Fransa: Öğrenci protestoları neyi gösteriyor?
Fransa Eğitim Bakanı Edouard Geffray, öğrenci protestolarına yanıt olarak perşembe günü kısa vadede 3 binden fazla vekil öğretmenin işe alınacağını duyurdu. Eylül ayında Créteil’deki bir lisede başlayan kötü eğitim koşullarına yönelik protestolar hızla tüm ülkeye yayılmış, bazı şehirlerde taşkınlıklar çıkmıştı. Basın, yaşanan seferberliğin boyutlarını açıklamaya çalışıyor.
Gençler konuşmak istiyor
Yazar Lola Lafon, Libération’da Fransa gençliğinin örnek bir tutum sergilediği övgüsünde bulunuyor:
“Fransa sokaklarında gerçek bir mucize yaşanıyor. Gösteri yapmak, orada olduğunu göstermek demektir; bir konuşma, bir diyalog başlatma arzusuna sahip olmak demektir. Bu neslin hâlâ yetişkinlere başvurabileceğine güvenmesi adeta bir mucize. ... Onlar, bize her zaman çok zor gelen şeyi başarıyorlar: sosyal fanusumuzdan çıkmayı ve birbirimize el uzatmayı. Bugün Paris’in saygın liseleri banliyölerdeki okulların taleplerini destekliyorlar. Bize de onların yanında durma fırsatı sunuyorlar. Onlara ve şu an yazdıkları tarihe layık olduğumuzu göstermeliyiz.”
Trump’ın göç argümanı saçma
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’daki öğrenci protestolarını “kontrolden çıkmış kitlesel göçe” ve İslam’a bağladı. Aftonbladet buna karşı çıkıyor:
“Bu elbette saçmalık. İktidardakilerin şu an yapabileceği en iyi şey dinlemek. Gösteriler, adaletsiz ve köhnemiş bir okul sisteminden duyulan hoşnutsuzluktan kaynaklanıyor. ... Daha fazla öğretmen ve daha küçük sınıflar gerekiyor. Özel eğitim ihtiyacı olan çocuk ve gençlere daha iyi destek. Dezavantajlı bölgelere yatırım. Öğrencileri dışlamak yerine teşvik eden bir not sistemi. ... Fransız gençliği haklı - okullar öğrencilerini yarı yolda bırakıyorsa bu kesinlikle öfke sebebidir.”
Başarılı entegrasyonun göstergesi
Frankfurter Allgemeine Zeitung’un Paris muhabiri Michaela Wiegel şöyle yazıyor:
“Okul sisteminin zayıf yönleri arasında öğretmen eksikliği ve uzun tatil dönemleri var. Merkezi atama sisteminde bu okullara sıra en son geldiği için, toplumsal sorunların yoğunlaştığı bölgelerdeki aksaklıklar daha da belirgin hale geliyor. Ancak, Başkan Donald Trump’ın bundan protestoların kontrolden çıkan kitlesel göçün bir sonucu olduğu sonucuna varması yanıltıcı. Gençlik hükümetten eşitlik vaadini yerine getirmesini istiyor. Dolayısıyla, göçmen kökenli öğrencilerin de daha iyi öğrenim koşulları talep etmesi ve paralel toplumlara çekilmeye niyetli olmaması, daha ziyade başarılı entegrasyonun sebep olduğu bir dramdır.”
Görkemli vitrinin ardındaki boş bina
Trouw köşe yazarı Ronit van Tijn Palache, protestolarının Fransa’nın zaaflarının kanıtı olduğunu yazıyor:
“Mevcut protestolar aslında hoşnutsuzluğun, kurumlara karşı güvensizliğin ve karamsar gelecek perspektiflerinin hâkim olduğu Fransız toplumundaki çok daha derin bir sorunun semptomu. Özellikle gençlerin iş gücü piyasasından beklentileri pek parlak değil. … Ülke büyüklüğünü, kültürünü ve evrensel değerlerini sergilemeyi çok seviyor; ancak bu vitrinin ardında, Fransa’nın bu değerleri pratikte kendi halkı için hayata geçirmesinin ne kadar zor olduğu giderek netleşiyor.”
Avrupa hükümetleri için adeta saatli bomba
Le Temps Fransa muhabiri Paul Ackermann, bunun daha başlangıç olabileceğini belirtiyor:
“Öğrenciler, Fransız devlet maliyesinin çöküşünü her gün hijyenik olmayan tuvaletler veya derse gelmeyen öğretmenler üzerinden deneyimliyor. Son derece gergin, hatta içinden çıkılmaz bir bütçe tartışması karşısında Emmanuel Macron ve Sébastien Lecornu hükümeti ise onlara fazla bir şey sunamıyor. Gelecek ilkbahardaki seçimler zaten kartları yeniden dağıtacağından, istifa bile söz konusu olmuyor. Dolayısıyla kamu hizmetlerindeki saatli bomba bir sonraki hükümete miras kalacak. … Fransız gençlerinin ve genç yetişkinlerin bu uyanışı, kıtanın gerilemesi ve maruz kaldığı tehditler karşısında Avrupa’nın pek çok ülkesinde ortaya çıkabilecek bir tepkinin de habercisi olabilir.”
