Ayaklanmalar ve protestolar: Fransa nereye gidiyor?
Hafta sonu çıkan olayların ardından Fransa’nın büyük kentlerindeki bazı mahallelerde geceleri sokağa çıkma yasağı uygulandı. Yetkililer, yeni şiddet eylemleri ve yağmalar yaşanmasını bu şekilde önlemeye çalıştı. Sarı Yelekliler hareketi ise cumartesi günü artan yaşam maliyetlerine karşı yeni protestolar düzenleyeceğini duyurdu. Medya ayaklanmanın siyasi ve ekonomik sonuçlarını 2027'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında değerlendiriyor.
Merkez siyasetin sesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde duyulmayacak
Kurier, popülistlerin radikalleşmesinden endişe duyuyor:
“Şiddetin sorumluluğunu kolayca siyasi rakiplerin üzerine yıkmak, Fransa’nın köklü ve yapısal sorunlarını katiyen çözmez. ... Fransa’nın en büyük sıkıntısı, ülkede merkez siyasetin kaybolmuş olması - bu da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken tam bir felaket. Aşırı sağ ve aşırı sol partiler, hafta sonu yaşanan olayları Élysée Sarayı’na çıkmak için fırsat anı olarak görüyor. Seçim günü yaklaştıkça, aşırılıkçı mesajlarının sesi daha da gürleşecek.”
Sol Le Pen’e sıçrama tahtası oluyor
La Libre Belgique, La France Insoumise’in (LFI) tutumunun Marine Le Pen’in ekmeğine yağ sürdüğü kanısında:
“Jean-Luc Mélenchon, bu tırmanışta ağır bir siyasi sorumluluk taşıyor. ... Cumhurbaşkanlığı makamına aday olan biri, önce ateşi körükleyip ardından çıkan yangına şaşıramaz. ... LFI, bir polis müdahalesi çığırından çıkınca hesap sorma hakkına sahip olsa da bu durum yağmalayan, kundaklama yapan, şiddet uygulayan ve ortalığı tahrip eden gençler ile yetişkinleri hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kınama yükümlülüğünden partiyi kesinlikle kurtarmaz. ... Jean-Luc Mélenchon mevcut düzenden kopuşu temsil etmeyi umarken, Rassemblement National’e mükemmel bir sıçrama tahtası sunuyor. Marine Le Pen, seçim kampanyasına yeniden ivme kazandırmak için bundan iyisini dileyemezdi.”
Büyük çoğunluk barışçıl gösteri yapıyor
Irish Examiner, taşkınlıkların sorumluluğunu toptan radikal sola yüklemenin fazla kolaycılık olduğu uyarısında bulunuyor:
“Şiddete başvuran eylemcilerin, yani ‘casseurs’ denilen yağmacıların asıl göstericilerle pek bir ilgisi yok. Onlar günün sonuna doğru ortaya çıktılar; küçük gruplara ayrılıp sokak sokak dolaştılar ve polis ağır araçlarıyla onları takip etmekte güçlük çekerken sürekli yeniden toplandılar. Zincir mağazaların yanı sıra küçük aile işletmelerini de tahrip ettiler. Yakalananların ekseriyeti fırsatçı yağmacılardı. Protesto hareketinin bizzat kendisini radikal sola mal etmek, taleplerini ciddiye almamak için başvurulan işlevsel bir bahane. Büyük çoğunluk barışçıl gösteri yaptı.”
Bir türlü aşılamayan müzmin kriz
Girişimci ve deneme yazarı Alexis Karklins-Marchay, Les Echos’da şu analizde bulunuyor:
“2018’deki Sarı Yelekliler hareketinde de 2023’teki emeklilik reformu karşıtı gösterilerde de hep aynı senaryo yaşandı: şaşkınlık, büyük açıklamalar, birkaç çek ve ardından unutuş. ... Ancak olayların nedenleri hiçbir zaman ele alınmadı: sonuç getirmeyen kamu harcamaları, tartışmalı devlet otoritesi, artık sosyal yükselişi güvence altına almayan okul sistemi ve kendini kıskaca alınmış hisseden orta sınıf. ... 2027 seçimleri gerçekten kritik olacak. Fransa ya nihayet gerekli kararları alacak -kamu maliyesini iyileştirecek, devletin otoritesini yeniden tesis edecek, cezasızlık algısına son verecek ve yeniden güven tesis edecek- ya da bilinmeyen sulara yelken açacak.”
