Macaristan: Magyar Hükümeti’nin ilk yüz günü
Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Macaristan Hükümeti, görev süresinin çalkantılı ilk 100 gününü geride bıraktı. Parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip Magyar ve partisi Tisza, mayıs ayında Macaristan’da hukukun üstünlüğü ile demokrasiyi yeniden tesis etme ve önceki Viktor Orbán hükümetinin işlemiş olduğu iddia edilen yolsuzluk suçlarını kimsenin gözünün yaşına bakmadan gün yüzüne çıkarma vaadiyle göreve gelmişti.
Otokrasi hızla tasfiye ediliyor
The Guardian, ilk yüz günün Magyar’ın ülkenin dönüşümünü kararlılıkla sürdürdüğünün göstergesi olduğu kanaatinde:
“Macaristan’ın yeni başbakanı Péter Magyar, mayıs ayında göreve gelmesinden bu yana, 1989’da komünizm sona erdiğinden beri ülkenin tanık olduğu en kapsamlı ve köklü reform programını hayata geçiriyor. Magyar’ın selefi Viktor Orbán, yolsuzlukla beslenen ve 16 yıl boyunca -dinden kültüre ve medyaya kadar- Macaristan’daki yaşamın büyük bölümünü etkisi altına alan yumuşak bir otokrasi kurmuştu. Bu sistem şimdi olağanüstü bir hızla tasfiye ediliyor. ... Ancak Macaristan’ın yeniden normal ve çoğulcu bir Avrupa demokrasisi hissi vermesi zaman alacak.”
Turnusol testi yaklaşıyor
Salzburger Nachrichten’e göre Magyar
“seçimden bu yana neredeyse hiç destek kaybetmedi. Haklı bir durum, çünkü şu ana kadar pek çok beklentiyi karşıladı. Selefi Viktor Orbán’dan daha açık iletişim kuruyor ve daha ulaşılabilir görünüyor. Fakat her şeyden önce, vaat ettiği devletin yeniden inşası işine -Fidesz devletinin tasfiyesi- yıldırım hızıyla başladı. ... [Fakat] Magyar devleti yeniden yapılandırırken bazen Orbán sistemini anımsatan yöntemlere de başvuruyor. ... Şaibeli yöntemlerin ... ülkenin yeniden demokratikleşmesi gibi daha yüce bir amaca hizmet edip etmediğini bekleyip göreceğiz. Seçim yasası reformu bir turnusol testi olabilir. Bu yasa demokrasi politikaları açısından da şaibeli, çünkü en güçlü partiyi kayırıyor ve iktidarda tutma eğilimi gösteriyor. Yani şu an için bizzat Tisza’yı. Magyar, demokrasinin hayrına kendi gücünü sınırlandırmak zorunda.”
Siyaset hukukun üstünlüğünün önüne geçiyor
Sme, Orbán’ın izleri silinirken amacın sıklıkla araçları meşrulaştırıyor gibi göründüğünü belirtiyor:
“Cumhurbaşkanı’yla ilgili emsalsiz vakayı bir kenara bıraksak bile, bir milletvekilinin görev süresini üç seçim dönemiyle, yani on iki yılla sınırlamak gibi pasif seçilme hakkına yönelik böylesine radikal bir kısıtlama nasıl olur da Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanına girmez? Böyle bir şey hiçbir demokraside olmaz. Bir başbakanın görev süresinin sekiz yılla, yani iki seçim dönemiyle sınırlandırılmasına da hiçbir yerde rastlanmaz. Bu anayasa deneyinde açıkça Orbán’ın yeniden dönüşünü engelleme girişimi öne çıkıyor - ama bu tümüyle siyasettir, hukukun üstünlüğü değil.”
Uzlaşmacı demokrasi hayata geçirilemedi
Liberal eski siyasetçi Gábor Fodor, Facebook’ta çelişkili bir bilanço çıkarıyor:
“Olumlu gelişmeler arasında örneğin AB, NATO ve V4 ülkeleriyle ilişkilerimizin yeniden düzeltilmesi ile çevre koruma, eğitim ve sağlık alanlarında bağımsız bakanlıkların kurulması sayılabilir. Buna karşılık, Fidesz’e yönelik intikam kampanyası, toplumsal çatışmaların derinleştirilmesi ve gerilimin körüklenmesi, hakaret ve aşağılamaya dayalı bir üslubun her yere yayılması ve hukuk devleti normlarının göz ardı edilmesi yanlış. ... Yeni hükümetin göreve başlaması, [1989’daki] rejim değişikliğiyle oluşturulan uzlaşmacı demokrasiye dönüşü beraberinde getirmedi.”
Orbán’ın izinden
Siyaset bilimci Attila Tibor Nagy, Index’te Macaristan’da işlerin pek de değişmediğini vurguluyor:
“Macaristan’da kişi odaklı siyaset varlığını sürdürüyor; yalnızca siyasi liderin adı artık Viktor Orbán değil, Péter Magyar. Tek adam yönetimi eğilimine sınırlar koyan, gerçekten uzlaşmaya dayanan, toplumu önemli ölçüde sürece dahil eden ve iktidarın gücünü ciddi oranda kısıtlayan bir hükümet çalışması şimdilik ufukta görünmüyor. ... Geride kalan yüz gün, iç politikada daha ziyade yeni siyasi liderin iktidarının inşası ve kendini kanıtlama dürtüsünün tatmini ekseninde geçti.”
Güç makinesinden şov fabrikasına
Siyaset bilimci Gábor Török, kendi blogunda Péter Magyar’ın öncelikle medyada nasıl sunulduğuna odaklandığı yorumunda bulunuyor:
“Orbán hükümetinin en önemli stratejilerinden biri, benim ‘güç fabrikası’ ve ‘güç üretimi’ olarak adlandırdığım anlayışa dayanıyordu. En önemli amacı siyasi iktidarı kullanmak, korumak ve yeniden üretmekti. Magyar hükümeti ise -uygulamaları açısından- daha ziyade, her şeyin sahneleme etrafında döndüğü bir medya ya da şov fabrikasını andırıyor. ... İlkinde iktidar ve karar alma süreçleri merkezdeyken, ikincisi çok daha fazla popülerliğe, kamuoyu önündeki sahnelemeye ve medya görünürlüğüne odaklanıyor.”
Bütçe meselesi belirleyici olacak
Portfolio, yakında sunulacak bütçe taslağı içeriğinin Magyar hükümetinin gerçek niyetlerini ortaya koymasını bekliyor:
“Bu taslaktan salt Péter Magyar liderliğindeki hükümetin neye ne kadar harcama yapmak istediği anlaşılmayacak. Taslak aynı zamanda, kabinenin devletin rolünü nasıl tasavvur ettiğine de açıklık getirecek: Hangi alanlarda daha fazla sorumluluk üstlenmek istiyor, hangi alanlardan daha ziyade çekilmek istiyor, bütçede nasıl yeni bir denge kurmak istiyor, bunun bedeli ne olacak ve bu bedeli kim ödeyecek? Böylece sonbahar ayları, Tisza hükümetinin devleti kökten yeniden mi organize ettiğinin yoksa yalnızca aynı devleti daha verimli bir şekilde yönetmeye mi çalıştığının gerçekten görüleceği zaman olacak.”