Protestolar ve şiddet: Avrupa şehirlerinde neler oluyor?
Geçtiğimiz günlerde pek çok Avrupa ülkesinde ağırlıklı olarak gençlerin katılımıyla büyük gösteriler ve protestolar düzenlendi. Eylemlere yoğun şiddet olayları ve yağmalamalar gölge düşürürken, Fransa ve Arnavutluk’ta kundaklamalar yaşandı. Avrupa medyası olayların nedenlerini araştırıyor.
Mesele tutulmamış bir söz
Der Freitag şu değerledirmede bulunuyor:
“[Protestolar] farklı hükümetleri hedef alıyor; tetikleyicileri, hedefleri ve gündemleri birbirinden farklı. Kimi zaman eğitim, kimi zaman kiralar, kimi zaman da yolsuzluk öne çıkıyor. ... Yine de Paris, Lizbon, Roma, Tiran ve Madrid sokaklarındaki insanları birleştiren dikkat çekici bir ortak nokta var: Her yerde protestoların ön saflarında yalnızca gençler yer almasa da, öncelik onlarda. ... Başta kuşak çatışması gibi görünen şeyin, daha yakından bakıldığında iyi bir gelecek vaadi ile bu vaadin büyük ihtimalle gerçekleşmeyeceğine dair giderek daha gerçekçi hale gelen farkındalık arasındaki bir çatışma olduğu anlaşılıyor. Gençleri birleştiren, bu sözün tutulmadığını deneyimlemeleri.”
Siyasetten eser olmayan saf şiddet
La Repubblica köşe yazarı Michele Serra, Milano’da yaşanan büyük taşkınlıkları yorumluyor:
“Biz İtalyanların Avrupa’daki herkesten daha iyi bildiği klasik siyasi şiddet, olup bitenleri anlamak için pek de işe yarar bir kavram gibi görünmüyor. Kent merkezindeki mağazaları yağmalayan yüzü maskeli genç güruhlarının ne bir ideolojisi ve fikir kırıntısı ne de herhangi bir örgütsel gayesi var. Bu bir seferberlik bile değil, akıllı telefonlar üzerinden kulaktan kulağa yayılan bir çağrı: ‘Gelin zenginlerin yaşadığı yerde taşkınlık çıkaralım.’ Bu en saf haliyle, hiçbir siyasi yönelimi olmayan toplumsal bir kalkışma.”
Uğursuz ittifak Batı’ya savaş ilan etti
The Times köşe yazarı Melanie Phillips, tehditkâr bir gelişmeye dikkat çekiyor:
“Aşırı solcular, İslamcılar ve Filistin davası destekçilerinden müteşekkil uğursuz ‘kızıl-yeşil ittifakla’ karşı karşıyayız. ... Kapsamlı ve derinlemesine bir meydan okumayla yüz yüzeyiz. Söz konusu olan, Fransa’daki krizden çok daha fazlası. Farklı hedefler güden gruplar, Batı’ya savaş açmak için bir medeniyetin içine düştüğü zor durumdan faydalanıyor. Dünyanın ‘ezilenleri’ için gösteri yaptıklarını sanan anarşistler, türlü sözüm ona asiler ve kullanışlı aptallar da bu işin içinde - bir yanda da yangına körükle giden kötü niyetli dış aktörler var.”
İslamcı goşizm endişesi
Jyllands-Posten, yaşananların radikalizmin önünü açmasından endişe duyuyor:
“Halihazırda Fransa’daki milyonlarca Müslüman göçmen örgütlü değil ve seçime katılım oranları düşük. Ancak örgütlenir ve blok halinde oy kullanmaya başlarlarsa, Fransa’yı çarpıcı biçimde altüst edebilecek bir güç teşkil ederler. Fransa’da İslamcı goşizme zemin hazırlayan demografik tablo, başka ülkelerin yanı sıra İngiltere ve İsveç’te de gözlemleniyor. Şu sıralar Fransa’da harlanan ateş, Avrupa’nın geri kalanına da yayılabilir.”