Sadece daha fazla para çare olmaz
Neue Zürcher Zeitung, yeni çözümler geliştirilmesini istiyor:
“1980’li yıllardan beri ... sorunlu mahallelerdeki okullar, Fransa’nın geri kalanındakilere kıyasla daha fazla kaynak alıyor. Ancak tüm bu programlar pek işe yaramadı. ... Fransa için son yaşananları da parayla çözmenin cazibesi büyük: daha fazla program, daha fazla yenilik, daha fazla vaat. Bu klasik Fransız ‘çözüm modeli’, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz karşısında artık işlemiyor. ... Bu aynı zamanda iyi de bir haber. Çünkü mali darboğaz, siyasetin on yıllardır kaçındığı şeyi zorunlu kılıyor. ... Fransa liyakat anlayışını tekrar keşfetmeli ve toplumsal sözleşmeyi yeniden müzakere etmeli. Buna şu ilke de dahil: Fransa’da yaşamak isteyen herkes üzerine düşen katkıyı sunmak zorunda.”
Borç yükü durumu daha da kötüleştiriyor
Ekonomist Indrė Genytė-Pikčienė, IQ’da artan borçların sonuçlarına karşı uyarıyor:
“Finans piyasalarını memnun etmek isteyen Fransa hükümetinin, toplumda hoş karşılanmayacak tasarruf tedbirlerine başvurması kaçınılmaz: vergileri artırmak, kamu harcamalarını kısmak, ücretleri dondurmak ya da emeklilik yaşını yükseltmek. Ancak bu tür kararların siyasi bedeli ağırdır: Halkın hoşnutsuzluğunu körüklerler. ... Bu gelişmeden çıkarılacak temel ders şu: Borçların, gelecekteki hareket alanını daraltma gibi bir özelliği vardır. Halihazırda birikmiş borçların ödenmesine ne kadar fazla kaynak ayrılmak zorunda kalınırsa, gelecekteki refahı yaratacak alanlara -eğitime, altyapıya, savunmaya, inovasyona ve kamu hizmetlerine- o kadar az kaynak kalır.”
Kurumların feci çöküşü
Le Point, ülkenin derin bir krize gömülmesinden yakınıyor:
“Önde gelen hiçbir isim durumun üstesinden gelebilecek çapta görünmüyor. Emmanuel Macron tepki topluyor, demokrat partilerin cumhurbaşkanı adayları seslerini duyuramıyor, bakanlar ise silik kalıyor. Kaos, düzeni devirmeyi hedefleyen şiddet, bütçe açıkları ve borç yükü: Tüm bunlar Fransa’yı krizi atlatabilmek için ihtiyaç duyduğu hareket alanından mahrum bırakıyor ve ülkede, sonuna gelinen bir iktidar döneminin trajik çöküşü olarak algılanıyor. ... 17 Ekim bir dönüm noktası olacak. Fransa dünyaya ürkütücü bir tablo sundu. ... Kurumlar sarsılmış durumda. Güven kalmadı. Vladimir Putin ve Donald Trump ise ellerini ovuşturuyor.”
Hedef modernleşmeydi, sonuç kaos oldu
Proto Thema endişeyle şöyle yazıyor:
“Yurttaşlar yüksek vergiler ödemeye devam ederken, gündelik hayatlarının kötüleştiğine tanık oluyor. Gençler ebeveynlerinden daha kötü hayatlar sürmekten korkuyor. Hükümetler ise buna tutamayacaklarını bildikleri vaatlerle karşılık veriyor. Herkes herkesle kavgalı. Kaos ve aşırılıkçıların zaferi için kusursuz bir reçete. Emmanuel Macron, yaklaşık on yıl önce eski ideolojik uçurumları kapatacak ve Fransa’yı modernleştirecek isim olarak seçilmişti. Bugün görev süresinin sonuna gelirken, geride derinlemesine bölünmüş bir toplum ve geleneksel destekçilerini dahi ikna etmekte zorlanan bir siyasi merkez bırakıyor.”
