Münih Konferansı: Güvenlik ne durumda?

Münih Güvenlik Konferansı, artan belirsizlik emareleri altında 62. kez toplanıyor. Katılımcılara sunulan 2026 Münih Güvenlik Raporu, uyarı niteliğindeki “Under Destruction” [Yıkım Aşamasında] başlığını taşıyor. Avrupa basını, geçmiş konferanslardaki tarihi anlara referansla bugüne dair eleştirel bir analizde bulunuyor ve gelecek için cesur vizyonlar geliştirilmesini istiyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Diena (LV) /

Nükleer güçlerin sayısı artabilir

Diena, 15 yıl önceki güvenlik konferansında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’un onay belgelerini karşılıklı takdim ederek nükleer silahların sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı yürürlüğe koyduklarını hatırlatıyor:

New START Anlaşması’nın uzatılamaması ya da yeni bir anlaşma yapılamaması yalnızca mevcut dünya düzeninin hızla sona ermekte olduğunu belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda nükleer güçlerin sayısının yakında artabileceğine dair gerçekçi bir riski de beraberinde getiriyor. … Genel olarak, uluslararası hukukun aşınması ile devletler arasında artan korku ve karşılıklı güvensizlik, ülkeleri silahlanmaya ve kendi nükleer silah cephaneliklerini edinme seçeneğini değerlendirmeye zorluyor. Bunun daha güvenli bir dünyaya katkı sağlamadığı kesin.”

La Stampa (IT) /

Barışçıl ülkeler bile silahlanıyor

La Stampa genel bir silahlanma eğilimi gözlemliyor:

“Mevzu esasen üç faktöre dayanıyor: büyük güçlerin pervasız güç kullanımı, nükleer silahlar üzerindeki kontrol sisteminin son kalıntılarının da çökmesi ve Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırı savaşının alevlenmesi. … Bu kombinasyon, Almanya ve Japonya gibi kendilerini pasifist gören ve pasifist anayasalara sahip olan ülkeleri dahi savunma harcamaları yarışına soktu. Ya da İsveç gibi vaktiyle tarafsız olan ülkeleri. Ya da İsviçre gibi tarafsız ülkeleri. Çok taraflı güvenlik mimarileri olmayınca ve tıpkı Atlantik’teki gibi Pasifik’te de Pax Americana garantisine güven duyulmayınca, geriye bir tek yalnız başımıza kendimizi nasıl savunabileceğimize kafa yormak kalıyor.”

Vladimir Fesenko (UA) /

Artık uluslararası hukuku umursayan kalmadı

Siyaset bilimci Volodimir Fesenko, Facebook’ta Münih Konferansı güvenlik raporunda Rusya-Ukrayna savaşının ele alınış şeklini analiz ediyor:

“Temel tez şu gibi gözüküyor: Rusya-Ukrayna savaşı, öncelikle bir egemenlik ve uluslararası hukuk meselesi olarak görülmeyip, giderek nüfuzlu liderler arasında müzakere edilip çözülmesi gereken bir ihtilaf şeklinde yeniden yorumlanma tehlikesiyle karşı karşıya. Trump’ın yaklaşımı tam da böyle ve bu da pek çok bakımdan Putin’in işine geliyor. Ancak burada hem Ukrayna hem de Avrupa için büyük bir risk gizli. Bu riskin nasıl giderileceği, Münih’teki tartışmalar açısından da yanıt bekleyen bir soru olmayı sürdürüyor.”

Český rozhlas (CZ) /

Ülkeleri fethetmek yazık ki moda oldu

Český rozhlas’ın konferanstan beklentileri hayli düşük:

“Önümüzdeki günlerde Münih’ten nelerin duyulacağı konusunda hiç şüphe yok: Son yıllarda modern dünya, yönünü köklü uluslararası geleneklere, sözleşmelere veya Birleşmiş Milletler gibi dünya örgütlerinin görüşlerine giderek daha az çeviriyor. Otoriter dünya liderlerinin iradesinin ve fetih arzularının sonuçlarıyla giderek daha sık karşılaşıyoruz. İster Ukrayna’da Putin, ister Grönland veya İran’a yönelik ilgisiyle Trump, isterse de Tayvan’ı ısrarla hedef alan Şi Cinping olsun. Ne yazık ki, saygın Münih Güvenlik Konferansı bile moda haline gelmiş bu büyük güç eğilimlerini ve açık hırsları en azından şimdilik değiştirebilecek gözükmüyor.”

L'Opinion (FR) /

Avrupa'nın coşkuya ve ortak vizyona ihtiyacı var

L’Opinion, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in bir yıl önceki konferansta, Avrupa’yı demokrasi ve ifade özgürlüğü konusundaki eksikliklerle itham ettiği konuşmasını hatırlatıyor:

“O günden bu yana atmosfer değişmedi. Dayatılan yeni dünya düzeni karşısında panik havası sürüyor. … Bu jeopolitik alacakaranlıkta AB artık kendini rahat bir tereddüdün konforuna bırakamaz. Güvenlik, enerji, teknoloji ve finans gibi alanlarda, özerkliğini hızlandıracak araçlar bulmalı. Münih’te ortaya çıkan görüş ayrılıklarının ardından, basit bir Amerikan karşıtlığı herkesi bir arada tutmaya yetmez. Asıl ihtiyaç duyulan, Avrupa’yı Alman-Fransız dostluğu temelinde yeniden silahlandırmaktır. … Coşkuyla ve ortak bir vizyonla.”