ABD İran'a saldırdı: Sonuçları ne olur?

ABD, cumartesi sabahı itibarıyla İsrail’le birlikte İran’daki hedefleri vurmaya başladı. Saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney öldürüldü. ABD Başkanı Trump, saldırıya gerekçe olarak İran’ın ABD’yi ve bölgedeki müttefiklerini doğrudan tehdit etmesini gösterdi. Tahran ise İsrail’i ve Amerikan askeri tesislerinin bulunduğu çeşitli Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla vurarak karşılık verdi. Avrupa basınında gerilimin daha da tırmanacağı endişesi hâkim.

Tüm alıntıları göster/kapat
NRC (NL) /

Sorumsuzca alınan yüksek risk

Saldırı halka özgürlük getirir mi henüz belli değil, diyor NRC:

“İran halkı ancak yeni bir yönetim İran'da idamlara, hapishanelerde işkencelere ve başörtüsü terörüne son verdiğinde ve İran'ın nükleer hırsları konusunda uluslararası yaptırımların kaldırılmasını sağlayacak kalıcı bir çözüm bulunduğunda özgürlüğüne kavuşacaktır. Rejim halen İsrail'i ve Körfez ülkelerini vurarak etrafına vahşice saldırıyor. Bunlar son çırpınışlar mı yoksa uzun sürecek bölgesel bir savaşın ilk adımları mı, kimse bilmiyor. ... [Trump'ın] niyeti ne olursa olsun, sorumsuzca büyük bir risk alıyor.”

Novinky.cz (CZ) /

Hidra'nın bir başı kesildi

Novinky.cz’ye göre Hamaney’in ölümüne üzülmek için hiçbir neden yok:

“Bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Tahran’ın buradaki gücünü pekiştirmek uğruna İran’ı izolasyona sürükleyen, nükleer silah geliştirmeye ve bilhassa komşu ülkelerdeki terörist hareketleri desteklemeye bel bağlayan acımasız bir liderdi o. ABD onun gözünde büyük şeytandı, küçük şeytan dediği İsrail’i ise haritadan silmek istiyordu. Hükümdarlığının sonucu yağmalanmış bir ülke oldu. Ancak devam eden çatışmalar, [dokuz başlı canavar] Hidra’nın yalnızca bir başını kesmenin yetmeyeceğini akıllara getiriyor.”

Correio da Manhã (PT) /

Uluslararası hukuk yoksa geriye bir tek barbarlık kalır

Correio da Manhã apaçık bir başına buyrukluk sergilendiğini yazıyor:

“Zalim İran rejimi devrilmeyi hak ediyor ve sorumluları da kendi halklarına karşı işledikleri suçlardan ötürü yargılanmalı; ancak bunun kararını Beyaz Saray’daki ‘şerif’ ve onun Tel Aviv’deki yardakçısı vermemeli. Ayrıca, Müslümanlar için kutsal bir ay olan Ramazan’ın tam ortasında yaşanan bu saldırı, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu’nun dünya çapında yüz milyonlarca insan için önem teşkil eden değerleri nasıl hiçe saydığını gösteriyor. ... Uluslararası hukuka saygı gösterilmezse, barbarlık çağına gireriz.”

El País (ES) /

İnsafsızca güçlünün hukukuna başvuruluyor

El País de uluslararası hukukun rafa kaldırıldığını söylüyor:

“Bir askeri hedef var, o da nükleer tesislerin ve füzelerin yok edilmesi. Bir de siyasi hedef var, rejimin değiştirilmesi. ... Ancak üçüncü ve dile getirilmeyen bir unsur daha var: Trump ve Netanyahu’nun kişisel hedefleri. ... Her ikisi de büyük iç zorluklar yaşıyor ve bu yıl kritik seçimlerle karşı karşıya. ... Topyekûn müdahalecilik ve insafsızca güçlünün hukukuna başvurma çağında, bu eğilimin ivme kazandığı yeni bir safhaya giriliyor. ... Dünya hiçbir zaman bir cennet değildi; ancak asgari bir medeniyete ulaşıldıysa da şimdi yok oluyor. Uluslararası hukukun açık ihlali ve ulusal ya da kişisel çıkarların küstahça dayatılması giderek yaygınlaşıyor.”

Libertatea (RO) /

Halkı koruyacak hiçbir şey yok

Trump, Truth Social’a İran halkına kendilerini korumaları ve sokağa çıkmamaları çağrısında bulundu. Gazeteci Lelia Munteanu, Libertatea’da şöyle yazıyor:

“İran’da sivil halka koruma sağlayacak neredeyse hiçbir yapı yok. Yaklaşık on milyon nüfuslu başkent Tahran’da, hava saldırıları için resmen sığınak olarak belirlenmiş 82 metro istasyonu tamamen yetersiz. Bunların hayatta kalmak için en temel gereksinimlerle (su ve ilk yardım malzemesi) donatılıp donatılmadığı dahi meçhul. Trump, sokak ortasında vurulan İranlı göstericilere en son 13 Ocak’ta ‘yardım yolda’ diyerek boşa umut vermişti. Bugün 28 Şubat ve @realDonaldTrump, İran halkını neredeyse hiç var olmayan sığınaklara gönderiyor.”

Corriere della Sera (IT) /

Gerçeği kabullenmenin vakti geldi

Corriere della Sera, Avrupa’nın artık uyanması gerektiği uyarısında bulunuyor:

“Bir savaşı daha şaşkınlık ve çaresizlik içinde seyrediyoruz. ... Ulusal egemenlik, uygun bir askeri güçle korunmadığı sürece bugün bir illüzyondan öte değildir. Bu, Avrupa projesinin temel varlık ilkesinin ters yüz olduğu anlamına geliyor. Bir zamanlar ticaretin ve kültürün ‘yumuşak gücüne’ güvenirken, yeni dönemin gerçekliği bize bunun yerine ‘sert gücün’ belirleyici olduğunu öğretiyor: İktidar iradesi, askeri üstünlük, teknolojik yenilik. Sahip olmadığımız üç değer. Hızla harekete geçmezsek, gelecek bağımlılık ve itaat getirecek.”