Berlin saldırısının ardından: Ne düşünmeli, ne yapmalı?
Berlin’de düzenlenen Christopher Street Day [Onur Yürüyüşü], cumartesi akşamki saldırı nedeniyle vaktinden önce sonlandırıldı. Bir kamyonet sürücüsü, festivalin yakınlarında kalabalığın arasına daldı ve ardından kesici bir aletle yoldan geçenlere saldırdı. Bir kadın hayatını kaybetti, 29 kişi yaralandı. İslamcı olmasıyla bilinen 21 yaşındaki şüpheli, pazar günü bir polis operasyonunda vurularak öldürüldü.
Ölçüyü ve soğukkanlılığı kaybetmemeli
Politiken, şiddet yanlısı İslamcıların Avrupa için doğurduğu tehdidi abartmamak gerektiği uyarısında bulunuyor:
“Avrupa’da İslamcı terör saldırıları oldukça nadir yaşanıyor. Bu tehdit, Avrupa güvenlik teşkilatlarının genişleyen yetkileri ve yoğun çabaları doğrultusunda azaldı. Bu yöndeki çabalar sürdürülmeli ve gerekirse artırılmalı, ancak ölçüyü kaçırmamak gerekir. … Berlin’deki gibi terör saldırıları, her şeyden önce korku, güvensizlik, öfke ve aşırılığı körüklemeyi amaçlıyor. Bunun doğurduğu tehlike küçümsenmemeli. Avrupa’nın çok sayıda büyük sorunu ve acil görevi var: Rusya, Trump, iklim krizi. Ama İslamcı terör gerçekten de bugün bunlardan biri değil. Berlin’deki saldırıya rağmen.”
Ötekileştirme yerine işbirliği
Avvenire, ılımlı Müslümanlarla işbirliğine gidilmesini tavsiye ediyor:
“Dehşet ve tiksinti duygularına rağmen, saldırıların ‘bizi’ ve ‘onları’ birbirine düşürme ve Müslümanları medeniyetimizin düşmanlarının dahil olduğu aşırılıkçı kampa itme hedefine ulaşması önlenmeli. ... Şiddet eylemlerine verilecek yanıt, her şeyden önce ılımlı ve işbirliğine yatkın İslam’la ittifaklar kurmaktan geçmeli. Dini alan gençlere ulaşabilen, onları manevi, ahlaki ve sivil değerler ekseninde buluşacak şekilde eğitebilen meşru ve etkili aktörlerce doldurulursa, radikal propagandanın hareket alanı daralır.”
Seçici körlük
Taz, queer camiasının yıllardır İslamcı kesimden gelen tehdidi önemsizleştirdiği eleştirisinde bulunuyor:
“Neredeyse tüm yetkililer düşmanın sağda olduğunu söylüyor ve -büyük ölçüde haklı bir şekilde- özellikle ülkenin doğusundaki şiddet saldırılarına işaret ediyorlar. Saldırıya uğrayan onur yürüyüşleri, güvenilmez bir polis teşkilatı: Bunlar yanlış değil. Ancak bu eleştirilerde, örneğin İslamcı şiddet faillerinin eşcinselleri, lezbiyenleri ve trans bireyleri -ki bu kişiler onlar için dünyayı yozlaştıran her şeyi temsil ediyor- hedef aldığına değinilmiyor. ... Günümüz solcularının önemli bir kesimi bu konuda körler ve bu tehlikeli kişilerin aramızda yaşadığını kabul etmek istemezlerse böyle kalmaya da devam edecekler.”
Almanya’da İslamcılık karşıtlığı zayıf
Friedrich-Ebert-Stiftung’dan siyaset bilimci Alex Yusupov, Echo tarafından alıntılanan bir Telegram gönderisinde Alman siyasi yelpazesinin İslamcı tehditlere yönelik körlüğünden yakınıyor:
“Almanya’daki solcuların yanı sıra liberaller de İslamcılığı kamu güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak görme becerisinden de istekliliğinden de yoksun. Aşırı sağcı şiddet söz konusu olunca hepimiz hangi tarafta durduğumuzu biliyoruz ve dayanışma duygusu toplumu her seferinde yeniden harekete geçiriyor. Ama İslamcılara gelince bu netlik ortada yok. ‘İslamcılık karşıtı gösteriler’ düzenlenmiyor, çünkü çoğunluk günün sonunda bu konuyu ‘kendi’ meselesi olarak görmüyor.”
Berlin bölünmüş bir şehir
Svenska Dagbladet, Berlin’deki ideolojik tezatları tasvir ediyor:
“Berlin hâlâ bölünmüş bir şehir. ... Bugünkü sınır, ilerici değerlerin şekillendirdiği semtler ile insanların hayatlarının din ve namus adına kısıtlandığı muhitler arasından geçiyor. … Alman başkentini en belirgin şekilde niteleyen de bu tezat: Bir yanda, yaşam tarzı ve eş seçimi konusunda dünyanın en hoşgörülü yerlerinden biri. Öte yanda ise Avrupa’nın en büyük İslamcı çevreleri. ... [Zanlı saldırgan Abdul] Ballout belki tek başına hareket etti. Ancak onun isteyenin istediğini sevme hakkına duyduğu nefret pek çoklarınca paylaşılıyor.”
