Yeni Epstein belgeleri neleri faş ediyor?

Cinsel suçlu Jeffrey Epstein davasına ilişkin ek dosyaların kamuoyuna açılması, her gün yeni soruları gündeme getiriyor. ABD Adalet Bakanlığı’nın kısa süre önce yayınladığı üç milyonu aşkın sayfa belge, binlerce video ve 100 binden fazla fotoğraf, çok sayıda tanınmış ismin daha ortaya çıkmasına yol açıyor. Yorumcular ise bu kişilerin Epstein’le ne düzeyde bağlantılı olduklarını ve bunun muhtemel sonuçlarını değerlendirmeye çalışıyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Aargauer Zeitung (CH) /

Asıl boyut hâlâ karanlıkta

Aargauer Zeitung, daha sayısız belgenin gizli tutulmasından yakınıyor:

“Jeffrey Epstein davası, kısa süre önce yayınlanan Epstein dosyalarından sonra dahi çözülebilmiş değil. Belgelerin sunduğu ise kasvetli bir tablo: Küresel ağlarla örülü bir güç çevresi, yargının on yıllar süren başarısızlığı ve uyarı işaretlerini görmezden gelen bir yargı sistemi. Belgelerin yayınlanmasıyla birlikte mağdurların yeniden ifşa olması, bu skandala ilave ve acı bir boyut kazandırıyor. Ama yine de olayın asıl boyutu karanlıkta kalmayı sürdürüyor. Tahminlere göre on binlerce sayfa hâlâ gizli tutuluyor; üstelik bunlar tam da soruşturmaların neden akamete uğradığını ve Epstein’i kimin koruduğunu açıklayabilecek belgeler.”

Libération (FR) /

Odakta kalması gereken yüzler kadınlarınkiler

Libération, eski Fransa Kültür Bakanı’nın Arap Dünyası Enstitüsü (IMA) başkanlığından istifa etmesinin dikkatleri mağdurların kaderinden uzaklaştırmaması gerektiğini vurguluyor:

“Jack Lang, ‘made in France’ kültürü temsil ediyordu. … Fransa’dan ve yurtdışından daha kaç şahsiyet Epstein dosyaları nedeniyle düşecek? … Bu ifşalar ne kadar önemli olsa da, iki şeyi perdelememeli: Birincisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın bizzat Epstein skandalının baş aktörlerinden biri olduğu. Ve ikincisi: Düşen ya da düşecek olan o güçlü isimler ilgiyi hak etse de skandalın merkezinde başka yüzler duruyor - Jeffrey Epstein tarafından yaratılan cinsel sömürü sisteminin gerçek kurbanları olan genç kadınların ve hatta kısmen de küçük kızların yüzleri.”

Blick (CH) /

Kayıtsızlığı bırakıp öfkeyi diri tutmalı

Blick, belgelerin korkunç bir kadın düşmanlığı kültürünü gözler önüne serdiğini vurguluyor:

“Yayınlanan belgeler yalnızca Epstein’in çevresinde kimlerin bulunduğunu değil, kadınlar ve kız çocukları hakkında nasıl aşağılayıcı konuşulduğunu da gösteriyor. E-posta trafiğinde ‘sürtük’ ve ‘kaltak’ düzeyine indirgeniyorlar. Bu da cinsel şiddet uzmanı ve mağdur destek danışmanı Agota Lavoyer’in ‘tecavüz kültürü’ olarak tanımladığı, yani cinsel şiddetin önemsizleştirildiği, hoş görüldüğü ve normalleştirildiği bir kültürün üremesine zemin teşkil ediyor. ... Duyarsızlaşmamalıyız. Öfkemizi diri tutmalıyız. Faillerin korunmasına, mağdurlara inanılmamasına ve bu şiddetin sistematik hale gelmesine öfkelenmeliyiz.”

De Standaard (BE) /

Mağdurlar adalet bekliyor

De Standaard, hukuki sonuçların eksikliğine dikkat çekiyor:

“Skandalda adı geçen ünlüler, birbirlerini çıkar çatışmalarına ve şaibeli mali işlere teşvik ettiler ve onlarca genç kızın tecavüze uğramasının dahi sıradanlaştırıldığı ve gülünüp geçildiği bir balon yarattılar. ... Umarız ifşalar, Amerikan ve Avrupa mahkemelerini de daha fazla kararlılığa sevk eder. Bu büyük pedofili davasında -Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell dışında- henüz hiçbir failin hüküm giymemiş olması, buna karşın pek çok mağdurun hâlâ adalet beklemesi şok edici olmayı sürdürüyor.”

