Avrupa'nın güvenliği nasıl sağlanabilir?

Avrupa’nın kendi savunmasıyla bizzat ilgilenmesi gerektiği yönündeki görüş giderek yaygınlaşıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Kremlin’den Batı’ya yönelen bitmek bilmez tehditler ve ABD’nin güvenlik garantörü rolünden kademeli ama durdurulamaz geri çekilişi, devletlerin yeniden silahlanma çabalarını güçlendiriyor. Yorumcular, Avrupa’nın savunma kapasitesinin ne durumda olduğuna odaklanıyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Victor Taran (UA) /

Koruma kalkanı ortadan kalkınca

ABD’nin çekilmesi Avrupa’yı askeri ve stratejik bakımdan olgunlaşmaya zorluyor, diyor siyaset bilimci Viktor Taran Facebook’ta:

“Artık var olmayan Amerikan ‘koruma kalkanı’, Avrupalıları yıllar boyu erteledikleri şeyi yapmaya zorluyor: Kendi uzun menzilli silah sistemlerine yatırım yapmak, üretimi ölçeklendirmek ve bağımsız bir savunma mimarisi geliştirmek. Durumdaki paradoks, Amerikan varlığının zayıflamasının orta vadede Avrupa’yı güçlendirebilecek olmasında gizli - bunu yolu da zorunlu bir stratejik olgunlaşmadan geçiyor. Mevzu artık Tomahawk’ın Avrupa menşeli bir muadilinin geliştirilip geliştirilmeyeceği değil, Avrupa’nın şimdiye değin yaptığı gibi ABD’ye bel bağlamadan bu yolu ne kadar hızlı kat edebileceği.”

The Guardian (GB) /

Almanya'nın üstünlüğü değil dayanışma

The Guardian, silahlanma konusunda ülkelerin tek başına hareket etmesine karşı:

“Berlin’in Avrupa’nın silah üretimine ne boyutta ağırlık vermesi gerektiğine ve AB’nin en büyük ekonomik gücü olan Almanya’nın aynı zamanda birliğin askeri lideri konumuna gelmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağına dair gerilimler sürüyor. Bunlar ancak, AB düzeyinde ortak borçlanma yoluyla Avrupalı üreticilerin güçlendirilmesine daha fazla kaynak sağlanması ve bunların kullanımında da sınır ötesi işbirliğinin yoğunlaştırılmasıyla hafifletilebilir. ... Yeni bir çağda yeni Avrupa güvenlik modeli, dayanışmayı ve ortak karar almayı merkeze yerleştirmelidir.”

Expresso (PT) /

Avrupa'nın savunma işbirliğinin sınırları

Expresso, Future Combat Air System (FCAS) etrafında dönen tartışmanın Avrupa’daki işbirliğinin neden başarısız olduğunu gösterdiğini söylüyor:

“Savaş uçaklarının geliştirilmesi ve inşası konusunda, Fransa Almanya’ya nazaran apaçık daha üstün. Ancak Berlin, FCAS gibi bir program için daha büyük yatırım kapasitesine sahip ve bunun da programa yapacağı endüstriyel katkı üzerinde etkisi olması gerektiğini düşünüyor. Bunun sonucu da Avrupa’nın geleceğini belirleyecek kritik zamanda iki başkentin girdiği çıkmaz oluyor.”

Etelä-Suomen Sanoma (FI) /

Finlandiya için büyük potansiyel

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, nisan ayının sonunda insansız hava aracı üretiminde ortaklarla işbirliğinin derinleştirilmesini önerdi. Etelä-Suomen Sanomat, böyle bir alışverişten Finlandiya’nın büyük fayda sağlayacağı kanaatinde:

“Ukrayna’yı destekleyen ortaklara; İHA’lar, füzeler, mühimmat ve diğer talep gören silahlar ile askeri-teknik ekipman üretimi ve tedariki, yazılım, ortakların savunma sistemlerine entegrasyon ve uzmanlık sağlanması üzerine özel bir anlaşma sunuluyor. Ukrayna kendi adına, teknoloji alışverişi alanında ortak ülkelerle işbirliği yapmayı umuyor. Finlandiya açısından ise teknoloji alışverişi, yeni ve önemli bir ihracat kalemi potansiyeli taşıyabilir. Sonuçta, yüksek teknoloji ürünlerinin geliştirilmesi ve üretimi konusunda teknik bilgiye ve deneyime sahibiz.”

ctxt.es (ES) /

Sınırsız nükleer silahlanma tehlikesi

Yorumcu Rafael Poch, ctxt.es’te dünya genelindeki silahlanma ve çatışmalar karşısında endişesini dile getiriyor:

“Soğuk Savaş iki nükleer güç arasında bir meseleyken, mevcut durum var olan dokuz nükleer güçten sekizini ilgilendiriyor. Hatta bu sayı 20’ye kadar çıkabilir: Japonya ve Güney Kore’nin yanı sıra Türkiye ve Suudi Arabistan ile Almanya bu fikri değerlendirirken, Polonya, Baltık devletleri, Yunanistan, İsveç, Hollanda ve Belçika topraklarında nükleer silah konuşlandırmaya hazırlar. ... Kimi dini köktenciliğe saplanmış, kimi ise çözülmemiş tarihsel çatışmalara karışmış 20 nükleer güç endişe verici. ... İnsanlık, şu ankinden daha tehlikeli bir dönemi hiç yaşamamıştı.”