen göç, bir düzenleme gerektiriyor. ... Hollanda hükümeti, bu tür önlemler alınması gerektiğinin bilincinde olmadığı sürece, binlerce insanın denizde ölmesine neden olan bu neo-sömürgeci ölüm siyasetinin sorumlulardan biri olacaktır.”

Tygodnik Powszechny (PL) /

Salvini'yi belki Papa ikna edebilir

Papa Franciscus pazartesi günü Aziz Petrus Bazilika'sında sığınmacılar ve deniz kurtarma ekipleriyle birlikte ayin yaptı. Tygodnik Powszeczny'e göre ümit vaadeden bir jest:

“Geçtiğimiz haftalarda İtalyan sınır güvenlik memurları ve İtalyan donanması neredeyse her gün onlarca göçmeni denizden kurtardı. ... Ama aynı şeyi STK'lar yaptığında Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini alarm veriyor, İtalyan limanlarına girişleri engellemeye çalışıyor, gümrük memurlarını gönderiyor ve kurtarma gemilerinin kaptanlarına kelepçe takılmasını emrediyor. Ve bütün bunlar 'İtalyan devletinin kutsal sınırlarının savunulması' bahanesiyle yapılıyor. ... Papa bundan daha iyi bir zamanlamayla konuşamazdı.”

Jornal Económico (PT) /

Uyum bir fırsat olarak görülmeli

Göç uzmanı Manuela Niza Ribeiro, Jornal Económico'daki yazısında, sığınmacıların düzenli kabulü ve uyum, çözümün anahtarıdır, diyor:

“Sığınmacı kriziyle mücadelede ortak bir plan ve yapısal bir yaklaşımın çıkarılmasıyla risk, fırsata dönüştürülebilir -özellikle de kamuoyunun gözünde. Çatışmalar ancak uyumla engellenebilir. Ama uyum süreci her zaman karşılıklı olmalı, karşılıklı saygıya dayanmalı ve yanlış ve anormal bir vesayet zihniyetiyle yapılmamalıdır. Çünkü bu vesayet yaklaşımı, birlikte yaşamayı zorlaştırır.”

Gazeta Wyborcza (PL) /

Sığınmacılar müzakere kozu oldu

Gazeta Wyborcza'ya göre Avrupa, sığınmacılardansa diktatörleri desteklemeyi tercih ediyor:

“Bir hükümet ne kadar anti-demokratikse, topraklarındaki sığınmacılardan kurtulmak diye bir derdi de o kadar olmuyor. Mısır, müzakere masasında elini güçlendirmek için şimdi Gazze Şeridi'ndeki binlerce göçmeni kendine çekmek için göz kırpıyor. Sığınmacılar için yatırım yapmak ve ekonomimize katkı sağlamalarına izin vermek yerine, bizden ırak olsunlar diye para ödemeye razı olduğumuz sürece bu durum devam edecektir.”

Le Monde (FR) /

Kuzey Afrika tampon bölge olmamalı

Faslı sosyolog Mehdi Alioua, Le Monde'daki yazısında, Kuzey Afrika'nın da tıpkı Avrupa gibi sığınmacı kriziyle ilgili ciddi bir karar aşamasında olduğunu söylüyor:

“Avrupa kıtası, Salvini ile Carola Rackete arasında bir seçim yapmak zorunda. Akdeniz havzası ile Sahel kuşağı Afrika'sı, ciddi bir Afrika göç politikası mı geliştireceğine, yoksa sınır çekme konusunda Avrupa stratejisine mi dahil olacağına karar vermek zorunda. Postkolonyal asker bozmalarının göçmenlere dayak attığı, onları tutukladığı ve tehlikeli kaçış yollarına ittiği, ne Avrupa ne de Afrika'ya ait bir tampon bölgeye dönüşme riski son derece gerçek. Bunun kanıtını günbegün Libya'da izliyoruz.”

Die Welt (DE) /

Görevi Frontex devralmalı

Akdeniz'de serseri mayın gibi günlerce süren bir yolculuktan sonra pazar günü kurtarma gemisi ALan Kurdi'de bulunan 65 göçmen Malta'da karaya çıktı. Die Welt gazetesi, Alan Kurdi kurtarma gemisinin önce Lampedusa Adasına yönelmiş olmasını bir kışkırtma olarak görüyor:

“Çünkü sığınmacıların kabulü, Libya sahil güvenliğinin sorumlu olduğu arama-kurtarma bölgesinde yapıldı. Libya deniz kazazedeleri kurtarma birimi, 'Alan Kurdi' gemisine 'güvenli bir liman olan' Zawiya'yı önermişti. Regensburg'lu yardım kuruluşu Sea-Eye'ın gemisi, buna rağmen rotasını Lampedusa'ya çevirdi. Gemi mürettebatı insan hayatı kurtarmak istiyor, evet, ama bir taraftan da İtalya'nın popülist içişleri bakanına karşı alenen savaş açmaya çalışıyor. Denizleri, hayat kurtarmayı, 'hotspot' denilen sığınmacı kayıt merkezleri kurmayı ve insanları durumlarının incelenmesi için buralara getirmeyi, Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex'e devretmenin zamanı geldi.”