Şi’nin Trump ziyareti: ABD ve Çin gerçekten yakınlaşıyor mu?
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçtiğimiz hafta Washington’da Donald Trump tarafından büyük bir ihtişamla ağırlandı. Her iki taraf da “dostluklarına” ve ilişkilerdeki “ilerlemelere” vurgu yaptı. Bu pazartesi günü ise 30 milyar dolar tutarında bir gümrük vergisi indirimi ve düzenli olarak toplanacak bir ticaret konseyinin kurulması konusunda anlaşmaya varıldığı açıklandı. Ayrıca, yapay zekânın kontrolüne yönelik bir diyalog mekanizmasının da hayata geçirilmesi planlanıyor.
Profesyoneller amatör takımla karşılaşırsa
Expresso’ya göre ABD dış politikada ciddiyetten yoksun hareket ediyor:
“Donald Trump, Şi Cinping’i Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’nde bizzat karşıladı. ÇKP liderinin resmi ziyaretinin başında yaşanan bu diplomatik protokol ihlali çok şey anlatıyordu. ... Şi, Pekin’in -Washington’ın aksine- dünyayı tanıyan deneyimli uzmanlar tarafından yönetilen istikrarlı bir başkent olduğu izlenimini güçlendirmeyi amaçlayan uzun bir uluslararası diplomasi turunun ardından ABD’ye geldi. Buna karşılık Amerikan başkenti, bilgisiz, hazırlıksız ve kibirli amatörlerle dolup taşıyor.”
Trump oynadı, Şi kazandı
The Times, Trump’ın Şi ile görüşmesinde yaratılan tantanadan neredeyse hiçbir somut kazanç elde edemediği analizinde bulunuyor:
“Zirve iki tarafa da bir soluklanma fırsatı sağlamışsa da bundan Çin’in daha fazla yararlanması muhtemel. Çin ihracatta dünya ekonomisine egemen olmayı sürdürüyor (ticaret fazlasının bu yıl yeniden bir trilyon doları aşması bekleniyor) ve ülke ileri teknolojilerde arayı hızla kapatıyor. Buna karşılık Trump, başlatmak zorunda olmadığı bir savaşa saplanıp kalmış durumda. Gösteriş ve şovlar diplomaside bir rol oynayabilse de Şi hiçbir zaman yalnızca bunlardan etkilenecek biri olmadı.”
Soğuk barış statükosu korunuyor
Radio Kommersant FM, görüşmenin temel amacının iki büyük güç arasında sıcak bir çatışma yaşanmasını önlemek olduğu görüşünde:
“Şi Cinping, dünyayı paylaşmak için değil yeni bir Küba Füze Krizi’nin önüne geçmeye çalışmak için ABD’ye gitti. ... Trump onu neredeyse kendisine denk, ciddiye alınması gereken bir rakip olarak görüyor. İkisinin de pek çok açıdan örtüşmeyen çıkarları olsa da iki taraf da çatışma istemediklerini açıkça gösteriyor. Başka bir deyişle: En önemli sonuç, sıcak bir çatışmaya dönüşmemesi için statükonun, yani ‘soğuk barış’ın sürdürülmesi. Ve görünen o ki şimdilik bu başarılmış durumda.”
Sorunları çözmeden istikrarı korumak
Delo, Şi ile Trump arasındaki görüşmenin ardından bir ilerleme görmüyor:
“Şi, yine büyük güçler arasında sağlanması gereken stratejik istikrar konusunda uzun uzun konuştu. Ancak bununla tek bir sorun bile çözülmüş olmuyor. Mayıs ayında Pekin’de Trump ile görüşmesinden bu yana Ukrayna krizi aynı noktada kalmaya devam ediyor; İran krizi ve dünya genelindeki uzun kriz bölgeleri listesindeki diğer tüm sorunlar da öyle. Bu kez de ikili tehlikeli çatışmaları çözmek için değil, öncelikle hangi kriz bölgesinde kimin ateşe körükle gitmemesi gerektiği konusunda anlaşmak için bir araya geldi.”
Gerçek bir anlaşma yerine el sıkışma
The Economist, iki devlet başkanının ilişkisinde içeriğin ikinci planda olduğunu gözlemliyor:
“Trump ile Şi arasındaki ilişkinin en sonuç doğurucu yönü, varılan anlaşmaların içeriğinden çok görüşmelerinin sıklığı olabilir. … İki devlet başkanı 2026’da dört kez bir araya gelebilir. Her yeni görüşme ihtimali, iki tarafı da ilişkilerin dengesini bozmamaya teşvik ediyor. ABD, Şi ile yapılacak görüşmeyi tehlikeye atmamak için Tayvan’a yönelik 14 milyar dolar tutarındaki silah paketi planını erteledi. ... Ancak zirve görüşmelerinin sıklaşması, şimdi bu paketin süresiz olarak askıya alınmasına yol açabilir.”
Biri kişisel, diğeri pragmatik
Corriere del Ticino, iki devlet başkanının görüşmede farklı yaklaşımlar sergilediğini belirtiyor:
“Donald Trump, MAGA sağının kaygılarına ve Kongre’deki pek çok Cumhuriyetçinin Çin Komünist Partisi Başkanı’nın görkemli bir şekilde karşılanmasından ötürü dile getirdiği rahatsızlığa rağmen, her şeyi Şi ile kişisel ilişkisine bağladı. Şi Cinping ise tamamen siyasi bir yaklaşım izleyerek, merkezde -değişmesi kaçınılmaz olan- şahısların değil, ‘çıkarları’ yine de ‘birbirine sıkı sıkıya bağlı’ olan ‘halklar ve devletlerin’ yer alması gerektiğini savundu.”
İkili zirveler kurulların yerini alıyor
La Vanguardia, uluslararası diyaloğun yerini giderek ikili görüşmelere bıraktığına dikkat çekiyor:
“Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki görüşme, New York’taki BM Genel Kurulu çerçevesinde gerçekleştirilen bir dizi buluşmanın zirve noktası oldu. ... Görüşme, ikili diplomasinin bugüne dek uluslararası diyaloğun yürütüldüğü forum ve kurullar karşısında nasıl önem kazandığını açıkça ortaya koydu. ... Büyük ikili ihtilaflar çözümsüz kaldı belki ama her iki devlet başkanı da kırılgan ilişkileri istikrara kavuşturmak adına diplomatik adabı korudu. Bolca sembol ve karşılıklı övgü vardı, ancak ilerleme neredeyse hiç olmadı.”