Ceuta’ya göç AB’yi karıştırdı
Geçtiğimiz günlerde büyük bir kısmı yüzerek Ceuta’ya ulaşan 50 binin üzerinde insanın neredeyse tamamı tekrar Fas’a döndü. Ancak İspanya’nın Kuzey Afrika’daki topraklarına yönelik bu akın AB içinde tartışma çıkardı: Çeşitli başkentlerden İspanya’nın göç politikasına yönelik sert eleştiriler yöneltildi. Başbakan Pedro Sánchez ise bu eleştirileri getirenleri “önyargılar, yalan haberler, bilgisizlik ya da siyasi çıkarlar” güdümünde dayanışma eksikliği sergilemekle suçladı.
Göç politikası güç oyununa dönüşüyor
Le Temps’in AB muhabiri Valérie de Graffenried, tepkilerin AB içindeki iktidar mücadelelerini ortaya koyduğuna dikkat çekiyor:
“Göçmenlerin büyük çoğunluğu Fas’a geri gönderildi. ... Ceuta’ya varmak, ne Schengen Bölgesi’ne giriş ne de AB içinde serbest dolaşım hakkı anlamına geliyor. Dolayısıyla İtalya’dan gelen talep yalnızca siyasi bir slogandan ibaret. Bir üye devletin, diğer ülkelerin talebi üzerine Schengen Bölgesi’nden çıkarılmasını mümkün kılan herhangi bir mekanizma bulunmuyor. ... Her göç krizi, güç mücadelelerini daha da keskinleştiriyor ve bölünmeleri açıkça görünür hale getiriyor. Ceuta’dan çıkarılabilecek en kaygı verici ders de şüphesiz şu: Avrupa’da göç artık yalnızca bir sorun değil, giderek daha fazla bir güç kullanma ve manipülasyon aracı haline geliyor.”
Bu konu bölüyor
La Stampa endişeli:
“İtalya ve Almanya, yasadışı göçmenlere karşı sert bir tutum sergileyen 22 ülkelik gruba öncülük ederken, Fransa, Portekiz, Lüksemburg ve İrlanda, Sánchez yönetimindeki İspanya’yı destekliyor. ... Bu da yasadışı göçü kararlılıkla üstesinden gelinmesi gereken bir acil durum olarak görenleri, bunu kabul araçlarıyla ele alınması gereken insani bir sorun şeklinde görenlerle karşı karşıya getirdiği için Avrupa projesinin bizzat özünü ilgilendiren bir bölünme.”
Hakikatten kopuk mahkeme kararı tetikledi
News.bg, Ceuta’daki kaosa İspanyol hâkimlerin aldığı kararın neden olduğu eleştirisinde bulunuyor:
“Afrika kıyısından çok uzakta rahatları yerinde olan hâkimler, denizin fiziksel bir engel teşkil etmediğine ve dolayısıyla derhal geri göndermelerin yasadışı sayılacağına karar verdiler. Bunun sonucu ani ve öngörülebilir oldu. Haber Fas’ta orman yangını gibi yayıldı, binlerce kişi suya atladı, şehir insani ve toplumsal felaket yerine dönüştü ve yerel makamlar boşuna yardım çağrısında bulundu. Başkentten gelen teorik içtihat şunu bir kez daha kanıtladı: Soyut kararlar uğruna hakikat göz ardı edilirse, bunun bedelini en ön saflarda savaşarak yaşayanlar öder.”
Sánchez'in sinyallerinin yankısı
The Spectator, yanlış bir göç politikası uygulandığı kanaatinde:
“İspanya’nın solcu Başbakanı Pedro Sánchez, başlangıçta izinsiz girenleri durdurmak amacıyla orduyu devreye sokmayı reddetti. Endişe verici tabloya rağmen hükümeti, göçün olağanüstü halin hukuki tanımı kapsamında yer almadığı gerekçesiyle olağanüstü hal ilan etmeyi de kabul etmedi. ... Avrupa solunun sık sık yol gösterici bir sosyal demokrat olarak övdüğü Başbakan, İspanya’daki 1,5 milyon yasadışı göçmene ‘af’ ve dolayısıyla tam yasal statü ile çalışma hakkı sözü vermişti. Sánchez’in, bu cazip teklifin daha fazla insanı kapıyı çalmaya itmesine pek şaşırmaması gerekir.”
İspanyollar bunu öyle çabuk unutmaz
Der Spiegel, Avrupa’nın Sánchez’e yönelik eleştirisinde meselenin özünün kaçırıldığını düşünüyor:
“Madrid’de hep acil durumda bir tek kendilerine güvenmeleri gerektiği hissi hâkimdi. Şimdi bu doğrulanmış oldu. İspanya yıllardır Cezayir ve Fas ile olan karmaşık ilişkisini dengelemeye çalışıyor. İki Afrika ülkesi can düşmanları. Durum aşağı yukarı şöyle: Cezayir’e yaklaşılırsa Fas göçmen gönderiyor. Fas’a yaklaşılırsa Cezayir doğalgazı kesiyor. Teoride AB bu bariz şantaj girişimlerine kolayca karşılık verebilirdi. Sonuçta dünyanın en büyük iç pazarı. ... Bu meselede Madrid’e arka çıkması gerekirdi. Ama tam tersi oldu. İspanyollar bunu öyle çabuk unutmaz.”
Avrupa’nın pragmatik kurallara ihtiyacı var
In web portalı, Avrupa göç sayesinde kazansa da bunun düzen içinde ilerlemesi gerektiğini söylüyor:
“Nitekim Avrupa geçmişte çok sayıda göçmen ve sığınmacıyı kabul etmekle kalmamış, onları ekonomi ve toplum için olumlu bir şekilde kullanmayı da başarmıştı. ... Bir yandan Avrupa’nın yaşlandığından, belirli mesleklerde işgücü eksikliği yaşandığından ve bütün bölgelerin ıssızlaştığından yakınıp, öte yandan insanlar çalışmak için bize gelmek istediklerinde her defasında yüksek sesle ‘istilaya’ maruz kaldığımızı iddia etmek olmaz. Peki bu ‘açık sınır’ politikasına geçilsin mi demek? Hayır, elbette sınır kontrolleri yapılmalı; en başta da bu sınırlara erişim ilk etapta güvenli olsun diye: hem gelenler hem de ev sahibi ülkeler için.”
Dış sınırlar birlikte korunmalı
El País birlik çağrısı yapıyor:
“Önceki günlerde sınırı düzensiz yollarla geçen kişilerin büyük çoğunluğu ülkeden ayrıldı. Krizin bu kadar hızlı çözülmesi iyi bir haber. ... İspanya gözdağıyla sindirilemeyecek kadar etkili, orta ölçekli bir Avrupa gücü. Ancak bunun için, ulusal çıkarlara ve Avrupa’nın birliğine yönelik bir tehdit karşısında demokratik güçlerin birliğini gerektiriyor; ne yazık ki bu henüz tam olarak sağlanabilmiş değil. ... Bu bölünmüşlük, Avrupa’nın sınırlarını çok çeşitli hibrit saldırılarla dışarıdan baltalayanların işine yarıyor. Grönland, Rusya ve Belarus sınırlarında olduğu gibi Ceuta’da da AB fikri ve egemenliği müdafaa ediliyor.”