Sistem gelecek perspektifi sunmakta başarısız
Gazeta Wyborcza’ya göre gençlerin protesto dalgası başka ülkelere de yayılabilir:
“Sokağa çıkıyorlar, çünkü emeklilerin kendilerinden daha yüksek bir yaşam standardına sahip olduğu bir ülkede yaşıyorlar. Bugün iş gücü piyasasına girenler, geçmiş on yıllarda doğal olan maddi güvencenin en fazla hayalini kurabilir. ... Protestolar şimdiden Belçika’ya da sıçradı. ... Avrupa’nın başka yerlerinde kitlesel gösterilerin yaşanması yalnızca an meselesi. Bunlar, hükümetler demokrasinin tanımı gereği geleceğe yönelik bir sistem olduğunu yeniden hatırlayana kadar sürecek. Demokrasi kendi toplumlarının geleceğini gözden kaçırmamalı.”
Büyümek için hiç de güzel zamanlar değil
NRC de öğrencilerin endişe ve sıkıntılarının nihayet ciddiye alınması gerektiği uyarısında bulunuyor:
“Gerilimi düşürmek şart. Bu da protestoları tetikleyen öğrenci kaygılarını kabul etmek ve onlarla diyaloğa girmekle başlar. Jeopolitik çalkantılar, artık hissedilir hale gelen iklim felaketi ve yapay zekânın getirdiği potansiyel varoluşsal tehlikeler karşısında, büyümek için pek de güzel bir dönemde olduğumuz söylenemez. Fransız gençlerin tek istediği bir gelecek perspektifi - tıpkı kısa süre önce daha iyi barınma koşulları için sokağa dökülen İspanyol yaşıtları gibi. Pek çok siyasetçinin aksine, onlar her şeyden önce uzun vadeli düşünüyor. Bundan bir ders çıkarılabilir.”
Merkez siyaset önemini yitiriyor
Corriere della Sera’ya göre Fransa’daki protestolar siyasi bir merkezkaç gücünün ifadesi:
“Şu an önde gelen siyasi güçlerin -aşırı sağcı Marine Le Pen ve aşırı solcu Jean-Luc Mélenchon- yangına körükle gitmekte büyük çıkarı var: Gerek güvenlik ve düzen talep etmek, haklar ve sosyal adalet talebinde bulunmak, gerekse de görevdeki hükümetin yanı sıra -beğeni oranları hiç olmadığı kadar düşük olan- Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u daha fazla baskı altına almak için olsun. Fransa, İspanya’dan Almanya’ya kadar Avrupa toplumlarında giderek güçlenen bir siyasi eğilimi yansıtıyor: Geleneksel partilerin siyasi uçlar lehine önem kaybetmesi.”
Solcuların başkaldırı provası
The Daily Telegraph, Mélenchon önderliğindeki partinin cumhurbaşkanlığı seçimi için seferberlik yaratmak amacıyla öğrenci protestolarını araçsallaştırdığını söylüyor:
“Fransızlar yedi ay sonra bir sonraki cumhurbaşkanlarını seçecek ve Mélenchon’un bu uğurda iki gayesi var. Birincisi, ikinci tura kalabileceğini ve orada aşırı sağcı Marine Le Pen’le yarışabileceğini gösteren ilk anketlerin rüzgârıyla seçim kampanyasına şimdiden başladı. İkincisi ise Mélenchon, Le Pen’in seçimi kazanması durumunda gerçekleşmesini umduğu başkaldırıya hazırlanıyor. Ülkenin ne denli kırılgan olduğunu biliyor ve kutuplaşmayı daha da derinleştirip kaos tohumları ekmek için elindeki her imkânı kullanacaktır. Siyaseten şiddet yanlısı görünmek onun için dert değil - tam tersi.”
Mélenchon’un hesabı tutmayacak
Die Welt Paris muhabiri Martina Meister, kısa vadede protestolardan kazançlı çıkıyor gibi görünseler de Mélenchon ve La France Insoumise’in fazla sevinmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor:
“Fransa’da altı buçuk ay sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. O zamana dek sol popülist Mélenchon da evde yaptığı hesabın çarşıya uymadığını muhtemelen anlayacak. Sokak çatışmaları şiddetlenip ... ebeveynler çocuklarının eve yaralı döneceğinden endişe etmeye başlayınca, kanun ve nizam çağrıları yükselecek. Bundan da en çok sağ popülist Marine Le Pen faydalanacak.”