Radikallerin düellosu
Der Standard’ın Fransa muhabiri Stefan Brändle şu analizde bulunuyor:
“Meselenin daha derinlerdeki nedeni şu: Fransa Cumhuriyeti genç yurttaşlarına tutamayacağı bir söz veriyor; eşitlik, yani ‘égalité’. Banliyöde büyüyenler bunu çoğunlukla bizzat yaşayarak öğreniyor. ... Gelgelelim, en büyük sorumluluk iki siyasi aşırılıkta. Sağcı Marine Le Pen, sırf cumhurbaşkanı adaylığıyla bile sosyal cumhuriyette büyük gerilim yaratıyor. Solun lideri Jean-Luc Mélenchon ise öğrenci protestolarının ateşine her gün körükle gidiyor; devletin ve -Fransa’da zaten hiçbir zaman pek akıllıca hareket etmeyen- polisin otoritesinin altını oyuyor. ... İki aşırılıkçının düellosu ... demokrasiyi bölüp çürütüyor ve çatışmayı kaçınılmaz olarak kaynama noktasına sürüklüyor.”
Kime yaradığına odaklanmalı
De Morgen, şiddet içeren protestoların kimlere fayda sağladığının sorgulanması gerektiğini savunuyor:
“Mesele yalnızca maskelerin ardında kimlerin olduğu değil, aynı zamanda bu suçlardan siyasi olarak kimlerin kazançlı çıktığı. ... Yanıt açık: Marine Le Pen. Kamuoyunda düzen çağrıları giderek yükselirken, her Molotof kokteyli ve her yağma olayı Fransız radikal sağının ekmeğine yağ sürüyor. Bu durum, bir zamanlar Le Pen’e kredi sağlayan ve onun Ukrayna’ya verilen desteği keseceğini uman Putin’i de, ulusal güvenlik stratejisi Le Pen’inki gibi partileri cesaretlendiren Trump’ı da fazlasıyla sevindiriyor.”
Başka yerlerde şiddete başvurmadan da protesto mümkün
El País, Fransa’da isyanın artık normalleştiğinden yakınıyor:
“Fransa’daki yıkım görüntülerinin, öğrenci taleplerinden ziyade Cumhuriyet’in sembollerine saldırma ve bir Avrupa demokrasisini istikrarsızlaştırma arzusuyla ilgisi var. ... Fransa dünyayı, başka hiçbir demokraside kabul edilemeyecek görüntülere çoktan alıştırdı. Birkaç gün önce İspanya’da konut krizi nedeniyle düzenlenen eylemleri hatırlayanlar, şiddete başvurmadan da sokakta hoşnutsuzlukların dile getirilebileceğini ve sosyal iyileştirmeler talep edilebileceğini anlayacaktır.”
Avro yeni bir uçurumun eşiğinde
Ilta-Sanomat, Fransa’daki ekonomik krizin yayılmasından endişe ediyor:
“Görünürde bir çözüm yok - protestolar da dinmek bilmiyor. Aynı zamanda Fransa’nın kamu maliyesi felakete doğru sürükleniyor. Kamu borcu gelecek yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 120’sini aşacak, bütçe açığı ise yüzde 5,4 seviyesinde. ... Bir avro krizi tehlikesi açıkça ortada; bu da Fransa’daki yangının Finlandiya üzerindeki etkilerini şiddetlendirecektir. Yunanistan ve İtalya’daki ekonomik krizler, Avrupa’nın en büyük ikinci ekonomisindeki krizin kıta için ne anlama gelebileceğiyle kıyaslandığında hafif kalıyordu.”