Kanada ve AB: Mükemmel bir uyum mu?

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Strazburg’daki Avrupa Parlamentosu’nda AB’nin Kanada ile ilişkilerini “mümkün olan en üst düzeye” taşıyacağını duyurdu. Kanada Başbakanı Carney’nin de katıldığı oturumda bu açıklamasını somutlaştıran von der Leyen, “Kanada’nın AB’nin ilk ortak üyesi olmasını istiyorum” dedi. Girişimin ardındaki nedenler yorumcular için görece açık olsa da, bunun pratikte nasıl şekilleneceği konusunda hâlâ soru işaretleri var.

Tüm alıntıları göster/kapat
The Irish Times (IE) /

Önemli bir jeopolitik sinyal

The Irish Times coşkuyla şöyle yazıyor:

“Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticari zorbalıklarına -ve bilhassa da ilhak tehditlerine- karşı açıkça direnmeye hazır olduğunu gösterdi. Carney ayrıca, orta büyüklükteki devletlerin hegemon güçlerin baskısına karşı bir denge oluşturmak üzere birleşmeleri gerektiğini ifade etti. Von der Leyen’in teklifi, güçlü bir dayanışma beyanı ve ortak değerlerin yeniden teyidi niteliğindeydi ve bu da şüphesiz Trump’ı kızdıracaktır. Yeni ortak üyelik konsepti, Büyük Britanya, Norveç veya İzlanda gibi diğer devletlere de tam üye olmak zorunda kalmadan AB ile daha yakın ilişkiler kurma imkânı sağlayabilir.”

France Inter (FR) /

Daha yapacak çok şey var

France Inter köşe yazarı Pierre Haski, bu yeni ortaklık politikasının daha da ileriye taşınmasını istiyor:

“Aralarında Fransa’nın da bulunduğu on AB ülkesi, on yıl önce Kanada ile imzalanan ticaret anlaşmasını hâlâ onaylamadı! Ancak artık bağlam değişti. Trump’ın dünyasında, ABD ile ayrıcalıklı ilişkilere sahip olan ülkeler vasal konumuna düşmemek için yeniden konumlanmak zorundalar. ... Orta ölçekli güçlerin bu ittifakı ancak Güney’in büyük ülkelerine genişlediğinde bir anlam kazanır. Çoğu zaman bölünmüş ve güçsüz durumdaki Avrupa, burada ortak bir hedef belirleme ve yeni dünya düzeninde kendine bir yer bulma fırsatına sahip. Bunu kaçırmamak gerek.”

Corriere del Ticino (CH) /

İsviçre'den farklı

Corriere del Ticino, tam da şu an yakınlaşılmasının tesadüf olmadığını belirtiyor:

“AB’nin Kanada’ya yönelik açılımı, Ottawa ile Washington arasında çok sayıda ürüne gümrük ve misilleme vergileri getirilmesiyle patlak veren şiddetli anlaşmazlıkların yaşandığı bir döneme denk geldi. … İki ülke arasındaki gerilimler bu yüzden Ottawa’yı Avrupa ile daha yakın ekonomi ve güvenlik politikası ilişkileri kurmaya sevk etti. Carney, AB ile ‘benzersiz bir ittifak’tan yana olduğunu belirtti ... : Üyelik değil, tamamen yeni bir statü. Bu da mal dolaşımından serbest dolaşıma kadar türlü alanları ilgilendiren uzun bir dizi ikili anlaşmayla düzenlenen İsviçre’nin AB ile olan ilişkilerinden farklı bir statü.”

La Repubblica (IT) /

Engellerle dolu iyi bir fikir

La Repubblica yaklaşım doğruysa da uygulamasının o kadar da kolay olmadığını belirtiyor:

“Rusya’ya karşı durmak, ticaret alanında Çin’e meydan okumak ve tepki olarak şimdiden misilleme kabilinden ‘Avrupa ürünlerine çok yüksek gümrük vergileri’ tehdidinde bulunan Donald Trump’ın ölçüsüzlüklerini görmezden gelmek için yeni bir ‘transatlantik’ ittifak. Ursula von der Leyen’in Kanada’nın AB’ye ‘ortak üye’ statüsü verme girişimi bu yönde atılan ilk adım ve çığır açıcı bir jeostratejik öneme sahip. Amaç açık: Yeni dönemin yarattığı belirsizliklerle başa çıkmak için yeni ortaklar bulmak. Ancak bunun nasıl hayata geçirileceğinin henüz kapsamlı biçimde incelenmesi gerekiyor. Ayrıca, bunu mümkün kılmak için mevcut anlaşmaların ‘yaratıcı’ bir şekilde yorumlanması gerekecek.”

Tages-Anzeiger (CH) /

Boş bir teklif

Von der Leyen daha itidalli davranmalıydı, diyor Tages-Anzeiger:

“Von der Leyen büyük -ve maalesef yersiz- bir coşkuyla, Kanada’nın Avrupa’ya bir ‘Gelecek İttifakı’ ile bağlanarak ‘AB’nin ilk ortak üyesi’ olması gerektiğini ilan etti. Affedersiniz ama bunlar boş laflar. AB’de ‘ortak üye’ diye bir statü yok. ... Peki von der Leyen ne demek istiyor? ‘Gelecek İttifakı’ neyin nesi? Aman Tanrım! Sonuçta geriye von der Leyen’in, Avrupa’nın ‘Kanada ile ilişkisini mümkün olan en üst düzeye çıkarmak’ için çabalama vaadi kalıyor. Oldu. Peki ama bu nasıl mümkün? Ya bu o kadar da fazla bir şey değilse? Aslında söylenecek bir şey yoksa, hiçbir şey dememe seçeneği de değerlendirilebilir.”