İsrail’de seçim var: Netanyahu koltuğunu koruyabilecek mi?
İsrailliler salı günü parlamento seçimleri için sandığa gidecek. Seçim kampanyasının temel gündem maddelerini dış politika ve güvenlik politikası, 2023’teki Hamas saldırısının engellenmesindeki olası hatalar, ultra Ortodokslar için askerlik hizmeti ve hayat pahalılığı oluşturuyor. Anketlere göre yarış, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı ve dinci blok ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot etrafında toplanan daha ılımlı güçler arasında başa baş geçecek.
Muhalefet sağcılıkta Başbakan’ı geçiyor
Siyaset bilimci Sergey Medvedev, Facebook’ta siyasi rakiplerinin pek çoğunun Netanyahu’nun dünya görüşünü paylaştığını vurguluyor:
“Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet ittifakı anketlerde az farkla önde gözüküyor. ... Ancak seçim, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun koşulları altında gerçekleşiyor. Muhalefet blokunun önde gelen liderleri, bir dizi kritik hususta Netanyahu’nun dünya görüşünü benimsemiş durumdalar ve hatta belki ondan bile daha sağdalar. ... İsrailli Yahudilerin ekseriyeti artık dünyayı Netanyahu’nun gözünden görüyor. Netanyahu’nun büyük zaferi tam da burada gizli. Ancak bu, büyük yenilgisiyle dengeleniyor: Dünyanın büyük bir kesimi de artık İsrail’i Gazze Şeridi’nde yaşayanların gözünden görüyor.”
Geçmişle hesaplaşmadan iyileşme olmaz
La Libre Belgique, İsrail’in ilerleyebilmek için 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısıyla siyasi olarak yüzleşmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunuyor:
“Seçmenlerin salı günü her şeyden önce İsrail’in acı veren yaraları konusunda bir karar vermesi gerekecek. Amaç yaralardan birini ya da diğerini geçici olarak sarmak değil, ülkelerini gerçek bir iyileşme yoluna sokmak olmalı. ... Netanyahu, aradan üç yıl geçmesine rağmen 7 Ekim olaylarının siyasi sorumluluğunu aydınlatacak resmi bir araştırma komisyonunun kurulmasına izin vermeyi hâlâ reddediyor. … Oysa her İsraillinin, ekim ayındaki o meşum günü neyin tetiklediğini öğrenmeye hakkı var. Geçmişine gözlerini kapatan hiçbir toplum geleceğe güvenle bakamaz.”
Washington’la doğrudan teması gösterme çabası
Askeri uzman Alexandru Grumaz, Adevărul’da Pete Hegseth’in pazartesi günü gerçekleştirdiği sürpriz ziyaretle belli ki Netanyahu’nun seçmenlerinden puan toplamasına yardımcı olmayı amaçladığını yazıyor:
“ABD Savunma Bakanı’nın -seçime sekiz gün kala- kendisiyle görüşmek üzere bir askeri üsse gelmesi, Washington’da alınan kararlara doğrudan erişimi olan bir başbakan imajını güçlendiriyor. Seçmenin verilen mesajı anlaması kolay: Ülke tehlikeli bir dönemden geçerken gerçekleşecek bir hükümet değişikliği, bu ilişkilere sahip olan kişinin de değişeceği anlamına gelir. İki devlet arasındaki ortaklığın ülkeyi kimin yönettiğine bağlı olmaması gerekse de bu güçlü bir seçim argümanı.”
En ufak değişiklikler bile önemli olur
TVNet, olası bir hükümet değişikliğinin neden bir rota değişikliğiyle eş tutulamayacağını şöyle açıklıyor:
“Genel olarak bakıldığında Netanyahu’nun gitmesi, otomatik olarak İsrail’in savaşları bitirmeye veya Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olma hakkını desteklemeye hazır olacağı anlamına gelmez. Seçmenlerin ekseriyeti daha sorumlu bir hükümet istiyor, ancak askeri operasyonları desteklemeye de devam ediyor. Dolayısıyla muhalefetin zaferi, Filistinlilerle ve diğer komşularla ilişkilerde rota değişikliğine yönelik net bir talep olarak yorumlanamaz. Yine de sınırlı değişimler dahi her iki taraf için de önemli olur.”
Uçurumdan önce son çıkış
Le Temps, İsraillilerin seçimlerde Netanyahu’ya dur demeleri gerektiğini vurguluyor:
“Son yıllarda İsrail kökten değişti: Hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suçlardan soruşturma yürütülen bir başbakanın yönettiği ve bölgedeki pek çok komşusuyla açık savaş halinde bir ülkeye döndü. ... On binlerce İsrailli çoktan bu ülkeden kaçtı. ... Netanyahu’nun olası gidişi her ne kadar acilse de köklü bir değişim sağlamaya elbette yetmez. Ama hiç değilse İsraillilerin hızla uçuruma sürüklenmesini durdurabilir.”
Militaristleşme seçim kampanyasını zehirliyor
El Periódico de Catalunya, durumun daha da kötüye gitmesinden endişe ediyor:
“İsrail’de seçimler yaklaşırken, siyasi yelpazede her zamanki gibi parçalanmalar dikkat çekiyor. ... Bugün ülkede militarist bir zihniyet, ilk yenilgiyle İsraillilerin denize döküleceği düşüncesi hâkim. Bu da seçim kampanyası sloganlarını zehirliyor - üstelik Filistin toplumundaki tükenmişliğin, kontrol edilemeyen enerji krizinin ve Mısır’dan İran’a kadar tüm bölgenin üzerine çöken belirsizliğin ortasında. ... Seçim sonuçları birbiriyle bağdaşmayan partiler arasında hükümet kurulmasını zorlaştırırsa, zaten zehirlenmiş olan atmosfer daha da zora girebilir. Her şey daha da kötüye gidebilir.”
Aşırı dindarlar tepkili
Kronen Zeitung’a göre, ultra Ortodoks Yahudilerin zorunlu askere alınması şu sıralar büyük gürültü koparıyor:
“Seçimlere bir haftadan az bir süre kala, duyguları başka neredeyse hiçbir konunun olmadığı kadar yükseklerde tutan bir seçim bombası patladı: Ultra Ortodoksların (Harediler denilen kesim) ayrıcalıkları - özellikle de askerlik yükümlülüğü konusunda. İsrail savaş halinde ve asker sıkıntısı çekiyor. Şimdi ordu ibretlik bir uygulamaya gitti. Tel Aviv Havalimanı’nda New York’tan gelen ve ülkeye dönen genç Haredileri taşıyan bir uçağı durdurdu. Dışarıda iki otobüs bekliyordu: Sağdakiler üniforma dağıtımına, soldakiler ise askeri hapishaneye götürüyordu. Ardından Haredilerden büyük bir öfke çığlığı yükseldi. Partileri, aranan koalisyon ortakları olarak yıllardır kıymetli ayrıcalıklar koparıyor. ... Harediler tam anlamıyla bir inanç meselesi haline geldi.”