Eğitimden tasarruf gelecek umutlarını yok ediyor
Salzburger Nachrichten protestoculara anlayış gösteriyor:
“Özellikle de Fransa’da protеstoların yer yer şiddete dönüşmesi mutlaka kınanmalı. Ancak protestoların ardındaki somut gerekçeler son derece meşru ve desteklenmeye değer: Çünkü bu ülkelerin çoğunda gençliği öfkelendiren, kimi zaman aşırı pahalı konut piyasasıyla da birleşen eğitim, okul ve yükseköğretim meseleleri. Neredeyse her yerde, eleştirilen aksaklıkları düzeltmek adına hiçbir şey yapmak istemeyen ve çaresizce hareket eden hükümetlerle karşı karşıyalar. ... Oysa eğitim sektöründeki tasarruf planlarıyla pek çok AB ülkesinin üzerinde oturduğu dalı, yani gençlerin entelektüel potansiyelini ve gelecek umutlarını kestikleri ortada.”
Sinip susmaktansa protesto yeğdir
İnsan hakları savunucusu Anastasia Burakova, Echo’nun alıntıladığı bir Telegram gönderisinde protesto hakkını savunuyor:
“Avrupa ülkelerindeki protesto kültürü birbirinden çok farklı: Kimi ülkelerde sendikalar ve grevler daha güçlüyken kimilerinde yollar kapatılıyor, kimilerinde meydanlar, kimilerindeyse kamu kurumlarının binaları işgal ediliyor. ... Her protesto şiddet içermez ve her kitlesel grev de başarıya ulaşmaz. Yine de gıkımızı çıkarmamamız gerektiği, ne yapılacağını en iyi hükümetin bildiği ve siyasetle ilgilenmediğimiz sözlerini bir kez daha dinlemektense, Madrid’in merkezindeki en işlek meydanlardan birinde anarşistlerin çadırları arasından güçlükle yürümeyi tercih ederim.”
Yoksulluk, yolsuzluk ve zayıf ekonomi
Documento’ya göre Arnavut gençler, gelecek perspektifi sunmayan bir ülkede yaşadıkları için isyan ediyor:
“Eski [komünist] sistemin bürokratları yeni siyasi yapılara geçerek yurttaşların sırtından devletin kasasını yağmalamaya devam etti. Aynı zamanda yeni bir üretim yapısının da kurulamaması nedeniyle 1990’lı yıllarda yüz binlerce Arnavut, ekseriyeti Yunanistan’a olmak üzere göç etti. ... Bu durum toplumun en üretken kesimlerinin ülkeyi terk etmesine ve geride kalanların da yurt dışından gelen dövizlerle ‘hayatta kalmasına’ yol açtı. Buna paralel olarak da siyasetçilerin, üst düzey devlet memurlarının (yargıçlar, polisler) ve ‘özel şahısların’ birbiriyle iç içe geçtiği yeni, asalak bir elit tabaka ortaya çıktı.”
Olayların çarpıtılması da zarar veriyor
“Bilgi Direnişi” adlı sivil toplum kuruluşunun koordinatörü Oleksiy Kopitko, NV’de Avrupalılara protestoları değerlendirirken nesnel bakış açısını kaybetmemeleri gerektiğini hatırlatıyor:
“2013/2014’teki Maydan’ı hatırlayalım. Protestolar Maydan’da ve etrafındaki iki ila dört blokta bütün şiddetiyle sürüyordu. Oysa yalnızca bir kilometre ötede hiçbir şey hareketlilik yoktu. Medya yüzünden bütün Kiev alevler içindeymiş gibi bir izlenim oluşmuştu. ... Medyanın ve özellikle de sosyal ağların bakış açısı, yaşananları aşırı derecede çarpıtıyor. ... Avrupa’nın şu sıralar cehenneme sürüklendiğine dair söylentiler biraz abartılı. İstikrar kapasitesi hâlâ var ve hareket imkânları mevcut. Her şey bu imkânları kullanabilecek durumda ve buna hazır olunup olunmadığına bağlı. ... Bizim [Ukrayna’da] gidişat üzerindeki kontrolün kaybedilmemesinde hayati bir çıkarımız var.”