Bulgaristan seçimleri: Radev ile Avrupa'yı ne bekliyor?
Eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev liderliğindeki merkez sol ittifakı İlerici Bulgaristan, oyların yaklaşık yüzde 45’ini alarak net bir seçim zaferi elde etti. Radev, Bulgaristan’ın Avrupa rotasına bağlı kalacağını, ancak güçlü bir Avrupa’nın eleştirel düşünceye ve pragmatizme ihtiyaç duyduğunu belirtti. Yorumcular, bu seçim sonucunun Avrupa’nın bütünlüğü için ne anlama geldiğini irdeliyor.
Utanç verici olabilir ama tehlikeli değil
Club Z, Bulgaristan’ın AB’deki konumunun pek değişmeyeceği kanaatinde:
“Dış politikadaki yönelimimize gelince, her şey zaten karara bağlanmış durumda ve Radev’in Rusya yanlısı sözleri de bunu değiştirmeyecek. Avrupa’nın iç çemberine dâhiliz ve kimse bizi oradan kolay kolay çıkaramaz. ... Bulgaristan AB’de, NATO’da, Schengen Bölgesi’nde ve Avro Bölgesi’nde yer alıyor. Ama örneğin Macaristan ve Romanya için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Elbette Radev’in müstakbel başbakan olarak Brüksel’de yapacağı öyle ya da böyle Rus yanlısı açıklamalarla bizi utandırması mümkün. ... Ancak onun veya başka herhangi bir Bulgar siyasetçinin Avrupa’nın göbeğinde çıkıp da isyankârı oynamaya başlaması pek hayal edilebilir bir şey değil.”
Brüksel bir rehin alma dramını daha kaldıramaz
Politiken Radev’in Rusya sempatisinden endişeli:
“Rumen Radev, Rus saldırganlığına karşı siper görevi görme konusunda AB’nin sorunlarını henüz geride bırakmadığına dair bir uyarı hatırlatması. Gelecek yıl Fransa ve Polonya’da kritik seçimler yapılacak. Bu nedenle, AB’ye daha fazla jeopolitik yaptırım gücü sağlayacak mekanizmalara ihtiyaç var. Daha fazla oyçokluğuyla karar alınması isabetli olur. Viktor Orbán’ın AB’ye ve Ukrayna’ya dayattığı türden başka jeopolitik rehin alma dramlarını artık kaldıramayız. ... Böyle bir şey, inandırıcı bir jeopolitik kurum olarak AB’nin altını oyar.”
Henüz bir antidemokrat değil
Le Point yatıştırıyor:
“Radev’i Orbán’dan ayıran temel fark, liberal olmayan bir proje ortaya koymaması. Macaristan Başbakanı’nın kendi güç aygıtını inşa etmesi on yılını aldı: basın üzerinde kontrol kurulması, yargıya boyun eğdirilmesi ve kendi ideolojik hedeflerine göre şekillendirilmiş bir anayasa. Buna karşılık Rumen Radev, oligarşiyi parçalamayı, hukuk devletini yeniden tesis etmeyi ve yargıda reform yapmayı vaat ediyor. Bu vaatlerin içi boş görünebilir ya da sözde ortadan kaldırmak istediği köklü yolsuzluktan onun da besleneceğinden endişe edilebilir. Ancak o, geleceğin otokratı gibi görünmüyor. Onun rakibi oligarşi - demokrasi değil. En azından şimdilik.”
AB yeni engelleme manevralarıyla karşı karşıya
Frankfurter Rundschau, Radev’in Avrupa’nın başına bela olabileceğini belirtiyor:
“Rusya yanlısı siyasetçi, defalarca Kremlin’in anlatılarına başvurdu ve o varken Ukrayna’ya askeri yardım olmayacağı konusunda şüpheye yer bırakmadı. İkinci bir Viktor Orbán değil belki, ama ateşli bir Avrupalı da değil. AB’yi sürekli vetolarla bloke etmeyecek, fakat pek çok şeyi sorgulayacak ve geciktirecek. Avrupa’nın kararlılığa ve hıza ihtiyaç duyduğu zamanlarda, Sofya’dan şüpheci tutumlar ve engelleme manevraları tehlikesi beliriyor. ”
Hayra alamet değil
Ukrayna için haberler kötü, diye yakınıyor La Repubblica:
“Özellikle de üç yıl önce Sofya’ya yaptığı bir ziyarette dönemin Bulgaristan Cumhurbaşkanı’yla oldukça sert bir fikir teatisinde bulunan Zelenskiy için, Avrupa’da Orbán’dan sonra şimdi de Radev’in ortaya çıkması iyi bir haber değil. En azından AB’de uygulanan oylama kuralları varlığını sürdürdükçe. Fakat bu NATO için de iyi haber değil; çünkü ittifakın stratejik mimarisinde Bulgaristan coğrafi konumu nedeniyle çok önemli bir rol oynuyor. Ve son olarak, Ukrayna’daki savaşın gidişatı (Putin’in giderek daha fazla askeri, ama en önemlisi ekonomik zorluklar içine düşmesi) karşısında, Rus propagandası ve dezenformasyon tehlikesinin hâlâ çok yüksek olduğu görülüyor.”
