Avrupa güvenliğini kendi sağlayabilir mi?

Avrupa, Washington ile yaşanan Grönland anlaşmazlığının öncesinden beri askeri güvenliğini kendi üstlenip üstlenemeyeceği ve bunu nasıl yapabileceği üzerine kafa yoruyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Avrupa'nın kendini ABD olmadan da savunulabileceğini düşünenlere “hayal görmeye devam edin,” diyerek çıkıştı. Medya, kıtanın güvenlik durumunu kendi bakış açısıyla değerlendiriyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Interia (PL) /

Daha yüksek savunma harcamaları kabul edilemez

Interia, Avrupa’nın stratejik özerkliğinin gerçekleştirilemez bir hayal olarak kaldığını yazıyor:

“Rutte bir noktada haklı. Avrupa’nın stratejik özerkliğinin yüksek maliyeti -özellikle Almanya veya Fransa gibi ülkelerde- siyasi açıdan kaldırılabilir olmaz. [Savunma harcamalarının GSYH içindeki payının] yaklaşık yüzde 2’den yüzde 10’a çıkarılması, barış döneminde seçmenlere böyle bir çözüm öneren tüm siyasi partileri silip süpürür. Polonya veya Estonya gibi ülkelerdeki yüksek silahlanma harcamaları, daha güçlü bir tehdit algısıyla doğrudan bağlantılı ki Batı Avrupa’da bunun karşılığı yok.”

Delfi (LT) /

Berlin'in transatlantik ilişkilere ihtiyacı var

Siyaset Bilimci Fausta Šimaitytė, Delfi’de Almanya’nın ABD’ye özellikle bağımlı olduğu ve bunu da bildiği yorumunda bulunuyor:

“ABD Avrupa’ya, aralarında Almanya’da konuşlu yaklaşık 20 Amerikan nükleer silahının da bulunduğu bir ‘nükleer kalkan’ sunuyor. Ancak bu kalkanın acil bir durumda devreye girip girmeyeceği konusunda yüksek sesle dile getirilen şüpheler var. ... Almanya güçlü kara kuvvetlerine ve güçlü bir savunma sanayiine sahipse de şimdilik yalnızca düşük yoğunluklu çatışmalara girebiliyor. Büyük çaplı bir savaş durumunda, ABD’nin desteği olmadan kendi ve doğudaki müttefiklerinin topraklarını savunması zor gözüküyor. Bu yüzden de Berlin, B planı henüz devreye girmemişken transatlantik ilişkileri tehlikeye atmamak uğruna her yolu deniyor.”

Lapin Kansa (FI) /

AB bunu başarabilir ve başarmalı da

Lapin Kansa, NATO’nun mevcut haliyle miadını doldurduğuna inanıyor:

“Finlandiya yönetiminin bir kesimi, Trump’ın görev süresi bitip de Beyaz Saray’a yeni bir başkan geldiğinde durumun normale döneceğine inanmayı sürdürüyor gibi görünüyor. Bu muhtemelen nafile bir umut. Her şey, yeni dünya düzeninin kalıcılaştığına işaret ediyor. ... Eski NATO’nun yerini bir an önce, belkemiğini Avrupalı AB ve NATO ülkelerinin oluşturacağı yeni bir savunma ittifakı almalı. Bu süreç para engeline takılmamalı. AB hâlâ dünyanın en büyük ikinci ekonomik bölgesi. Böylesi bir güç ne Rusya’ya ne de Amerika Birleşik Devletleri’ne yaltaklanmak zorunda.”

ABC (ES) /

Komuta beş yıl içinde devredilmeli

Askeri uzmanlar Julián García Vargas ve José Manuel García Sieiro, ABC’de Avrupa’nın NATO’daki rolünün somut olarak nasıl güçlendirilebileceğine dair bir öneride bulunuyor:

“Avrupa’daki gerçek anlamda işlevsel tek komuta merkezi, NATO’nun Yüksek Askeri Karargâhı. … Yetki, Avrupa’daki Yüksek Müttefik Komutan’da; bugüne kadar bu görevi daima bir Amerikalı yürüttü ve yanında bir Avrupalı yardımcısı bulunuyordu. Avrupalılar, karargâhın tüm yönetiminin kademeli olarak Avrupa askeri personeline devredilmesini önermeli. … Bu sayede ABD’nin gelecekteki varlığı, Avrupa’nın nükleer korunması ve stratejik bir rezervin sağlanmasıyla sınırlı kalır. … Ve bu süreç en az beş yıl sürer.”

Corriere della Sera (IT) /

Acı gerçeği kabullenelim

Corriere della Sera, Avrupalıların masallar anlatıp durmaktan vazgeçmesini istiyor:

“Madem dünya bir daha asla eski düzenine dönmeyecek, Avrupa da asla umduğu şey olamayacak. Yeni dünya düzeninde yalnızca bugünkü hayal kırıklığı yaratan varlığı değil, aynı zamanda olmak istediği şey de yani çabaları, idealleri ve kendisine dair vizyonu da miadını doldurdu ve sorgulanır hale geldi. Bu mantık öylesine acı ki, pek çok kani Avrupalı bunu reddederek kendilerine iç rahatlatıcı masallar anlatıyor: Yaşananlar gerçek bir kopuş değil, sadece bir geçiş süreciymiş. Er ya da geç her şey eskisi gibi olacak, dünya yeniden düze çıksın diye Trump’a Grönland’da birkaç üs, Putin’e de Donbas’tan bir parça vermek yetecekmiş. Bu masala inanmak, bugün artık var olmayan bir Avrupa’yı zihinde yaşatmanın yegâne yolu olmayı sürdürüyor.”