Le Temps (CH) /

Kurumlar uçurumun kıyısında

Le Temps ABD Muhabiri Boris Busslinger'e göre Epstein dosyaları ABD yönetimine duyulan güvenin bir başka dip noktasını oluşturuyor:

“Yayınlanan belgeler eksik, kimliği belirsiz gençlerin isimleri ve fotoğrafları pervasızca küresel ölçekte dolaşıma sokulurken, Başkan titizlikle korunmuş. … Hayal kırıklığı büyük, fakat Adalet Bakanlığı’nın her şeyden önce siyasi hedefleri gerçekleştirmeye hizmet ettiği bir yönetimde bu şaşırtıcı değil. … 'Başkomutan'ın adının binlerce kez geçtiği bir dosyada gerçek bir şeffaflığın sağlanabileceğine inanmak, baştan beri bir yanılsamaydı. Bill Clinton’ın da bu meseleye dâhil olması, kurumları her zamankinden daha fazla uçurumun eşiğinde görünen bir ülkede, egemen elitlere yönelik derin hayal kırıklığını daha da pekiştiriyor.”

TVXS (GR) /

Yargı bağımsızlığının sona erdiği nokta

Web portalı TVXS, yasalar önünde bazılarının diğerlerinden daha eşit olduğunu söylüyor:

“Adalet bakanı yardımcısı, neredeyse rahatlamış olarak ‘muhtemelen başka hiç kimse cezai kovuşturma görmeyecek’ diyor. ... Uluslararası bağlantıları olan en büyük cinsel istismar skandallarından birinin, iktidar sahipleri adına politik ve cezai sonuçlar yaratmadan sonlanması doğalmışçasına. Bu olay, yargı bağımsızlığının elitler tarafından çizilen sınırlarını gösteriyor. Zanlılar takım elbise giyiyorlarsa, başkanlık saraylarına ve özel adalara erişimleri varsa, sistem onlara boyun eğiyor, kurbanlardan sabırlı davranmalarını ve sessiz kalmalarını istiyor. Aynı şeyleri yaptırıma uğramadan tekrarlayabilmesi için burjuvaziye yeşil ışık yakıyor.”

Jutarnji list (HR) /

AB politikacıları mercek altına alınmalı

Jutarnji list'in Brüksel muhabiri Augustin Palokaj, AB'nin ifşaatlar karşısındaki kayıtsızlığını eleştiriyor:

“AB kurumlarının Epstein belgeleriyle ilgili bulguları konusunda resmi olarak dile getirdikleri doğruysa, bu şok edici bir durumdur. Gazetecilerin sorularına genellikle 'biz de sizin kadar biliyoruz' veya 'sadece medyada yayınlananları biliyoruz' diyerek cevaplıyorlar. Umarım bu söyledikleri doğru değildir ve AB kurumları belgeleri ciddi olarak analiz ediyordur, çünkü tüm AB'nin stratejik ve güvenlik çıkarlarının tehlikeye girme potansiyeli söz konusu. ... Avrupa ve özellikle AB, üye ülkelerin önemli görevlere atadığı politikacılara [Epstein belgelerinde] atıfta bulunulduğu için olası sonuçları daha yakından incelemeli.”

Ewropeiska Prawda (UA) /

Norveç illüzyonu yıkılıyor

Ewropeiska Prawda, Avrupa ülkeleri arasında yeni ortaya çıkan skandalların bir ülkeyi özellikle sert vurduğuna dikkat çekiyor:

“Norveç’in Epstein belgelerindeki durumu, İskandinav demokrasilerini şeffaflık ve yolsuzluğa karşı direnç açısından örnek alanlar için sarsıcı bir tablo ortaya koydu. Belgeler, Epstein ağının Oslo’daki en üst düzey güç çevrelerine kadar uzandığını ve bu ağın merkezinde Veliaht Prenses Mette-Marit’in yer aldığını gösteriyor. Prensesin, kötü şöhretiyle bilinen bu 'yatırım bankacısı' ile yakın yazışmaları ve görüşmeleri (hatta muhtemel ilişkisi) Epstein’in ilk hapis cezasının ardından da sürmüş görünüyor. Bu durum, kraliyet güvenlik servisinin dikkat çekici bir kurumsal körlük sergilediğine ve olası itibar risklerinin göz ardı edildiğine işaret ediyor.”

