Münih Konferansı: Rubio'dan ortaklara mesaj
Bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’na Transatlantik ilişkilerdeki gerilimler damga vurdu: Trump döneminde Avrupa, NATO’daki ortağı ABD’ye ne kadar güvenebilir? ABD hâlâ müttefik sayılır mı, yoksa artık bir hasım mı? Kıta kendi güvenliğini kendisisağlayabilir mi? Hal böyleyken, tüm dikkatler ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun konuşmasına çevriliydi.
Savunma yeteneğine sahip bir Avrupa şekilleniyor
Polityka şimdiden yeni bir rotanın belirlendiğini görüyor:
“Avrupalı devlet ve hükümet liderleri, dünya düzenindeki değişimler karşısında Avrupa’nın özerkliğini korumanın tek çıkış yolu olarak Münih’te MEGA - Make Europe Great Again vizyonunu sundular. Washington temsilcisinin dostane tutumu sempatiyle karşılanırken, büyük hayallere de kapılınmadı. Avrupa’nın savunmasını güçlendirme rotası uzun süredir belli ve bugün genel kabul görüyor, ancak münferit aktörlerce farklı hızlarda hayata geçiriliyor. Geçmiş on yılların tartışma diliyle buna ‘farklı hızlarda savunma birliği’ denebilir.”
ABD'nin hoş sözlerle bezeli güç politikası
Der Spiegel, Rubio’nun konuşması sonrasında Avrupalıların neden rahatladığına anlam veremiyor:
“Bu kadar saf olunabilir mi? Rubio Münih’te, kor ateşlerin üzerinde koşturduktan sonra kurbanına bir bardak su uzatan işkenceciyi andırıyordu. Rubio özünde Trump’ın politikasından bir milim dahi geri adım atmadı. Onun gümrük politikasını ve emperyalizmini savundu. Salt ulusal çıkarlara dayalı bir politikayı amasız fakatsız destekledi ve ‘kurallara dayalı dünya düzeni’ni fazlasıyla yıpratılmış bir kavram olarak niteledi. ... Rubio’yu Trump ve Vance’ten ayıran, kaskatı güç politikasını bezeli bir dille anlatabilme yeteneği.”
Avrupa sesini buldu
NRC, Şansölye Merz’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki performansında yeni ve daha güçlü bir Avrupa’nın emarelerini görüyor:
“Merz’in özgüvenli sözleri, Avrupa’nın Trump Amerikası ile yaşanan sert siyasi çatışmada sesini yavaş yavaş bulduğunu gösterdi. Sağduyulu, gerçekçi, yalakalıktan uzak ve Avrupa’nın jeopolitik bir faktör olarak konumunu güçlendirmek için acele etmesi gerektiği bilinciyle yoğrulmuş bir ses. Almanya, Merz’in temkinli bir dille ifade ettiği üzere bu süreçte ‘ortaklık içinde liderlik rolü’ üstlenmeye hazır. ‘Hegemonya fantezileri kurmadan,’ diye de ekledi Merz her ihtimale karşı. ... Güçlü bir Avrupa olma yolunda Avrupalıların eski korkularını yenmeleri gerekiyor.”
Washington’ın soğuk şoku sonrası uyanış
Iltalehti, Trump sayesinde Avrupa’nın daha bağımsız hale gelmesinden memnuniyet duyuyor:
“Avrupa ve Avrupa’nın güvenliği konusunda ABD’nin mesajı açıktı: Avrupa ülkeleri, gelecekte kendi meselelerinin ve güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmeliydi. Amerikalıların oyunu sert, çizgileri en azından öngörülemez ve tarzları agresifti. Özellikle Trump’ın söylemleri, çoğu zaman kafa karışıklığı ile delilik sınırında geziniyor, sıklıkla delilik tarafına daha yakın duruyordu. Yine de Avrupa açısından bakıldığında, Trump’ın kopardığı gürültü patırtının pek çok iyi şeye de vesile olduğu söylenebilir: Avrupa nihayet uyandı ve kendi işimizle bizzat ilgilenmemiz gerektiğini idrak etti.”
Ya silahlan ya da öl
Espreso, Avrupa’nın kendi güvenliği konusunda hâlâ fazla hayale kapıldığından yakınıyor:
“Kimse Rusya’yla bizler kadar muhatap olmuyor, bu yüzden de mevcut tehlikeye dair çarpık bir algı var. ... Avrupa’nın eylemleri bir bakıma, pek çoklarının gerçek tehlikeyi görmezden geldiği ve Rusların nihayetinde kitlesel bir intihara kalkışmayacağına inandığı Şubat 2022 öncesindeki halimizi andırıyor. Şimdi Transatlantik’te gerçek ‘boşanma’ riski söz konusuyken, Avrupa bazı hayallere tutunuyor. Ama bu ‘evliliğin bitişini’ kimin ilan ettiğinin -sert Vance’in mi yoksa daha diplomatik Rubio’nun mu- bir önemi yok. Eskisi gibi yaşamak artık mümkün değil ve ne olursa olsun, ‘ya silahlan ya da öl’ tezi her zamankinden daha gerçek.”