ABD-İran: Müzakere yolunda son şans mı?
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler, ABD’nin devasa askeri yığınağının gölgesinde bu perşembe yeniden başlıyor. Tahran, Umman’ın arabuluculuğunda Cenevre’de yalnızca nükleer programını ve yaptırımların kaldırılmasını müzakere etmek isterken, ABD İran’ın füze programını da kapsayan anlaşmalarda ısrarcı. Medya ise öncelikle Donald Trump’ın tutumuna ışık tutuyor.
Eskiden sorunlar diplomasiyle çözülürdü
Salzburger Nachrichten, ABD’nin bölgeye yaptığı askeri yığınağın Tahran’a geri adım attırabileceğinden şüpheli:
“Siyasi hesap belli: İran’ı yalnızca nükleer programından değil, füze programından da vazgeçmeye zorlamak. Her ikisinden de yoksun kalmak, mollaların gözüne yaratılan bu tehdit ortamından daha da tehlikeli görünebilir. ... İran rejiminin vazgeçmeye niyeti yok. Ne nükleer programından, ne füzelerinden, ne de iktidarından. Trump’ın kendi ifadesiyle tercih ettiği üzere ‘sorunlara diplomatik çözüm’ zaten uluslararası alanda yoldaydı: ABD Başkanı’nın ilk görev süresinde iptal ettiği nükleer anlaşmayla. ... Askeri saldırı olsun ya da olmasın, akıllara daha iyi bir sonuç gelmiyor.”
Öngörülemezlik güç gibi sunuluyor
Siyaset bilimci Linas Kojala, Delfi’de ABD Başkanı’nın zaman baskısı altında olduğunu hatırlatıyor:
“Trump genel olarak ABD silahlı kuvvetleri açısından ciddi bir tehdit oluşturmayan ve uzun süreli savaş riskini azaltan, kısa ve net tanımlanmış askeri saldırıları tercih ediyor. Nihayetinde başkanlık makamına savaşları başlatan değil, sonlandıran bir lider olarak döndü. ... ABD Başkanı elbette her sonucu bir başarı olarak sunabilecektir. Eylemlerinin öngörülemezliğini kasten bir güç unsuru olarak sunuyor. Böylece hem askeri adımları hem de olası bir geri çekilmeyi meşrulaştırabilecek. ... Ancak zaman daralıyor: İran çevresine devasa boyutta yığılan silahlı kuvvetler orada ilelebet konuşlandırılmış halde kalamayacak.”
Tansiyon fena tırmanabilir
Haber portalı Liberal, durumun kontrolden çıkabileceği uyarısında bulunuyor:
“Bölgeye yapılan benzeri görülmemiş askeri güç yığınağı, Başkan Trump'ı ya tatmin edici bir anlaşma sağlayıp bunu dayatmak ya da sert ama sınırlı ve daha ziyade sembolik bir darbeyle geri çekilmek gibi bir açmaza sürüklüyor. Ya da Washington, sonucunu kimsenin öngöremeyeceği bir çatışmaya girmek zorunda kalacak. Öte yandan, köşeye sıkışan İran'ın ne kadar küçük olursa olsun her türlü saldırıyı bizzat rejimi de hedef alan bir Amerikan provokasyonun habercisi olarak görme riski de elbette dikkate alınmalı. Bu da Molla rejimini bölgedeki ABD varlığına, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ticaretine ve hatta Körfez ülkelerinin petrol çıkarma tesislerine karşı topyekûn savaşa zorlayabilir.”
İnsanlar Trump'ın yine umurunda değil
Le Soir, Washington’ın artık İranlıları diktatörlükten kurtarmakla değil kendi çıkarlarıyla ilgilenmesinden yakınıyor:
“ABD Başkanı, İranlıları ölümden kurtarabilecek bombardımanlar konusundaki muhtemel meşruiyetini artık kaybetti. Halkın korunmasından artık söz etmiyor bile. Bir zamanlar böyle bir şey gerçekten ciddi olarak vardıysa bile artık gündeminden çıktı. Beyaz Saray’da sinizm, yalanlar, şahsi çıkarlar ve böbürlenme yeniden üstünlük kazandı ki bu hiç de şaşırtıcı değil. Şimdi soru şu: Bu kez neyi tetikleyecekler? Hangi çıkış yolunu kullanacaklar? Dünya bir kez daha Donald Trump’ın tehlikeli ve büsbütün öngörülemezliğinin aciz rehinesi konumunda.”