New START sona erdi: Nükleer silahlanma yarışı başlar mı?
2010 yılında ABD ile Rusya arasında stratejik nükleer silah sayısını sınırlamak amacıyla imzalanan New START nükleer silah anlaşmasının geçerlilik süresi perşembe günü doldu. O vakitler her iki taraf da en fazla 1.550 savaş başlığına ve 800 taşıyıcı füzeye sahip olmayı kabul etmişti. Rusya Devlet Başkanı Putin eylül ayında anlaşmayı bir yıl daha uzatmayı teklif etse de ABD Başkanı Trump buna yanaşmamıştı.
İkili anlaşmalar devri sona erdi
Kommersant, gelecekteki silahsızlanma anlaşmalarına yeni bir yaklaşım çağrısında bulunuyor:
“Dokuz nükleer gücün bulunduğu bir dünyada, Rus-Amerikan anlaşmaları pratiğini genişleterek uygulamak başarılı olmayacaktır. ABD’li stratejistler son yıllarda ‘üç cisim’ problemi üzerine kafa yoruyor: ABD, Rusya ve Çin’in cephaneliklerine yönelik sınırlamalar nasıl uyumlu hale getirilebilir? ... Oysa bu büyük ‘nükleer üçgen’ bir tane de değil: Asya’da Çin-Hindistan-Pakistan ve Avrupa’da Rusya-İngiltere-Fransa üçgenleri de var. Bu stratejik sabır oyununun muhtemelen bir çözümü yok. Ancak bu, stratejik istikrarın imkânsız olduğu anlamına gelmiyor.”
Nükleer güçlerin sayısı artabilir
The Economist, nükleer silahlanmanın artık başka demokrasilerin de gündemine girdiği uyarısında bulunuyor:
“Herkes giderek artan bir şekilde, ABD’nin geçmişteki koruma vaatlerine güvenmenin akılsızlık olabileceği endişesini duyuyor. ... Bazı Batılı devletler, kendi nükleer silahlarına sahip olmak zorunda hissedebilirler. Ancak bireysel güvenlik arayışları, muhtemelen silahlanma sarmalının büyümesini tetikleyecektir - başlangıçta atom bombasına sahip olmaya şüpheyle yaklaşan ülkelerde bile. Ve ne kadar çok insan kıyameti tetikleme imkânına sahip olursa, feci bir hesap hatası ya da radyoaktifleşecek bir savaş olasılığı o kadar artar.”
Daha fazla istikrar için kolay bir adım
Rusya ve ABD’den, New START’ın uzatılabileceğine dair sinyaller geliyor. De Volkskrant’a göre mevcut güvenlik durumu için bu iyi haber:
“Eski ‘nükleer denge’ açısından, New START kapsamında kararlaştırılan kısıtlamaların kaldırılmasından daha ciddi tehditler mevcut. Rusya, son yıllarda Ukrayna’da iradesini dayatmak için ‘küçük’ nükleer silahlar kullanma tehdidinde bulundu. Kuralların daha az uygulandığı bir dünyada, nükleer silahların daha fazla yayılması tehlikesi de baş gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü kapsamlı savaşın arka planında, New START’ın uzatılması aslında ABD’nin Rusya ile ilişkileri istikrara kavuşturma çabalarında kolayca ulaşılabilecek bir hedef.”
Ancak Çin ilerleyecekse silahlanmalı
Dserkalo Tyschnja, New START’ın sona ermesinin şimdilik olumsuz sonuçlar doğurmasını beklemiyor:
“Rusya, mevcut sınırlarının ötesine geçmek için gereken ne askeri ne endüstriyel ne de mali kaynaklara sahip. ABD’de bu kaynaklar var, ancak buna ilaveten para harcamayacaktır - tabii şayet Çin nükleer alanda kendisini yakalamaya çalışmaz, bu uğurda silah tedarikindeki yolsuzluğun üstesinden gelmez ve Rusya ile nükleer bir ittifak kurmaya girişmezse. Böyle bir durumda ABD, jeopolitik riskleri güvenceye almak için -adına böyle diyelim- nükleer fonunu kullanmak zorunda kalır: Kullanıma hazır nükleer silahların sayısını hızla artırmak ve bir yandan da füze savunmasını başka bölgelerde -muhtemelen Grönland’da- güçlendirmek.”
