Cumhurbaşkanlığı seçimi: Portekiz bir işaret mi çakıyor?
António José Seguro, Portekiz’in yeni cumhurbaşkanı oldu. Ilımlı sosyalist siyasetçi, ikinci turda oyların yaklaşık yüzde 67’sini alarak sağ popülist rakibi André Ventura’yı (Chega) mağlup etti. Muhafazakâr Başbakan Luís Montenegro seçimin sonucunu tebrik ederek, iyi bir işbirliği temennisinde bulundu. Anayasaya göre cumhurbaşkanı yasaları veto edebiliyor ya da parlamentoyu feshederek ülkeyi erken seçime götürebiliyor.
Anayasa karşıtı projeye karşı net bir tutum
Público’ya göre seçim ülkenin demokratik geleceği için bir zafer niteliğinde:
“Yüksek katılım ve çıkan sonuç şunu kanıtlıyor: Anayasaya sadakat, ulusal dayanışmaya bağlılık, empati, cumhurbaşkanının somutlaştırdığı herkesin birliği ve azınlıklara saygı üzerine kurulu demokrasi, Portekizlilerin savunmaya hazır olduğu bir değer. André Ventura’nın temsil ettiği özgürlük düşmanı, ayrıştırıcı, çatışmacı ve anayasa karşıtı proje ise farklı nedenlerle Portekizlilerin üçte ikisi tarafından reddediliyor. Bu seçimden Chega’nın gelecekteki parlamento çoğunluğunu ele geçireceğine dair distopik bir vizyon türetmek, yalnızca zorlama değil aynı zamanda mantıksız olur.”
Sağ popülist Ventura'nın ilk çuvallayışı
Correio da Manhã, Ventura’nın seçmen tabanını belirgin bir şekilde genişletmeyi başaramadığını yazıyor:
“Seguro’nun profili ile halkın çoğunluğunun istikrar, denge ve karar alma güvenliği aradığı ülkenin içinden geçtiği tarihi an arasında mükemmel bir uyum vardı. ... André Ventura, kariyerinin ilk ciddi yenilgisini aldı. Destekçi tabanını önemli ölçüde genişletmeyi başaramadı ve beklenenden az artış sağladı. Neonazi hareketlerle arasına mesafe koymakta çekingen kalması ve seçimlerin ertelenmesini savunması, iki hatalı hamlesiydi.”
Yangın duvarı burada hâlâ ayakta
Süddeutsche Zeitung’dan övgü var:
“En katı muhafazakârlar dahi merkez solun adayı António José Seguro’yu aşırı milliyetçi isme tercih etti. Şapka çıkarılır işte buna! ... Ülke, güvenlik duvarının geçtiği hattı net bir şekilde çizdi: Sağ ile sol arasında değil, sağ ile aşırı sağ arasında. Komşu ülke İspanya’da ise durum bambaşka. İberyalıların siyasi güvenlik duvarına verdikleri isimle ‘cordón sanitario’, aşırı milliyetçi Vox partisi karşısında yıkılalı çok oldu. ... Dolayısıyla, İber Yarımadası’nda paradoksal bir durum ortaya çıktı: Birileri (Portekiz) halihazırda muhafazakârlar tarafından yönetiliyor ama cumhurbaşkanı bir sosyalist. Diğerleri ise (İspanya) sosyalistler tarafından yönetiliyor ama büyük bir ihtimalle en geç 2027’den itibaren aşırı sağcıları iktidara ortak edecek.”
Aşırı sağ yükselişini sürdürüyor
Le Soir, aşırı sağın başarısını küçümsememe tavsiyesinde bulunuyor:
“Portekiz için olduğu kadar Avrupa’nın geri kalanı açısından da, aşırı sağcı bir adayın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk kez ikinci tura kalması yeni bir şok anlamına geliyor - komşu ülkede ya da daha kuzeyde yaşananlara verilmiş bir tepki: Almanya’da seçimden seçime başarılarını artıran AfD ya da Büyük Britanya’da Nigel Farage ve Reform UK’in Muhafazakârlardan neredeyse her gün seçmen koparması. Mart ortasında Fransa’da yapılacak ve Rassemblement National’in yerelde kök saldığının şimdiden görüldüğü belediye seçimleri de unutulmasın. … Portekizlilerin pazar günü sergiledikleri güçlü seferberliğe rağmen, aşırı sağa karşı kurulan siyasi setlerin yıkılabileceği korkusu hâlâ giderilmiş değil.”
Paradoksal güç dengesi
Tarihçi Victor Pereira, Le Monde’da gelecekte sosyalist Cumhurbaşkanı ile muhafazakâr hükümet arasında kurulacak ilişkiye odaklanıyor:
“Seguro parlamentoyu feshetme tehdidinde bulunmadı, ancak son doğal afetlerle mücadelede atalet ve beceriksizlikle suçlanan hükümetten yüksek taleplerde bulunacağını yineledi. Portekiz’de cumhurbaşkanının sınırlı yetkileri dikkate alındığında, hükümetle kuracağı işbirliğinde Seguro bir paradoksla karşı karşıya kalabilir: Luís Montenegro hükümetinin atacağı her yanlış adım, en ufak bir hata kollayan André Ventura’nın işine yarayabilir. Dolayısıyla, sol görüşlü bir cumhurbaşkanı sağcı bir hükümete yardım etmek zorunda kalabilir.”