İzlanda’dan ret: AB’nin iletişim sorunu mu var?

İzlandalılar AB üyeliğine kıl payı karşı çıktı: Cumartesi günü yapılan referandumda yurttaşların yüzde 52,8’i üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasını reddetti. Sosyal demokrat hükümet, AB üyeliğinin ülkeyi Trump’ın daha önce Grönland konusunda dile getirdiği türden toprak taleplerine karşı daha güçlü bir şekilde korumasını umuyordu. Ancak üyeliğe karşı çıkanlar için ulusal egemenlik ve balıkçılık sahaları üzerindeki denetim belirleyici oldu.

Tüm alıntıları göster/kapat
taz, die tageszeitung (DE) /

Daha iyi halkla ilişkiler stratejisi şart

Taz, AB’nin çıkan “hayır” kararını kişisel algılamaması gerektiğini savunuyor:

“İzlanda, bağımsızlığına düşkün bir ülke ve Avrupa Ekonomik Alanı üyesi olarak halihazırda AB’nin avantajlarından yararlanıyor. Orada karar hayli elverişli koşullar altında alındı. Şimdi her şey zaten olduğu kadar güzel kalacak. Ancak Brüksel gerçekten bir şey yapabilir: bu referandumu vesile bilerek kendi halkla ilişkiler stratejisi üzerinde bir kez olsun ciddiyetle çalışmak. İnsanları AB hakkındaki gerçek dışı bilgilerle onu kökten ve en sert şekilde reddetmeye yönlendirmenin hâlâ ve tekrar tekrar bu kadar kolay görünmesi aslında kabul edilemez bir durum.”

Le Temps (CH) /

Brüksel değişmeli

Swissrespect derneğinin kurucularından Antoine Spillmann, Le Temps’ta AB’nin yurttaşa daha yakın olması gerektiği değerlendirmesinde bulunuyor:

“Avrupa her şeyi Brüksel’den düzenlemeye çalışmamalı. … Merkezileşme yerine işbirliğine dayanan bir Avrupa [gerek]. Bürokrasi yerine sorumluluğa. Mesafe yerine yakınlığa. Büyük Britanya ayrılma kararı aldı. İzlanda daha yeni bir adım daha ileri gitmeyi reddetti. İsviçre bu sistemin üyesi olmaya zaten hiç onay vermedi. Bazılarının bizi inandırmak istediği kadar izole olmayabiliriz. Belki de önemli bir şeyi anlamışızdır: Brüksel Avrupa projesini kurtarmak istiyorsa, halkın değişmesini istememeli - bizzat kendi değişmeli.”

El País (ES) /

Entegrasyon çeşitli şekillerde gerçekleşebilir

El País aşırı sağcıların yorumlarına öfkeli:

“Marine Le Pen'in ve Nigel Farage’ın coşkulu açıklamaları yanıltıcı: İzlandalılar, Schengen ve Avrupa Ekonomik Alanı sayesinde zaten epey ilerlemiş olan Avrupa yapılarına entegrasyonlarını sorgulamadı. … İzlanda’nın verdiği mesaj, bu radikal siyasetçilerin iddia ettiği gibi Avrupa modelini reddetmek değil. Tam tersine: Entegrasyon çeşitli yollarla gerçekleşebilir. Bu, Ukrayna’yı AB’ye entegre etmenin ya da Kanada ile daha yakın ilişkiler kurmanın yollarını ararken her zamankinden daha faydalı olabilir. … Hem içeriden hem de dışarıdan sorgulanan Avrupa, yine de dünyada istikrara ve hukukun üstünlüğü anlayışına katkı sağlayabilir.”

Denník Postoj (SK) /

Daha Grönland ve hatta Kanada var

Denník Postoj hatırlatıyor:

“AB yedi büyük genişleme (son olarak 2013’te Hırvatistan) ve bir ayrılık (2020’de Brexit) yaşadı, üyelik başvurusunda bulunan da başka ülkeler var. Son zamanlarda bunlar ağırlıklı olarak daha yoksul, eski komünist ülkelerdi. AB’de refah seviyesi yüksek bir ülkeyi kapsayan bir genişlemeyi hatırlamak zor. ... Sonuncusu muhtemelen Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katıldığı 1995 yılındaydı. Batıda yeni üyeler aramak muhtemelen AB’nin daha fazla ilgisini çekerdi. Geçtiğimiz hafta sonunun ardından İzlanda defteri artık kapandı. Ancak sırada daha Grönland ve bazıları belki şaşırsa da Kanada bile var!”