Yeni anlaşma ihtimali zayıf
Trump, Çin’in de katılacağı yeni bir anlaşma vadetse de Der Standard buna şüpheyle yaklaşıyor:
“Uluslararası silahlanma anlaşmaları, yıllar süren hazırlıklar ve karşılıklı denetime dayalı bir güven ortamı gerektirir. Oysa her ikisi de halihazırda kıt ve Trump’ın öngörülemezliği bu durumu daha da pekiştiriyor. Kremlin’in neredeyse haftalık rutine dönen nükleer silah tehditleri ise durumu iyice kötüleştiriyor. Ayrıca Trump, Putin’le sahip olduğunu iddia ettiği iyi ilişkiyi kullanarak Çin’i Rusya aracılığıyla erken aşamada masaya oturmaya zorlamayı da başaramadı. Böylece New START’ın ve onu izleyecek bir anlaşmanın yokluğunda, aniden devletlerin etkin bir özdenetim mekanizmasından yoksun kaldığı bir zaman aralığı ortaya çıkıyor. Yeni bir nükleer silahlanma yarışı tehdidi baş gösteriyor.”
Yayılma riski büyüyor
Le Monde uyarıyor:
“New START anlaşmasının sona ermesi, nükleer caydırıcılıkta yeni ve kaygı verici bir dönemin başlangıcını da beraberinde getiriyor. Zira bu, hem nükleer silaha sahip devletlerin sayısının artmasını ifade eden yatay yayılmayı hem de nükleer güçlerin kendi cephaneliklerini büyütmesini tanımlayan dikey yayılmayı teşvik edebilir. … Bu yeni dönem, uzun süredir tabu kabul edilen bir konunun olağanlaşmasına da yol açıyor. Vladimir Putin’in Ukrayna Savaşı bağlamında NATO ülkelerine karşı taktik nükleer silah kullanabileceğine dair sorumsuz tehditleri bunu kanıtlıyor.”
Yeni nükleer tırmanma politikası çağı
The Irish Times da endişeli:
“1986’da yaklaşık 70.400 nükleer savaş başlığı varken, bugün bu sayı 12.500 civarında - Washington ile Moskova arasında yıllar süren müzakerelerin sonucu gerçekleşen bir azalma. ... Nükleer silahların Kuzey Kore, Pakistan ve İsrail gibi devletlerde giderek yayılması yeni belirsizlikler ve riskler yarattı. … Trump’ın planladığı 'Golden Dome' füze savunma sistemi, Rusya ve Çin’in nükleer silahlarının caydırıcı etkisini azaltma ve bu ülkeleri sistemi aşmak için yeni sistemler geliştirmeye sevk etme tehdidi taşıyor. Yeni bir nükleer tırmanma politikası çağı gerçek bir risk.”
Saldırganlar da nükleer savaş çıksın istemez
Politiken net konuşuyor:
“Nükleer silah anlaşmalarının geçerliliğinin dolmasına göz yummak aptallığın zirvesidir. Kuşkusuz çok fazla eksikleri vardı; en başta da yalnızca ABD ve Rusya’yı kapsamaları. Ancak yanlış anlaşılma riskini azaltan asgari düzeyde bir kontrol ve belli bir işbirliği sağlıyorlardı. Şimdi yeni bir kontrol rejimi tesis edilmeli ve Rusya, Amerika ve Çin’deki güçlü adamlar da bunun gerekliliğini idrak etmeli. Küresel bir nükleer savaşın kazananı değil, sadece kaybedeni olur. Hem Trump hem Putin hem de Şi, saplantılı bir şekilde kendi miraslarına ve uluslarının büyüklüğüne odaklanmış durumdalar. Her üç devlet başkanı da başka ülkelerin topraklarını ele geçirmek ve buralara kendi bayraklarını dikmek istiyorlar. Ancak gezegen havaya uçtuktan sonra bunun kime ne faydası olur?”
Avrupa'nın bu bombaya ihtiyacı var
Jutarnji list, Avrupa’nın nükleer silahlanması fikrini beğeniyor:
“Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, 29 Ocak’ta Avrupa devletlerinin ortak bir nükleer koruma şemsiyesi fikri üzerine düşünmeye başladığını söyledi. … Rus medyası Merz’in bu açıklamasına sert tepki verdi; demek ki fikir iyi. Zira bu, Moskova’nın nükleer tehditlerle Avrupa’dan taviz koparma planını boşa çıkarıyor. … Savunma bağımsızlığı ve dayanıklılık, AB’nin ve Avrupa’nın bekası açısından kader belirleyici öneme sahip. Nükleer seçenek de buna dahil.”