Protestocular kendi ayağına sıkıyor
Népszava, protestoların biçiminin dikkatleri asıl meseleden uzaklaştırdığını belirtiyor:
“Bir okulun girişi alevler içindeyken, bir okul müdürüne saldırılırken, mobilyalar, otobüsler veya kamu binaları ateşe verilirken, bu eylemlerin eğitim sisteminin iyileştirilmesine hizmet ettiğini iddia etmek güç. ... Şiddet, dikkatleri asıl önemli olandan uzaklaştırmaya yarıyor ve bu da hükümetin işine geliyor. ... Çünkü gözaltılar ve olay çıkaranlar hakkında konuşmak, Fransa’nın Avrupa’nın en zengin devletlerinden biri olmasına rağmen neden öğrencilere eşit ve kabul edilebilir koşullar sunamadığını tartışmaktan çok daha kolay.”
Heba edilmiş bir nesil
Belçika’da da öğrenciler daha iyi eğitim talebiyle protestolar düzenliyor. Le Soir, gençliğin devasa bir krizin içinde olduğunu vurguluyor:
“‘Kimse bizi dinlemek istemiyor’, diye yakınıyorlar yine bugünlerde Liège’den Paris’e. Duyulmak için seslerini yükseltiyorlar. Protestoları okullardan üniversitelere sıçrıyor. ... Zaten Korona yüzünden yara almış bir gençliğin ufkunu karartan bu kara bulutlar karşısında insan nasıl öfkelenmesin? Bu nesil iklim için sokaklara döküldü. Boşuna. Artık bir ütopyayı andıran barış için yürüdü. Şimdilerde adı distopya ile anılan teknolojiyle büyüdü. Bir kısmı öfkenin gürültüsüyle bastırılan, ancak duyulması ve ciddiye alınması gereken tamamıyla haklı korkular bunlar.”
Gençler sessizliğini bozuyor
L’Humanité Genel Yayın Yönetmeni Jean-Emmanuel Ducoin, genç Fransızların gerçeklikten hiç de kopuk olmadığını vurguluyor:
“Sessiz ve ilgisiz sandığımız öğrenciler şimdi seslerini yükseltiyorlar. Bir araya geliyorlar. Gösteri yapıyorlar. ... Artık bu sağır edici sessizliğin belki de düşündüğümüz şey olmadığını anlıyoruz. Gençler bir ekranın karşısında sessiz kalabilir ama söz konusu okulları, yaşam koşulları ve gelecekleri olduğunda yüksek sesle konuşabilirler. Öyleyse şu soruyu sormak gerekiyor: Onları hâlâ dinleyebiliyor muyuz? Ve onları nasıl konuşturabiliriz? ‘Sessiz’ sandığımız bu öğrenciler, kendilerini aktif yurttaşlar olarak konumlandırıyorlar. ... Durum aciliyet kazandığında ise seslerini gür ve net bir şekilde duyuruyorlar.”
LFI'li belediye başkanı taşkınlıkları meşrulaştırıyor
Siyaset bilimci Nicolas Lecaussin, Contrepoints’te Saint-Denis’nin radikal solcu belediye başkanı Bally Bagayoko’nun öğrencilerin eleştirilerini desteklemesine tepkili:
“Şehrindeki polislere ve öğretmenlere yönelik saldırıları onaylıyor ve sözüm ona ‘cumhuriyet sözünü tutmayanları’ asıl suçlular olarak nitelendiriyorsa, bu yaptığı siyaset değildir: Şehrinin gençlerine, yasanın davalarının haklılığına göre müzakere edilebileceği mesajını veriyor. Hukukun üstünlüğünün ne olmadığının tanımı tam da bu. … Gençler böylece pazartesi günü belediye başkanlarından, yani halkın seçilmiş bir temsilcisinden, iyi bir amaca hizmet ettiği takdirde kundakçılığın, vandalizmin ve polisle çatışmanın meşru görülebileceğini öğrendiler.”
Cumhurbaşkanı aşırılıkçılıkla mücadelede başarısız oldu
Le Figaro, Macron’un siyasi uçları güçlendirdiği eleştirisinde buunuyor :
“Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yedi ay kala, provokatif aday Jean-Luc Mélenchon hiçbir fırsatı kaçırmıyor. ‘Guguk kuşu stratejisi’ne sadık kalarak, çatışmaları körüklemek ve büyütmek için her türlü öfkeyi kullanmak istiyor. Öğrencileri seçim kampanyasına yem etmekle kalmayıp, salı günü grevdeki memurların yanında da boy gösterdi ve destekçileri Parisli itfaiyecilerin yürüyüşüne katıldı. … Emmanuel Macron, iki kez Rassemblement National’e karşı siper olma vaadiyle seçildi. Bunun sonucunu hep birlikte gördük. Üstelik Fransa’nın büyük şehirlerinde aşırı sol hiç bu kadar güçlü olmamıştı.”