İran Savaşı Avrupa'yı ne kadar bölüyor?

Avrupa’da, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısına ilişkin farklı tutumlar var. Şansölye Merz, salı günü ABD Başkanı Trump ile görüşmesinde Tahran’daki rejimin ortadan kaldırılması gerektiği konusunda mutabık kalındığını vurguladı. Büyük Britanya başta ABD’nin İran operasyonları için kendi üslerini kullanmasını reddederken, daha sonra sınırlı ölçüde olsa da buna izin verdi. İspanya Başbakanı Sánchez ise askeri saldırıya açıkça karşı çıkarak, bunu uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi.

Tüm alıntıları göster/kapat
La Repubblica (IT) /

Birlik olmak yerine birbirlerine hançer saplıyorlar

Merz ile Trump’ın Washington’daki görüşmesi La Repubblica’yı ürpertmiş gözüküyor:

“Yalnızca Başkan Trump dün kendisine itaat etmeyen Avrupa ülkelerine cepheden saldırdığı, hatta İspanya’ya ambargo uygulamakla ve Büyük Britanya ile özel ilişkiyi sona erdirmekle tehdit ettiği için değil, bu saldırganlığının müttefikleri arasında yarattığı deprem nedeniyle de. Oval Ofis’teki şöminenin önünde, ev sahibinin öfkeli nutku karşısında gözle görülür şekilde mahcubiyet duyan Şansölye Merz, Trump’ı yatıştırmak için kendisine hak vererek Madrid’in savunmaya yeterince yatırım yapmadığı suçlamasını yineledi. Madrid, sırtına saplanan bu hançerden pek hoşnut olmamış olsa gerek. Eğer bu dinamik tekrar eder ve her bir AB üyesi komşuları pahasına siper almaya kalkarsa, Brüksel’in günleri sayılı demektir.”

El País (ES) /

Ortak bir yanıt vermeye çalışmalı

El País, İspanya’nın Avrupa rotasından sapmamasını istiyor:

“İspanya hükümeti Avrupa’nın ortak bir tutum sergilemesi için çaba göstermeli. Pek çok ülke arasındaki derin farklılıklar ortadayken, bunun zorluğunu hafife almak saflık olur. Ancak ortak noktalar aramaya devam etmemek de hata olur. Her şeyden önce İspanya, İran’a yönelik hukuki meşruiyeti olmayan saldırıyı reddetse dahi iğrenç İran rejimine karşı Avrupalı müttefiklerinin çıkarlarının savunulmasına katkıda bulunmalı. … Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa birlik içinde olduklarını kanıtladılar. … Avrupa’nın vereceği en iyi yanıt 27 ayrı yanıt değil, ortak bir yanıttır.”

The Independent (GB) /

Büyük Britanya'nın ihtiyatlılığı yerinde

The Independent, Başbakan Keir Starmer’ın Büyük Britanya’yı savaşın dışında tutmasını doğru buluyor:

“Bu kararın, bir devletin başka bir devlete doğrudan tehdit olmaksızın ağır bir askeri saldırı düzenlemesinin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönündeki hukuki ilkeye dayandığını varsayabiliriz. Yapılanlar Birleşmiş Milletler Şartı’nı ihlal ediyor ve güçlünün haklı olduğu o tehlikeli ilkeye geri dönüldüğü anlamına geliyor. ... Büyük Britanya’nın bölgedeki çıkarlarının korunması ve uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olarak güvenilirliğini koruma çabası, hükümetin ABD’ye bombardımanlar için Büyük Britanya topraklarındaki askeri üsleri kullanma izni vermek istememesi için fazlasıyla yeterli gerekçeler.”

