ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşma ne anlama geliyor?

ABD ve Suudi Arabistan, bir sivil nükleer program oluşturulması konusunda anlaşma imzaladı. Bununla, ABD’nin Riyad’a milyarlarca dolar değerinde nükleer teknoloji ihraç edeceği bir ortaklığın temelinin atılması öngörülüyor. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın nükleer silahların yayılmaması hususunu da içerdiğini söyledi. Yorumcular ise Suudilerin sivil kullanımla sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulunuyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Financial Times (GB) /

Tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir anlaşma

The Financial Times, anlaşmanın Ortadoğu’da bir nükleer silahlanma yarışını hızlandırabileceği konusunda uyarıyor:

“ABD Başkanı, İran savaşı nedeniyle Riyad’la gerilen ilişkileri iyileştirmek amacıyla Suudi Arabistan’la bir anlaşma yapmak istemiş olabilir. Ancak Veliaht Prens Muhammed bin Selman, İran’ın atom bombası geliştirmesi halinde Suudi Arabistan’ın da aynı yolu izleyeceğini defalarca dile getirdiğinden, kötü müzakere edilmiş bir anlaşma sonucunda ortaya çıkacak nükleer silahlanma yarışı tehlikesi bariz ortada. ABD ile Rusya arasındaki son büyük silah kontrol anlaşmasının süresinin dolmasının ardından ve ABD’nin giderek zayıflayan ‘koruyucu şemsiye’sine yönelik artan endişeler karşısında, bu gelişme Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması açısından yeni bir ağır darbe anlamına gelecektir.”

De Volkskrant (NL) /

Güvenlik garantileri tartışmaya açılmamalı

De Volkskrant, Suudi Arabistan’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın sıkı standartlarına tabi tutulmamasından yakınıyor:

“Anlaşma, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gereksiz yere zayıflatan, üzerinde az düşünülmüş bir adım izlenimi veriyor ve her şeyden önce Amerikan nükleer endüstrisi için milyarlar tutarında anlaşmalar yapmayı amaçlıyor. ... Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İran’ın nükleer silah edinmesi halinde ülkesinin de nükleer silah geliştireceğini açıkça dile getirdi. ABD’nin güvenlik garantisinin bağlayıcılığından şüphe duyan Doğu Asya ve Avrupa’daki ABD müttefiklerinde de aynı tartışmalar yaşanıyor. Tam da Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın dünya genelinde aşınma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, mevcut kısıtlamaları sarsmamak gerekir.”

The Daily Telegraph (GB) /

Bu meselede güvene yer yok

Trump ateşle oynuyor, diye uyarıyor The Daily Telegraph:

“Anlaşma günün sonunda basit bir soruya gelip dayanıyor: Suudi Arabistan’a güvenilebilir mi? Nihayetinde söz konusu olan, 2018’de muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice öldürülmesi emrini verdiği söylenen, petrol politikasını Moskova ile uyumlu hale getiren, Çin ile ilişkilerini derinleştiren, insan haklarını hiçe sayan (idamlar, temel özgürlüklerin kısıtlanması ve göçmen kadınlara yönelik rutin kötü muamelelerle) ve Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarının zayıflatılmasına katkıda bulunan bir rejim. ... Başka bir deyişle: Güven sorusunun cevabı kesinlikle ‘hayır’. Suudiler nükleer enerji kullanmak istiyorsa, bunu uranyum zenginleştirme tesisleri olmadan yapmalılar.”

Kurier (AT) /

Vaktiyle İran’la da böyle bir şey yapılmıştı

Der Kurier eleştirel bir hatırlatma yapıyor:

“Son Şah İslam Devrimi öncesinde sürgüne kaçmadan sadece on iki yıl önce, ABD 1967’de Tahran Üniversitesi’ne araştırma amaçlı küçük bir nükleer reaktör tahsis etmişti ... . Gerisi malum: 1979’da İslam Devrimi İran’ı kasıp kavurdu, molla rejimi iktidarı ele geçirdi - onunla birlikte daha sonra İran’ın nükleer programına temel teşkil edecek o ABD teknolojisini de. Trump yönetiminin çarşamba akşamı Suudi Arabistan’la imzaladığı yeni nükleer anlaşmaya bakınca bu anekdotu akılda tutmak gerek. Çünkü bu anlaşma da aynı varsayıma dayanıyor: Amerikan nükleer teknolojisi, müttefik ülkedeki iktidarın sonsuza değin süreceği yönünde sessiz bir umutla bir Körfez monarşisine teslim ediliyor.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung (DE) /

Rusya ya da Çin’le olmasından iyi

Frankfurter Allgemeine Zeitung ortamı yatıştırıyor:

“Krallık yıllardır sivil bir nükleer sanayi kurma gayretinde. ... Vaziyet böyleyken, Suudilerin nükleer programlarını örneğin Rusya, Çin ya da Pakistan yerine Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte geliştirmesi daha iyi. Gerekli tesisleri Amerikan şirketleri inşa ederse, Washington ülkede yapılanlar üzerinde yüksek derecede kontrole sahip olur. Aynısı uranyum zenginleştirmesi için de geçerli ... . Ancak, diğer pek çok devlette olduğu gibi kontrolü daha ziyade Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın elinde tutması en iyisi. Çünkü bir Amerikan başkanının öncelikleri değişebilir, bakınız bizzat Trump.”

NV (UA) /

İsrail nüfuzunu kaybetti

Ortadoğu uzmanı İhor Semivolos, NV tarafından alıntılanan bir Facebook gönderisinde İsrail’in bu hikâyedeki rolünü irdeliyor:

“Netanyahu hükümetinin politikası nedeniyle ülke, ABD yönetiminin kararları üzerindeki veto hakkını ve etkisini fiilen kaybetti. Bu durum büyük ölçüde İsrail’in, Suudi Arabistan’ın 2024 tarihli uzlaşma barış planını (ki bu plan net bir takvim öngörmeden yalnızca Filistin devletine yönelik muğlak atıflar içeriyordu) reddetmesiyle bağlantılı. ... Sonuç: İsrail normalleşme anlaşmasından mahrum kaldı, şimdi de bölgesinde bir ‘nükleer eşik devlet’ ile karşı karşıya, Türkiye ve Katar’ın güçlenmesini kabullenmek zorunda ve bu müzakerelerde tamamen yalnız kalmış durumda.”