AB: Sivil insiyatiften kürtaj hakkı mücadelesi
“My voice, my choice” adlı sivil inisiyatif, AB’de güvenli kürtaj talebiyle topladığı 1,1 milyon imzayı Avrupa Komisyonu’na takdim etmişti. Komisyon bir yandan talebi desteklerken, öte yandan tedavi ve seyahat masraflarını karşılayacak bir fonun kurulmasını reddetti. Bunun yerine, üye devletlerin başka programlara yönelik AB kaynaklarını bu amaca yönlendirmelerine izin verildiği ifade edildi. Peki bu bir başarı sayılır mı?
Aşağıdan etki edilebiliyor
Hämeen Sanomat, Avrupa’daki sivil inisiyatifin başarısından memnuniyet duyuyor:
“Kadın hakları ve eşitlik savunucularının uğruna yıllardır mücadele verdiği bir zafer oldu bu. Sivil inisiyatifler ve yoğun lobi faaliyetleriyle AB’de de bir sonuç elde etmek mümkün. Savaşın sürdüğü bir Avrupa’da ne kadar da teselli verici bir gelişme. Aktif yurttaş katılımıyla siyasete ve insan haklarına etki edilebiliyor. ... Zamanlama da dikkat çekici. Avrupa’da eşitlik her yolla baltalanmaya çalışılıyor. Bu durum karşı tedbirler alınmasını şart koşuyor. Kürtaj hakkı da bunlardan biri.”
Doğru ancak yetersiz bir adım
Le Soir, Avrupa gerici yasalarla frenleniyor, diyor:
“Karardaki sinsi pürüz, bunun için mevcut bütçelere başvurmak zorunda olunması. Dolayısıyla Belçika’da bu yeni yardım, örneğin gıda yardımı veya diploması olmayanların iş gücü piyasasına yeniden entegrasyonu gibi Avrupa Sosyal Fonu’nun diğer görevlerini olumsuz etkileyebilir. Avrupa tüm üye devletlerde gerici yasaların kabul edilmesini ya da varlıklarını sürdürmesini engellemeyi başaramadığı için, bugün maalesef zor durumdaki kadınların seyahat masraflarının finanse edilmesi gerekiyor. ... Avrupa’nın her yerinde kadınların kendi bedeni üzerinde karar verme hakkını güvence altına almak çok daha iyi olurdu.”
Kadın haklarına gelince AB'nin iradesi kalmıyor
Taz, sağlık politikasının üye ülkelerin meselesi olduğu gerekçesini bahane olarak görüyor:
“Sağlık politikasının AB’nin değil de ülkelerin yetki alanında olduğu doğru, ancak bu durum Korona pandemisinde Avrupa Komisyonu’nu harekete geçmekten alıkoymamıştı. Çünkü bu konuda siyasi irade mevcuttu. Ayrıca, AB’nin sağlık meselelerinde pekâlâ destekleyici ve tamamlayıcı bir rol oynamasına da izin verilmişti. ... Dolayısıyla: Avrupa Komisyonu bu girişimi önemseseydi, böyle bir fonun kurulması mümkün olurdu. Zira siyaseten bir şeyler mutlaka hayata geçirilmek istendiğinde ancak bazı üye ülkeler buna yanaşmadığında, AB hukuki hilelere başvurmayı hep sevmiştir. Ancak mevzubahis kadın hakları olunca belli ki AB’de bu müşterek irade kalmıyor.”