Karar (TR) /

Demokrasi düşmanları seviniyor

Karar, demokrasi ve hukukun üstünlüğü karşıtları skandalın kendi dünya görüşlerini doğruladığını düşünüyor, diyor:

“Sorsanız. ... Epstein rezaleti; yalnızca bir avuç sapkın elitin değil, esas Batı demokrasisinin maskesini düşürmüş. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü savunusu, bu ultrazengin sapkınlıklarını meşrulaştırmada kullanılıyormuş. Şimdi her şey anlaşılmış. Gören de Epstein'in sapkınlık ağından Batı demokrasisi, insan hakları savunusu ve hukukun üstünlüğü sorumlu zanneder. O sapkın elitlerin ipliğini pazara çıkaran da demokrasisi, özgürlüğü, hukukuyla Batı kurumları değil sanki.”

Corriere della Sera (IT) /

Rus istihbaratının devasa bal tuzağı mı?

Corriere della Sera, Moskova’ya uzanan bir ize işaret ediyor:

“Jeffrey Epstein tarafından kurulan ilişkiler ağının giderek son on yılların en sofistike casusluk operasyonlarından biri olduğu meydana çıkıyor - kilit isimleri zor durumda bırakarak avcunun içine almayı öngören, yılların meşhur Rus ‘Kompromat’ sanatını daha önce görülmemiş seviyelere taşıyan bir tezgah. İstihbarat kaynaklarının Mail on Sunday’e aktardığı üzere, Amerikalı pedofil kodamanın KGB’nin emriyle dünyanın en büyük ‘bal tuzağı’ operasyonunu kurguladığı giderek netleşiyor. Epstein’in, Rus ve muhtemelen İsrail istihbarat servisleri adına, devlet başkanlarını şantaja açık hâle getirmek için onlara kız çocukları temin ettiği iddia ediliyor.”

The Sunday Times (GB) /

Kral'ın kardeşi sessizliğini bozmak zorunda

The Sunday Times, Andrew Mountbatten-Windsor’un nihayet konuya açıklık getirmesini talep ediyor:

“Yeni yayınlanan ve kendisinin hüküm giymiş pedofil Jeffrey Epstein ile yakın dostluğunu ortaya koyan belgeler, hem onun hem de diğer pek çok varlıklı erkeğin davranışlarına dair soruları yeniden gündeme getirecek. ... Bu belgeler aynı zamanda, bildiklerini açıklaması yönündeki taleplerin de yeniden yüksek sesle dile getirilmesini sağlayacak. ... Andrew artık kaçınma stratejisine son vermeli. 2019 yılında ‘Newsnight’ programında verdiği röportajdan bu yana sessizliğini sürdürüyor. ... Andrew herhangi bir hatalı davranışta bulunduğunu reddediyor; madem öyle, bir Kongre komitesi değilse de başka bir soruşturma komisyonu önünde ifade vermeye hazır olmalı.”

TVXS (GR) /

Hukukun üstünlüğü çuvalladı

Web portalı TVXS, yargı sisteminin geniş bir cephede başarısızlığa uğradığını belirtiyor:

“Dosyaların yayınlanması meselesinde ortaya çıkan asıl sorun, anlatılanların tamamının doğru olup olmadığı değil. En kritik mevzu, neyin soruşturulduğunu, neyin reddedildiğini ve bunların hangi kriterlere göre yapıldığını ne sebeple bilmiyor olmamız. Bu denli ağır suçlamalar siyasi ve ekonomik iktidarın zirvesine uzanmışken, eksiksiz, bağımsız ve şeffaf bir soruşturmanın yürütülmemesi salt kurumların başarısızlığı anlamına gelmiyor. Bu durum, hukukun üstünlüğünün özünde ve medeniyet tanımında da bir kırılma teşkil ediyor.”

El Mundo (ES) /

Trump ve ahlakı için çember daralıyor

El Mundo şöyle yazıyor:

“En son yayınlanan gizliliği kaldırılmış üç milyon belge o kadar çok yöne işaret ediyor ki, dünyanın muktedirleri arasında adeta bir ‘canını kurtaran kaçsın’ havası hissediliyor. … ABD’de aylardır, Beyaz Saray’ın mevcut sakinini köşeye sıkıştırmak amacıyla siyasi ve hukuki bir stratejinin izlendiği aşikâr. … Yaklaşık bir yıl önce Amerikalılar, uygunsuz cinsel davranış nedeniyle iki kez mahkûmiyet almış bir adamı seçti. … Trump, hükümetinin eylemleri için tek sınırın ‘kendi ahlakı’ olmasıyla övünüyor. Ancak belki de Epstein davası, 2026 yılında bilhassa da en yüksek iktidar konumlarında bulunanlar açısından etik sorumluluk çıtasının nerede durduğuna dair bir turnusol işlevi görebilir.”