Bizi korkutmalarına ve bölmelerine izin vermeyelim
El País, şiddete direnme çağrısında bulunuyor:
“İslamcı saik doğrulanırsa, bu şiddet yanlısı ideolojiden kaynaklanan tehlikenin 21. yüzyılın ilk yirmi yılındaki kitlesel saldırılardan sonra da -Madrid’den Paris’e uzanan- ortadan kalkmadığı kanıtlanmış olur. ... Son zamanlarda, Suriye ve Irak’ta ‘İslam Devleti’nin zayıflamasıyla tehdit de değişmişti. Bugün artık büyük çaplı ölümler ve yıkım hedefleyen karmaşık komplolar yok, failler kendi başlarına hareket ediyor. ... İfade ve toplanma özgürlüğü ile hak eşitliğini yok etmek istiyorlar. ... Buna verilecek tek yanıt, bizi korkutmalarına ve bölmelerine izin vermemektir. Çünkü bu onların en büyük zaferi -demokrasinin ise yenilgisi- olur.”
Tehlikenin adı konmalı
Neue Zürcher Zeitung beylik laflardan usanmış gözüküyor:
“İslamcı dernekler bu tür eylemlerden sonra şiddeti ancak cılız bir sesle kınıyorlar. ... Cinsel azınlıklara yönelik hoşgörü çağrısında bulunmaya ise hiç niyetleri yok. ... Ancak örgütlü İslam’ın yanı sıra Alman solu da artık sadece eylemleri kınamakla kalmayıp faillerin adını koymak gerektiğini anlamalı. Eşcinsel çevrelerinde, özgürlüklerini ve hayatlarını kimin tehdit ettiği kapalı kapılar ardında zaten biliniyor. Yalnızca resmi LGBT dernekleri hâlâ en büyük sorun AfD’nin yükselişiymiş gibi davranıyor. ... Almanlar artık farkında: Hızlı çözüm, hele de mutlak güvenlik diye bir şey yok. Siyasetçiler artık beylik lafları bir kenara bırakıp kararlılıkla harekete geçmeliler.”
Kamusal alanda mutlak güvenlik imkânsız
Die Zeit şöyle yazıyor:
“Christopher Street Day gibi tüm şehre yayılan, coşkulu bir kutlama asla tamamen korunamaz; aksi takdirde bu şenlik değil, yüksek güvenlikli bir bölge olur. Berlin Tiergarten’da olduğu gibi katiller bir aracı silaha dönüştürüp ellerinde palayla kutlama yapan, eğlenen insanlara saldırdığında, bir sokak şenliği önlenmesi çok ama çok zor olan bir sokak terörü biçimine dönüşür. Charlie Hebdo yazı işlerine, Paris’teki Bataclan gece kulübüne ve Nice’te sahil şeridinde yürüyen yayalara yönelik saldırıların ardından Fransızların kanıtladığı gibi, belirli ölçüde bir kırılganlıkla yaşamak zorundayız.”
İslamcılara karşı sergilenen saflığın bedeli ağır
Novinky.cz’nin analizi şöyle:
“İslam’ı yasaklamak hata olur, çünkü bizden demokrasinin bir parçası -din özgürlüğü- çalınır. Ancak sistemimizi yıkmak isteyen İslamcı köktencilik ve bununla bağlantılı terörizm hoş görülemez ve bunlarla kararlılıkla mücadele edilmeli. ... Müslüman radikaller kendi yaşam tarzlarını başkalarına dayatmaya çalışıyorlar. ... Bu olay aynı zamanda bizim saflığımızı da gösteriyor. İslamcı radikallerle bağlantısı kanıtlanmış hükümlüler serbest bırakılmamalı. Genç köktencilerin radikalleşmesini terapi koltuğunda önlemeye çalışmak kaynak israfı. İnançlarından ve kanaatlerinden vazgeçmezler ve bunları internette ya da camilerde radikal vaazlar dinleyerek daha da güçlendirebilirler.”
Şaşıracak bir şey yok
The Spectator köşe yazarı Jonathan Sacerdoti, Berlin’deki saldırının Avrupa’da radikal İslam’ın yarattığı tehdide uzun süredir dikkat çekenleri haklı çıkardığını düşünüyor:
“Bazılarımız yıllardır bu tür saldırılara karşı uyarılarda bulunuyor. İslamcı teröristler çok farklı etnik gruplardan gelmelerine rağmen sıklıkla ‘ırkçı’ denilerek kestirip atılıyoruz. Müslüman olmayanları bölmek ve öldürmek isteyenlere karşı direnişte diğer özgürlük savunucularıyla bir araya gelen, çoğunlukla son derece açık fikirli insanlar olmamıza rağmen ‘ayrıştırıcılık’ karalamasına maruz bırakılıyoruz. Kimi zaman ise ısrarlı uyarılarımızı destekleyen sayısız örnek gösterebilsek de ‘panik yaratmakla’ itham ediliyoruz.”
AfD’ye adrese teslim pas
Das Handelsblatt malum partinin yeniden ivme kazanmasından endişe ediyor:
“AfD’nin işine yarayan tam üç durum var. Polise göre zanlı İslamcı çevreden. ... İkincisi, şüphelinin kısa süre önce gençlik cezaevinden tahliye edildiği söyleniyor. Bu da AfD’nin yıllardır eleştirdiği devletin zafiyetinden kaynaklanıyor. Ve üçüncüsü, saldırıdan sonraki saatlerde AfD’nin yasaklanması çağrıları yayılmaya başladı. Ancak failin anlaşıldığı kadarıyla aşırı sağcı değil de İslamcı çevreden gelmesi, AfD’nin ebedi mağdur anlatısını güçlendiriyor. ... Belli ki AfD’nin şu anda hiç çaba sarf etmesine gerek yok. ... Fırsatlar adrese teslim geliyor.”