Ceuta olaylarının ardından: AB içişleri bakanları birlik sergiledi
AB içişleri bakanları, Ceuta’da yaşananlara ilişkin düzenledikleri bir video konferansta İspanya’ya desteklerini sundu. Oturuma başkanlık eden İrlanda Göç Bakanı Jim O’Callaghan, AB’nin tek yürek İspanya’nın arkasında olduğunu ve ülkeyi desteklemeye hazır bulunduğunu belirtti. 70 bini aşkın göçmenin İspanya’nın Afrika’daki topraklarına akın etmesinin ardından, İtalya ve Danimarka’nın girişimiyle ilk etapta 22 AB ülkesi Madrid’e yönelik sert eleştiriler dile getirmişti.
Meloni’den kendi kalesine gol
La Repubblica, konferansın Giorgia Meloni için ağır bir hezimete dönüştüğünü yazıyor:
“İspanya ile tam ve tek sesli dayanışmaya ve Madrid’in Ceuta’daki göçmen krizini yönetme biçimine tebrikler. Meloni’nin Sánchez’e yönelen meydan okuması, İtalya’nın AB içişleri bakanlarının video konferansı sırasında İspanyol hükümetiyle dayanışma bildirisini imzalamak zorunda kalması nedeniyle bariz bir kendi kalesine golle sonuçlandı. Üstelik aldığı bu darbenin üstüne bir de alay konusu oldu. Çünkü Avrupa Komisyonu şimdi, Roma’nın İspanya’ya karşı Schengen Anlaşması’nı tek taraflı olarak askıya alma kararının ‘orantılılığını’ inceleyecek. Dahası, İtalya’nın üçüncü ülkelerde ortak geri gönderme merkezleri kurma önerisi -Meloni’nin Arnavutluk’ta hayata geçirdiği modelin başarısız olması sonrasında- kabul görmedi.”
Kırılganlık ortaya çıktı
Financial Times şöyle diyor:
“Ceuta krizi, Avrupa’nın iki açıdan ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu: Bir yandan komşu ülkelerin göçü bir baskı aracı olarak kullanmasıyla oluşan dış baskıyla, diğer yandan milliyetçi ve göç karşıtı partilerin güç kazanması sonrasında iç bölünme yoluyla. ... Ceuta krizi, AB’nin -hem Brüksel kurumlarının hem üye devletlerin- son yıllarda göç politikasında ne ölçüde sağa kaydığını gözler önüne seriyor. Önümüzdeki on iki ay içinde birçok üye ülkede seçimlerin yapılacak olması ve sağ popülist partilerin hükümetlere giderek daha fazla rakip olması, günah keçileri bulma eğilimini artıracak.”
Akılları başlarına yeni geldi
Liberal şöyle yazıyor:
“AB içişleri bakanlarının yaklaşık 70 bin insanın Ceuta’ya yönelik kitlesel akınına dair dün gerçekleştirdikleri video konferans, temel tedbirlerin kararlaştırıldığı bir buluşmadan ziyade sözlü bir dayanışma beyanıydı. ... [Yunanistan’daki eski] Çipras hükümeti döneminde Avrupa topraklarına gerçekleşen ilk kitlesel akının üzerinden on yılı aşkın süre geçtikten sonra, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve daha iyi bilgi alışverişi yapılmasından yana tavır koydular. İşin komik tarafı, olası kitlesel göç hareketlerini zamanında tespit edebilmek adına sosyal medyayı da izleme kararı almış olmaları (evet, bu gerçekten de büyük bir bilgelik gerektiriyordu ...). Peki istihbarat servisleri ne güne duruyor?”
Çitler örmek yerine fırsatlar yaratılmalı
Ekonomist Jamal Bouoiyour, Le Monde’da Fas toplumunun daha fazla perspektife ihtiyacı olduğuna dikkat çekiyor:
“Fas’ın yalnızca yeni bir kalkınma planına değil, kaliteli kurumlara, rekabete, liyakate, fırsat eşitliğine ve sosyal hareketliliğe dayalı yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı var. ... Çitler örülebilir, insansız hava araçlarının sayıları artırılabilir ve sınır kontrolleri sıkılaştırılabilir; ancak sürdürülebilir bir göç politikası, gelecek perspektifi olmayan bir kuşağın üzerine kurulamaz. Ceuta ne bir akın ne de basit bir sınır başarısızlığı. ... Bir kalkınma modelinin başarısızlığının da belirtisi. Bu model köklü biçimde yeniden ele alınmadığı sürece yeni Ceutalar ortaya çıkacak - Fas’ta olduğu gibi başka yerlerde de.”
Henüz ikna edemeyen iki fikir
Tportal, Ceuta’nın göç konusundaki yaklaşımların ne denli zıt olduğunu gün yüzüne çıkardığını belirtiyor:
“Ceuta bir kapıdan ziyade ayna. İspanya bu aynada göçmenlere muhtaç bir ekonomiyi, Fas henüz tamamlanmamış sömürgesizleşmeyi temsil eden bir toprak parçasını, AB 2015’in tekrarlanması korkusunu ve Sánchez ise hâlâ Avrupa solunun liderini oynayabileceği son büyük meseleyi görüyor. ... Herkül Sütunları’nda yalnızca Afrika ve Avrupa değil, iki Avrupa fikri de birbiriyle çarpışıyor: Bir kesim geleceğin duvarlarla kolayca sınırlandırılabileceğini sanarken, diğeri esnek ve açık bir düzene inanıyor. Ceuta, her ikisinin de elinde henüz tamamen ikna edici bir cevap bulunmadığını gösterdi.”