AB-MERCOSUR: Sinyal niteliğinde bir serbest ticaret bölgesi mi?

25 yılı aşkın süredir devam eden müzakerelerin ardından, AB ile MERCOSUR arasındaki serbest ticaret anlaşması artık tamamlanmaya çok yakın: Cuma günü AB büyükelçilerinin nitelikli çoğunluğu lehte görüş bildirerek Fransa ve Polonya gibi ülkeleri azınlıkta bıraktı. Böylece Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Güney Amerika’daki ortaklarla anlaşmayı imzalama aşamasına geldi. Sonrasında ise Avrupa Parlamentosu’nun da onayı gerekecek.

Tüm alıntıları göster/kapat
NRC (NL) /

Trump'ın iktidar hırsına karşı denge unsuru

NRC, Avrupa’nın güçlenmesini bekliyor:

“MERCOSUR Anlaşması ideal olmayabilir ve hayata geçirilme süreci dikkatle izlenmelidir; ancak bu, daha güçlü bir Avrupa vizyonunun bir parçasıdır. Avrupalı çiftçileri, AB’nin yenilik kapasitesine kayda değer bir katkı sağlamamalarına rağmen daha fazla sübvansiyona boğmak ise buna dahil değildir. Latin Amerika ile kurulacak daha sağlam bağlar sayesinde, Trump’ın iktidar hırsını dengeleyecek jeopolitik bir karşı ağırlık oluşturulabilir ve buna acilen ihtiyaç duyulmaktadır. ”

El País (ES) /

İlişkiler derinleştirilmeli, savaş tehlikesi bertaraf edilmeli

El País, ticaret anlaşmalarının jeopolitik açıdan da etkisi olup olmayacağını irdeliyor:

“[Anlaşma], Monroe Doktrini’nin Trumpvari uzantısına ve ‘America First’ yaklaşımına Avrupa’nın verdiği ilk tepki oldu. ... Güvenlik ve savunmanın jeopolitik olaylara yeniden yön verdiği bir dünyada, ticaret anlaşmalarının cevap olup olamayacağını zaman gösterecek. AB, ticaretin ilişkileri derinleştirebileceğine ve savaş tehlikesini bertaraf edebileceğine inanıyor. Bugün Avrupa ve Güney Amerika, bunun mümkün olduğunu göstermek için eşsiz bir imkâna sahip: Müzakere ve diyalog, değerlerden taviz vermeden ekonomileri birbirine bağlayabilir.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung (DE) /

Finişe sendeleyerek geldi

Frankfurter Allgemeine Zeitung kutlanacak bir şey görmüyor:

“AB, çeyrek asırlık bir müzakere maratonunun ardından bitiş çizgisini cesur bir savaşçı gibi geçmiyor. Finişe yorgun ve sendeleyerek geliyor. ... Oysa anlaşmanın şüphesiz büyük olan ekonomik faydasının ötesinde, güçlü bir siyasi sinyal vermesi gerekirdi. ... Ancak AB bunu yapabilecek vaziyette değil; kendileri için kısmen dezavantajlı olduğu kabul edilen anlaşmaya karşı düzenlenen çiftçi protestolarıyla engellenmiş ve sağ popülistlerin başarılarından duyulan korkuyla felç olmuş vaziyette. Bu haliyle de yeni dünya düzeninde Çin ve ABD’ye karşı varlık gösteremeyecektir.”

El Mundo (ES) /

Daha cazip bir ortaklık

AB Çin’den daha iyi bir ortak, diyor siyaset bilimci José Ignacio Torreblanca El Mundo’da:

“Çin Latin Amerika’ya avantajlar sağladı: Telekomünikasyon bağlantıları iyileşti, ucuz tüketim malları ithal edildi ve kıta, hammadde karşılığında yüksek gelirler sağladı. Ancak bu açılım karşılıklı değildi ve Latin Amerika’nın sanayileşmesine katkı sunmadı. ... AB ile yapılan anlaşma ise aksine, bölge sanayiini geliştirecek ve nitelikli istihdam yaratabilecek bir ticari açılım teşkil ediyor. Üstelik Avrupa, hemen önümüzdeki yıl dört milyar avrodan fazla gümrük vergisinden tasarruf edecek. ... Trump yönetiminin Latin Amerika ve Avrupa’yı sömürgeciliğe geri götürdüğü şu günlerde, bu anlaşma verilecek en iyi yanıt sayılır. ... Trump’la mücadele sözlere değil, eylemlerle olur.”

Le Figaro (FR) /

Paris açısından bir ikilem

Le Figaro, Macron'un kötünün iyisini tercih ettiği yorumunda bulunuyor:

“Macron bir açmazla karşı karşıyaydı: Ya Avrupa'ya uyup Fransa'yı karşısına alacak ya da bu direniş anlaşmanın kabulünü engellemeyecek olsa bile Fransa'yı savunacaktı. O, ikinci seçeneği tercih etti. Mevcut koşullarda bu kötünün iyisi sayılır, ancak acı bir aşağılanmayı da beraberinde getiriyor: Tam da Avrupa egemenliğini savunan bir lider, sorumluluğunu üstlendiği ülkenin nitelikli çoğunluğun aksi yöndeki kararına boyun eğmek zorunda kalışını izlemek durumunda.”