TVNet (LV) /

Avrupa güvenlik mimarisinde yeni bir temel

TVNet’e göre liderliği AB değil E3 devletleri, yani Almanya, Fransa ve Büyük Britanya üstlenmiş duruyor:

“Bu dinamik, Avrupa güvenlik politikasının kurumsal merkez olan Brüksel üzerinden değil, büyük güçlerden müteşekkil bir çekirdek tarafından yönetildiği geçmiş krizleri hatırlatıyor. E3'ün daha aktif bir rol üstlenmesi, Fransa ve Almanya’nın siyasi eksen, Büyük Britanya’nın ise AB yapıları dışındaki askeri açıdan güçlü bir ortak olduğu Avrupa’da fiilen yeni bir güvenlik merkezinin ortaya çıkması anlamına gelebilir. ... Asıl soru şu: Burada söz konusu olan acil bir durum için geçici bir çözüm mü, yoksa Avrupa güvenlik mimarisinde yapısal bir değişim mi?”

De Volkskrant (NL) /

Olayların seyrine teslim olmuş durumda

De Volkskrant, Avrupa’nın takatsizliğini acı verici buluyor:

“Avrupa, İran’a bizzat saldırmak için ne askeri olanaklara ne de iradeye sahip. Dahası, uluslararası hukuku kararlılıkla savunacak durumda da değil. ... Eğer İran’daki savaş kaosa dönüşürse -ki bu ihtimal yüksek- Avrupa bunun sonuçlarını muhtemelen sığınmacılar, artan enerji fiyatları ve terörizm şeklinde hisseder. Buna rağmen kenarda duran Avrupa’nın olayların seyri üzerinde hiçbir etkisi yok. ... Askeri güç Avrupa’yı diplomatik açıdan da güçlendirir, ancak eğer birlik içinde olursa. Şu an için böyle bir birlikten söz etmek mümkün değil.”

Tages-Anzeiger (CH) /

Ayetullahların devrilmesi Avrupa'nın çıkarına

Tages-Anzeiger bir hususa dikkat çekiyor:

“Avrupa dünyayı olmasını istediği gibi değil de olduğu gibi gördüğünde, İran şüphesiz bir düşman olarak öne çıkıyor: Kırk yıldır halkına ve komşularına terör estiren, şiddet tohumları eken, nükleer bomba peşinde koşan, İsrail’i yok etmek isteyen bir ülke. Ayetullah rejiminin devrilmesi salt İran’da yaşayan insanların değil, aynı zamanda Avrupa’nın da çıkarına - ABD ve İsrail’in ‘önleyici savaşının’ uluslararası hukukun kurallarına uyup uymamasından bağımsız tabii.”

Salzburger Nachrichten (AT) /

Kenardan yapılan uyarılardan ibaret

Salzburger Nachrichten, Avrupa’nın bir kez daha figüran rolünde olmasını eleştiriyor:

“Avrupalılar ne mi yapıyorlar? Bir kez daha, çatışmaya nasıl uygun bir tepki vereceklerini tartışıyorlar. Ne planlamaya ne de uygulamaya dahil edildiler. Rolleri kenardan uyarı yapmakla sınırlı kaldı. Oysa bu her zaman böyle değildi. ABD, 2000’li yılların başında Irak ve Afganistan’daki savaşlarında hâlâ Avrupa’dan gelecek dayanışmaya bel bağlıyordu. Bir zamanların en yakın müttefiklerine duyulan saygı, yerini aşağılamaya bıraktı. Avrupalı üst düzey siyasetçilerden İran’daki bombardımanlara alkış gelmeyince, ABD Başkanı Donald Trump’a yakın bir senatör Avrupalıların ‘zavallı’ olduklarını ve ‘yumuşadıklarını’ söyledi.”

La Stampa (IT) /

AB dış politikada sessiz

La Stampa da AB’nin ortak bir tutum sergileyememesinden yakınıyor:

“Körfez’den gelen sarsıntılar Avrupa’yı anında vurdu. Doğrudan AB’nin Akdeniz’deki ileri karakolu olan Kıbrıs’ta [bir insansız hava aracının Büyük Britanya hava kuvvetleri üssünü vurduğu yerde]. Dolaylı olarak da petrol ve doğalgaz fiyatlarıyla piyasalarda, savaş alanına dönen tatil beldelerinde mahsur kalan on binlerce yurttaşın içine düştüğü acil durumda, hava ve deniz trafiğinde. Ve boş laflardan ibaret olmayan, bilakis dış politika anlamına gelecek bir tavır alma zorunluluğunda. ... Bir tutum sergilemeye dair ilk işaret, bunu yapabilecek yegane formattan geldi: E3 ülkeleri Fransa, Almanya ve İngiltere. Maalesef İtalya -dışlandığı için değil tamamen kendi kanaati gereği- buna dahil olmadı.”

