Çernobil'in üzerinden 40 yıl geçti: Dünya ne ders çıkardı?
40 yıl önce dönemin SSCB topraklarında yer alan Çernobil’de, nükleer enerji tarihinin bugüne kadarki en büyük kazası yaşandı. 26 Nisan 1986’da bir dizi teknik hata, dördüncü bloktaki nükleer reaktörün patlamasına yol açtı. Bunun sonucunda açığa çıkarak bütün Avrupa’ya yayılan radyoaktivite, bugün hâlâ mantarlarda, av etlerinde ve orman topraklarında ölçülebiliyor. Yorumcular, nükleer enerjiye yaklaşımda geçmişi ve bugünü tartışıyor.
Yaşanan yıkımı unutmamak gerek
Felaketin devasa sonuçları bugün bile bizleri düşündürmeli, diye uyarıyor tıp profesörü Duarte Barral Público’da:
“Fosil yakıtlara alternatifler aranmaya devam edilmesi gereken bir dönemde, geçmişten çıkarmak gereken dersleri hatırlamak büyük önem taşıyor. Uzun vadeli dolaylı sonuçlar göz önüne alındığında, Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminine göre can kaybı 4.000 civarındaydı. ... Ayrıca, bugün yaklaşık 2.500 kilometrekarelik bir alana yayılan bir tahliye bölgesi oluşturulmuştu. ... Kaza öylesine sarsıcıydı ki, Sovyet rejiminin zayıflıklarını, bilgi kontrolü kültürünü ve gizlilik politikasını gözler önüne sererek beş yıl sonra SSCB’nin çöküşüne katkıda bulunmuş dahi olabilir.”
Sanki hiçbir şey olmamış gibi
Aftonbladet, felaketin üzerinden geçen 40 yılın ardından İsveç’te, 1986’da yüksek radyasyon değerlerinin ölçüldüğü yerlerde dahi her şeyin yeniden eski seyrine döndüğü tespitinde bulunuyor:
“Bugün Çernobil kazası unutulmaya yüz tutmak üzere. ... Mevcut hükümet, son seçimlerden bu yana nükleer enerjinin yaygınlaştırılmasına hız veriyor. ... Birkaç on yıl önce akıllara dahi getirilemezdi bu. Yaz aylarında yine mantar ve orman meyvesi yemeye başladık. Ancak Radyasyondan Korunma Kurumu iki yıl önce İsveç mantarlarındaki radyoaktiviteyi ölçtüğünde, bir bölgedeki değer özellikle göze çarpmıştı - Hälsingland. Değer, sınırın dört kat üzerindeydi.”
Yenilenebilir enerjilere yatırıma devam
Taz, Almanya’da nükleer enerjinin yeniden canlandırılması çağrılarına hiç katılmıyor:
“Nükleer santraller her ne kadar düşük emisyonlu olsalar da (emisyonsuz değiller!) yeni tesisler son derece pahalı ve inşaaları uzun sürüyor. Büyük enerji şirketleri dahi bundan bahsetmiyor. ... Rüzgâr türbinleri ve güneş enerjisi santralleri geçtiğimiz on yıllarda giderek ucuzladı. Gelecek nesillerin yüz binlerce yıl daha endişe duymasını gerektirecek radyoaktif atık üretmiyorlar. Ayrıca, kaza ya da askeri saldırı durumlarında dünya geneli için tehlike arz etmiyorlar. Dolayısıyla, Almanya’da yeniden güç kazanan iklim hareketi de esas olarak rüzgâr ve güneş enerjisini savunuyor - nükleer santralleri destekleyense yalnızca küçük bir azınlık.”
Asıl katil kömür
Çernobil’den yanlış sonuçlar çıkarıldı, diye yakınıyor nükleer bilimci Tim Gregory The Spectator’da:
“Avrupa’daki nükleer enerji, reaktör kazasından sonra Çernobil öncesindeki büyüme hızının yalnızca dörtte biri oranında bile artmayı sürdürseydi, 2009 yılına kadar kıtada kömürle üretilen her teravatsaat elektriğin yerini alacak kapasiteye ulaşacaktı. Bunun yerine, 300 binden fazla can kaybına mal olacak şekilde kırk yıl daha kömür yakmaya devam ettik. ... Nadir görülen bir nükleer kaza katlanılamaz olarak nitelendirilirken, kömürün kurbanları sessizce kabullenildi. Avrupa’nın kömüre bağımlılığı, bu haliyle modern çağın en büyük enerji politikası başarısızlıklarından biri - korku ve estetiğin, akıl ve sağduyuya karşı kazandığı bir zafer.”
Tehlikeli ama vazgeçilmez
Radio Free Europe Ukrayna Servisi, savaşta nükleer enerjinin risklerini ve faydalarını tartıyor:
“Nükleer santraller böyle zamanlarda tehdit altına giriyor ve gerçek bir nükleer vaka riski doğuyor - özellikle de işgal edilmiş ya da bombalanabilecek tesislerde. … Öte yandan nükleer enerji, Ukrayna’da savaş süresince vazgeçilmezliğini de kanıtladı. Rus birlikleri Ukrayna’nın enerji altyapısını yoğun bir şekilde ateş altına aldı, bu da özellikle çetin kış aylarında derinden hissedilen ciddi elektrik sıkıntılarına ve kesintilerine yol açtı. Nihayetinde, elektrik tedarikinin en önemli kaynağının nükleer enerji olduğu anlaşıldı.”