The Irish Times (IE) /

Avantajları anlatılamadı

The Irish Times, İzlandalıların AB’ye katılımın pek çok fayda sağlayacağına ikna edilemediğini belirtiyor:

“Birçoğu, İzlanda zaten NATO üyesi olduğu için AB üyeliğinin Trump’a karşı kayda değer bir ek koruma sağlayacağına inanmadı. İzlanda halihazırda iç pazarın ve Avrupa Ekonomik Alanı’nın (AEA) bir parçası olmasının yanı sıra pasaportsuz seyahat için Schengen Anlaşması’nın sunduğu AB bağlantılarından faydalanıyor. AB üyeliği ülkeyi ayrıca Gümrük Birliği’ne ve nihayetinde Avro Bölgesi’ne taşıyacaktı; ancak hükümet, bu adımın ek avantajlarını halka anlatmayı başaramadı.”

La Stampa (IT) /

Avrupa’nın Arktik’te ileri karakolu olmayacak

La Stampa, AB’nin önemli bir stratejik avantajı güvenceye alamadığından yakınıyor:

“Ada, coğrafi bakımdan Avrupa, Grönland ve Kuzey Amerika arasında önemli bir konuma sahip. ... İzlanda kalesi net bir Avrupa dostu rota çizmiş olsaydı, AB’nin tüm savunma ve güvenlik konsepti hanesine stratejik bir puan yazdırabilirdi: Gözlem ve kontrol istasyonları düşünülebilir, Grönland-İzlanda-Avrupa ekseni güçlendirilebilir ve Çin’in Kuzey Kutbu’nun bu bölümündeki ticaret ve yeraltı kaynakları üzerindeki hırslarını dizginlemek için önlemler alınabilirdi.”

Weekendavisen (DK) /

AB karşıtları rüzgârı arkalarına aldı

Weekendavisen, yeni bir AB üyesi ihtimaline sevinmek varken şimdi bambaşka bir hissin yayıldığını gözlemliyor:

“Artık daha ziyade, iç politikadaki rakiplerin sevinmesinin ve İzlanda referandumunu Brüksel’e karşı mücadelede büyük bir zafer olarak görmesinin sebep olduğu aşağılamaya katlanmak gerekiyor. Büyük Britanyalı Reform UK partisinin lideri Nigel Farage -ülkenin AB’den ayrılmasında kritik bir isim- İzlanda’nın ‘bağımsızlığını koruyabilmesine’ seviniyor. Fransa’dan Marine Le Pen ise referandumun ‘özgür, egemen uluslardan oluşan bir Avrupa’ ihtimalini gün yüzüne çıkardığını yazıyor.”

Rzeczpospolita (PL) /

Bir sonraki mali krize kadar rafa mı kaldırıldı?

Rzeczpospolita, AB’nin İzlanda’da özellikle kriz dönemlerinde kıymet gördüğünü yazıyor:

“Reykjavík’te AB’ye katılım en son 2008-2009 yıllarındaki büyük mali kriz sırasında ciddi biçimde gündeme gelmişti. İzlanda finans sisteminin çökeceği anlaşılınca, Avro Bölgesi’nin koruması birdenbire cazip görünmüştü. Ancak durum yeniden normale döner dönmez İzlandalılar Avrupa’dan yüz çevirdi. Bugün pek çok uzman, dünyanın finans piyasalarında yeniden bir felaketle karşı karşıya olduğuna inanıyor. ... Düşük öneme sahip bir para birimi olan İzlanda kronu, buna kurban gidebilir. Belki o zaman İzlandalıların AB’ye katılım arzusu yeniden canlanır.”

Süddeutsche Zeitung (DE) /

Yanlış yorumlanmış demokrasi

Süddeutsche Zeitung referanduma gidilmiş olmasını eleştiriyor:

“AB ile üyelik müzakereleri uzun ve sıkıcıdır, 30’dan fazla başlığın ele alınması gerekir. Frostadóttir halktan müzakere yetkisi almak istedi. Ancak 30’dan fazla başlığı inceleyip bilinçli bir karar vermek halkın değil, başbakanın ve hükümetin görevidir. Böylesine ağır sonuçları olan bir kararın sorumluluğunu siyasetçiler taşımalıdır, bunun için seçilirler. Sorumluluğu halka devretmek, tıpkı 2016’da Büyük Britanya’da olduğu gibi yanlış yorumlanmış demokrasi demektir.”