Macron Avrupa için nükleer caydırıcılık önerdi
Fransa, nükleer silah cephaneliğini artırmak ve bunlarla Avrupa’nın güvenliğine katkıda bulunmak istiyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin bu yöndeki niyetini nükleer doktrinin yenilenmesine ilişkin gerçekleştirdiği ve Fransa’nın nükleer silahlarının Avrupa’daki diğer ülkelere konuşlandırılması ihtimalinden de söz ettiği konuşmasında açıkladı. Akabinde ise Élysée Sarayı ve Almanya Şansölyelik Dairesi, müşterek bir Alman-Fransız nükleer idare ekibinin kurulduğunu duyurdu.
Paris'e sığınması kolay
De Standaard, Fransa’nın nükleer koruma kalkanının komşularının güvenlik sorununu çözmeyeceği uyarısında bulunuyor:
“Avrupa kıtasının direnç kapasitesini artırmak için çok daha fazlasına ihtiyaç var. Burada mevzubahis konvansiyonel silahlar. Bu alandaki işbirliğinin, Fransızların kanatları altına sığınmaktan çok daha zor olduğu aşikâr. Muazzam yatırımlar kapsamlı entegrasyon gerektiriyor, aksi takdirde sadece maliyetleri artırmaya yarar. Avrupa’nın ölçek ekonomilerine ve standartlaşmaya ihtiyacı var. Avrupalı devlet ve hükümet liderleri hayli sık bir şekilde kendi ülkelerindeki inisiyatiflere başvuruyor.”
Polonya'daki Trump hayranlarının burun kıvırma refleksi
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkesinin ABD’nin “Nükleer Paylaşım” programına katılmak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini açıkladı. Rzeczpospolita, Polonya sağını Amerika saplantılı olmakla eleştiriyor:
“Nesnel bir tartışma yürütmek yerine sağ cepheden yine Pavlovvari refleksler görüyoruz - Fransızlarla varılacak uzlaşı Amerikalı müttefikleri kızdırabilirmiş, bu yüzden Washington’da hiçbir şey elde edemesek bile çenemizi kapalı tutsak iyi olurmuş. ... Sağcıların Donald Trump’ın öngörülemezliğinden bir ders çıkardığını düşünebilirsiniz. Ancak Fransızların önerisine verilen ilk tepkiler hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Her şeyi tek bir karta, yani Amerika kartına oynama stratejisi popülerliğini hâlâ koruyor.”
Korku yaymayalım, saygı duyalım
Corriere del Ticino kuşkulu:
“Caydırıcılık, özellikle de yalnızca cephaneliklerle değil, aynı zamanda münferit güçlerin algılanan büyüklükleri ve askeri kararlılıklarıyla ilgili olduğu için son derece hassas bir mevzu. Ve bu mevzu, Trump’ın müttefikleri, NATO ve daha geniş kapsamıyla savunma kavramı konusunda sergilediği belirsizlikler göz önüne alındığında, Avrupa için daha da çetrefilli bir hal alıyor. ... Dolayısıyla Macron’un -önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri düşünüldüğünde iç siyasi saiklerle de atmış olduğu- bu stratejik adımını anlayışla karşılayabiliriz. Fakat aksi istikamette bir yolun da mümkün olup olamayacağını sormak gerek: Korku değil de yeniden kazanılan saygı ile özgürlüğü arayan güçlendirilmiş bir diplomasi yolu, barışa giden daha net bir yol.”
Silahlanma savaşı teşvik eder, barışı değil
T24, Avrupa silahlanmaya ağırlık verirse diplomasi sessizliğe bürünür, diyor:
“Nükleer başlıklar artırılırken, diplomasi 'son çare' olmaktan çıkıp ilk vazgeçilen ilke haline geliyor. ... Güvenlik adına yapılan her hazırlık, aslında yeni bir savaşı biraz daha mümkün kılıyor. Tarih defalarca gösterdi: Caydırıcılık vaadiyle büyüyen silahlar, eninde sonunda kullanılacak bir gerekçe yaratır. Avrupa bugün kendini koruduğunu sanıyor; oysa asıl kaybettiği şey, savaşa karşı durma iddiası. Çünkü silaha sarılan her kıta, barışı çoktan masadan kaldırmıştır.”
Tüm ihtimallere hazır olmalıyız
Jyllands-Posten’a göre Macron’un önerisi mantıklı:
“Onlarca yıl boyunca, Avrupa’yı nükleer silahlarla savunma meselesiyle uğraşmak zorunda kalmadık. Ancak bu dönem sona erdi. ... En iyi ihtimalle süregelen transatlantik işbirliği içinde güçlendirilmiş bir Avrupa sütununa -ve en kötü ihtimalle de ABD (beklenenin aksine) müttefiklerine sırtını dönmeye karar verirse kendi müşterek Avrupa nükleer altyapımızın ilk yapı taşına- dönüşebilecek bir girişime katkıda bulunmaya hazır olmalıyız.”
Diğer seçenekler daha kötü olurdu
Financial Times Macron’un önerisinden övgüyle bahsediyor:
“Dünya düzeninin, son olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının da gösterdiği gibi, işbirliği ve uluslararası hukuk yerine giderek kaba kuvvetle belirlendiği bir dönemde, Avrupa’nın kendi savunması için daha fazla sorumluluk üstlenme çabaları açısından önemli bir ilerleme bu. Macron, Fransa’nın caydırıcı gücünün Avrupa’nın savunması için vazgeçilmez olduğunu anladı. Alternatifler -AB düzeyinde bir nükleer caydırıcılığın inşa edilmesi veya münferit ülkelerin silahlanma yarışına girmesi- daha da kötü olurdu. Maalesef, Avrupalılar artık ABD’nin onları ne pahasına olursa olsun koruyacağına dair tereddütsüz bir güvene sahip değiller.”
Fransa için büyük bir kazanım
L’Opinion ülkenin de kıtanın da avantaj sağlayacağı kanısında:
“Tıpkı Fransa’nın bugün Avrupa olmadan pek bir anlam ifade etmeyeceği gibi, kıta da Amerikan koruma kalkanı yoksa eskisi kadar iyi korunamaz. Dolayısıyla, Avrupa’yı caydırıcılığın karmaşık simyasına biraz dahil etmek gerekiyordu - komşularımızla işbirliği, ancak yine de Fransız kontrolü altında. Sıklıkla borç batağındaki bir orta ölçekli güç statüsüne indirgenen Fransa için, nükleer silah gibi emsalsiz ve devredilemez bir güce sahip olmak (ve bunu elinde tutmak) rahatlık verici.”
Paris kontrol merkezi olmayı sürdürüyor
Taz’ın Fransa muhabiri Rudolf Balmer, Macron’un kendi nükleer başlıklarının kontrolünü bırakmayacağına dikkat çekiyor:
“Macron, nükleer güç sahibi seçkinler kulübünde diğer AB ülkelerine yalnızca pasif üyelik sunuyor. Yani caydırıcılık ve kullanım doktrini konusunda kararları ileride de tek başına Fransa Cumhurbaşkanı verecek. Nükleer cephaneliğin genişletilmesinde, ortak tatbikatlar ile manevralarda ve -ki bu önemli bir husus- nükleer savaş başlıklarının diğer AB devletlerinde olası konuşlandırılması konusunda diğerlerinin söz hakkı olabilecek. Dolayısıyla Avrupa, öngörülebilir gelecekte bağımsız bir nükleer güç olmayacak. Ama muhtemelen böylesi daha iyi.”