Borisov düştü ama kurduğu sistem hâlâ ayakta
Bulgarlar Radev’i Borisov’dan kurtulmanın tek yolu olarak gördü, diyor e-vestnik:
“Parlamentodaki [Radev’ci] Rusya yanlısı çoğunluk, toplumdaki gerçek güçler dengesini yansıtmıyor. Bugüne değin saldırgan Rusya’nın savunucuları, parlamentodaki koltukların yaklaşık üçte birine sahipti. Ancak şimdi, çoğunluğun Borisov’u iktidardan indirme arzusu Radev’e oy kazandırmış gözüküyor. ... Ona oy atanların ekseriyeti kısa süre içinde hayal kırıklığına uğrayacak, ama yakın zamanda yeniden seçim olmayacak. Pek çok işaret, Radev’in Orbán’ın izinden gidip Avrupa ailesinde Fico’nun yanında saf tutacağını gösteriyor. Ve yarattığı sistemi ortadan kaldırmak yerine yalnızca Borisov’un yerini alacağını.”
Avrupa'nın yeni veto adamı
La Repubblica şu endişeyi dile getiriyor:
“Bulgaristan yeni bir Macaristan’a dönüşebilir. En azından AB’nin bağrına batan bir diken ve Putin için ‘beşinci kol’ işlevi görme rolünde. Nitekim parlamento seçimlerini, bariz egemenlikçi ve Rusya yanlısı bir çizgiye sahip olan yeni ‘İlerici Bulgaristan’ partisinin lideri Rumen Radev kazandı. Radev, seçim kampanyasının başından itibaren Ukrayna karşıtı bir tutum sergiledi. Hükümet kurmayı başarırsa, AB’yi alarma geçirecek en büyük tehlike, tıpkı Orbán gibi onun da bir ‘veto adamı’na dönüşmesi ihtimali.”
Dişsiz bir Orbán
Rzeczpospolita’nın yayıncısı Bogusław Chrabota gönülleri ferahlatıyor:
“Pek çok Avrupalı gözlemci, Rumen Radev’i yeni Viktor Orbán olarak görüyor. Bunun başlıca nedeni de açıklamalarında Brüksel’i sert eleştirmesi ve Ruslarla flörtleşmesi. İlginçtir ki Radev, sorulduğunda kendini Bulgaristan’ın Péter Magyar’ı olarak sunuyor. Fakat bunun, son zamanlarda adı siyasi yenilgiyle eşanlamlı hale gelen bir siyasetçiyle arasına mesafe koymak için başvurulan bir imaj hilesi olup olmadığı henüz meçhul. ... Radev her ne kadar ılımlı bir Avrupa şüphecisi başbakan olsa da AB gemisini sarsamayacaktır. ‘Dişsiz bir Orbán’ o.”
Başarılı bir isyankâr olarak öne çıktı
Corriere della Sera’ya göre Bulgaristan’daki seçimlerin nasıl kazanıldığı çok açık:
“Radev’in yükselişine, AB’nin en yoksul ülkesinin altını oyan yolsuzlukla ve ‘mafya devletiyle’ mücadele etme vaadi damgasını vurdu. On yılı aşkın bir süredir siyasetin en üst kademelerinde yer almasına rağmen, aralık ayında hükümetin son beş yılda yedinci kez düşmesine yol açan yolsuzluk karşıtı protesto dalgasını kullanarak kendini bir isyankâr olarak konumlandırmayı bildi. Aslında Avrupa yanlısı Liberal Parti öncülüğünde gerçekleşen, ancak akabinde destek kaybeden bir seferberlik: Radev, avroya geçişi savundukları için yüksek yaşam maliyetlerinden onları sorumlu tuttu.”