İran'da şu anda ne yaşanıyor?
Bir hükümet yetkilisine göre, İran’daki protesto dalgasında 500’ü güvenlik güçlerinden olmak üzere 5.000 kişi öldürüldü. Sunday Times ise ölü sayısının en az 16.500 olduğundan bahsediyor. Washington önce askeri müdahalede bulunacağını duyurmuştu. Ancak Donald Trump çarşamba günü, rejimin planlanan idamları iptal etmesi üzerine şimdilik bundan vazgeçildiğini açıkladı.
İnfazlar gizli gerçekleştiriliyor
Askeri uzman Sergey Auslender, Echo tarafından alıntılanan bir Telegram gönderisinde İran’ın idam planlarını katiyen askıya almadığını öne sürüyor:
“‘İptal edilen’ idamlara gelince, bu koca bir saçmalık. Hapishanelerde ya da ücra bir yerlerde öldürecekler, bu uygulamalardan bolca var. Alelacele, kafaya bir kurşunla, kişinin oraya hangi koşullarda düştüğünden bağımsız olarak sırf tutuklanmış olduğu için. Elbette öncelikle genç erkekler idam edilecek. ... Bunların rejimin can çekiştiğini gösterdiğini ve çökmeye mahkûm olduğunu söyleyenler haklı. Hem de tamamen. Tek mesele, can çekişirken beraberinde kaç insan götüreceği.”
Trump daha önce de İranlıları yüzüstü bırakmıştı
Muhalefete uygulanan iletişim izolasyonu engellenebilirdi, diyor Profil:
“Donald Trump ABD Başkanı olduğunda, bir başkanlık kararnamesiyle devlet kalkınma ajansı USAID’i kapattırdı ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışma Bürosu’nun faaliyetlerini durdurdu. Bunlar arasında, İran muhalefetini desteklemek için Starlink veya Psiphon gibi araçlara ... finansman sağlayan fonlar da vardı. ... Bu körlüğün sonucunda, İran’daki muhalif gruplar geçtiğimiz yıl boş yere daha fazla destek beklediler. Ve bu yüzden, hayatlarının belki de en önemli anına hiç olmadığı kadar hazırlıksız yakalandılar. ... Diktatörlüklerdeki muhalifler yüzüstü bırakılmamalı.”
Boş vaatlerle aldatıldılar
NRC Trump’ı sert bir dille eleştiriyor:
“Amerikan Başkanı, ABD’nin askeri bir müdahaleye ‘tamamen hazır’ olduğunu ve ‘yardımın yola çıktığını’ açıklayıp İranlıları devlet kurumlarını ele geçirmeye teşvik ederek, bütünüyle sorumsuz davrandı. Böyle bir şeyi duyurup da sonra hayata geçirmeyen biri, sokaklara dökülerek hayatlarını riske atıp atamayacaklarını tartmak zorunda olan İranlıları kandırmış sayılır. ... İran rejimi öyle kolayca yıkılamaz. ... Muhalefet, dışarıdan gelecek iyi planlanmış yardımlara güvenebilmeli. Bu vakada eksik olan buydu.”
Muhalefetin bir lidere ihtiyacı var
Habertürk'e göre bir lider figür olmadan devrim şansı yok:
“İran’da son birkaç günden bu yana hakikaten birşeyler oluyor ama sebep rejime muhalefet değil, çekilen maddi sıkıntılar ve ambargo yüzünden yaşanan açlık. ... Olup bitenler yukarıda sözünü ettiğim pek küçük çaplı hadiselerden sayılmazlar ama rejimi gönderebilecek boyutta da hiç değiller. Hele geçmişteki protestolar ile mukayese edildiklerinde, özellikle de Şah’ın gitmesi ile neticelenen 1979’daki başkaldırı ile karşılaştırıldıklarında öyle büyük gösteri bile sayılmazlar. Bir sosyal hareketin rejime son verecek devrim halini alması için, kitleleri sürükleyecek bir liderin mevcudiyeti şarttır.”
Ayaklanmaya karşı çifte strateji
Corriere della Sera, rejimin şiddet ve internet engellemeleriyle protestoları bastırmayı başardığını yazıyor:
“Besic milislerine, şehirlerdeki polise destek vererek ayaklanmayı bastırma görevi verildi. Buna paralel olarak siber birimler dışarıya açılan bütün kanalları kapatmaya çalışırken, hükümet internete erişimi engelledi. Yetkililer bunu geçmişte de yapmışlardı, ancak bu kez katı bir yasakla daha etkili olmuş görünüyorlardı. Çünkü derslerini almış, hatalarını gidermiş ve teçhizatlarını iyileştirmişlerdi. Videoların yayılmasını önleyip dış dünyayla teması keserek insanları öldürmek ve bu esnada da olabildiğince az ‘kanıt’ bırakmak istediler.”
Suriye'deki cehennemi hatırlatıyor
France Inter, İran’ın Suriye ile aynı kaderi paylaşabileceğinden endişe ediyor:
“En kötü senaryo, bir iç savaş ihtimali. Bazı İran ve Ortadoğu analistleri bundan korkuyor. Mevcut gelişmelerde, 2011 baharında Beşar Esad’a karşı düzenlenen protestoların ardından Suriye’nin cehenneme sürüklenişine dair karanlık bir hatıra görüyorlar. Paralellikler ortada: Hayatta kalmak için kararlılıkla savaşan ve bu uğurda yakıp yıkma politikasından geri durmayan bir rejim ve silahlanmaya başlayan barışçıl protestocular. Suriye’de bu, on yılı aşkın süren ölümcül bir sarmala yol açmıştı. İran örneğinde ise benzer bir süreç, hâlihazırda silahlı ayrılıkçı hareketlere sahip Kürtler ve Beluçlar gibi azınlıkların yaşadığı 90 milyon nüfuslu bir ülkeyi vurabilir.”
AB dış politikada yine etkisiz
Neue Zürcher Zeitung, AB’nin bir kez daha pek varlık gösterememesinden yakınıyor:
“Brüksel ne tepki mi veriyor? Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, pazar günü X’te ‘baskının artması ve masumların canına kıyılması karşısında durumu dikkatle izliyoruz,’ diye yazdı. Gerçi akabinde Von der Leyen, AB Konseyi Başkanı António Costa ve Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas daha net ifadeler kullandılar. Şiddetli baskıyı en sert şekilde kınadılar, tutuklanan göstericilerin derhal serbest bırakılmasını ve internet erişiminin yeniden sağlanmasını istediler. Ancak neticede, İran’daki halk ayaklanması şunu bir kez daha kanıtladı: AB dış politikada çok güçsüz.”
Jeopolitik güç aracı olarak belirsizlik
Capital, Tahran rejiminin dış politikada nasıl hâlâ söz sahibi olabildiğini şöyle açıklıyor:
“Tahran yönetimi mantıken, ABD ile açık bir çatışmaya girecek askeri güce sahip olmadığının farkında. Ancak küresel çapta belirsizlik yaratma konusunda eşsiz bir beceriye sahip. Ve belirsizlik, politikasının merkezi bir aracı konumunda. İran'da yaşanan her gerilim, jeopolitik riski artırıyor. Hürmüz Boğazı'na dair söylenen her söz, uluslararası enerji fiyatlarını etkiliyor. Her olay, başkalarına maliyet yüklüyor ve Molla rejimine ilave pazarlık kozu kazandırıyor. İran'ın hayatta kalma modeli, korkuyu ve kendi yarattığı belirsizliği yönetmesine dayanıyor.”