Público (PT) /

Portekiz'in egemenliği peşkeş çekiliyor

ABD, saldırı hazırlıkları kapsamında Portekiz hükümetini önceden bilgilendirmeden Portekiz’e ait Azor Adaları’ndaki Terceira’da bulunan Lajes Üssü’nü de kullandı. Público buna öfkeli:

“Uluslararası hukukun halen var olan tüm kalıntılarını bir kez daha çöpe atan hukuk dışı bir savaş uğruna ulusal egemenlik fikrinin peşkeş çekilmesi, Portekiz’i Trump tarafından köleleştirilmiş bir ulusa çeviriyor. Trump [üsle ilgili] anlaşmayla canı ne isterse yapabilir. ... Niyetinden bağımsız olarak, beyzbol şapkalı muktedire kalıcı olarak boyun eğme düşüncesi, ulusal egemenliğe yönelik saldırı demektir. Donald Trump Grönland’dan sonra Terceira adasını da işgal etmek isterse, muhtemelen hükümetten biri anahtarları kendisine teslim etmek üzere saygıyla hazır bulunacaktır.”

Deutsche Welle (RO) /

Romanya Amerikan üsleri nedeniyle dolaylı olarak taraf

Deutsche Welle Rumence Servisi, Romanya savaşa zaten dahil oldu, diyor:

“Mihail Kogălniceanu askeri üssü bir lojistik merkezi olduğu için Romanya Ortadoğu’daki gelişmelere dolaylı yoldan müdahil oluyor. Çatışmada kullanılan askeri uçakların bazıları oraya inip kalkıyor, ayrıca [Deveselu’da] özellikle İran’ı caydırmak amacıyla kurulmuş bir füze kalkanı da bulunuyor. Mesele yalnızca coğrafi olarak Avrupa’nın kıyısında, Ortadoğu sınırından çok da uzak olmayan bir konumda yer almamız değil, her şeyden önce Amerikalılara uzun yıllardır gösterdiğimiz askeri sadakat. ... ABD, İran’a yönelik saldırılar kapsamında Avrupa’daki diğer askeri üsleri de kullandı.”

Der Tagesspiegel (DE) /

Tarihi bir fırsat

Der Tagesspiegel, İran'ın geleceği konusunda Avrupa'nın daha aktif bir rol üstlenmesini istiyor:

“Trump'ın narsisizmi haklı olarak itici bulunabilir, niyetlerinin dürüstlüğünden şüphe edilebilir ve Amerikan demokrasisine yönelik koşulsuz sevgisi sorgulanabilir. Fakat, yeni durumun pek çok İranlı için on yıllardır görülmemiş bir fırsat sunduğunu da inkâr etmemek gerekir. Avrupa şimdi ABD, İsrail ve komşu Arap müttefiklerle birlikte, bu fırsatın yeni bir hakikate dönüşmesi için elinden geleni yapmalı. İran muhtemelen Avrupa standartlarında demokratik bir ülkeye dönüşmeyecektir. Ancak şimdikinden daha özgür ve daha açık olacaktır. Bu da gerçek bir tarihi başarı sayılır.”

Expressen (SE) /

Fosil yakıtlarla yanlış yoldayız

Expressen, artan jeopolitik riskler karşısında doğalgaz ve petrole yönelik bağımlılığın hafifletilmesini istiyor:

“Avrupa, ısınma ve elektrik üretiminde büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı kalmanın sürdürülebilir olmadığını idrak etmeli. Bunları kullanmayı daha hızlı bırakmalı. Geleceğe giden yol nükleer enerji ve yenilenebilir enerjilerden, ısı pompaları ve uzaktan ısıtma gibi alternatif ısı kaynaklarından ve en önemlisi de enerji verimliliğinden geçiyor. Fosil yakıt kullanımı salt iklim ve çevreye zarar vermiyor. Bu bağımlılık, AB’nin geleceğini Amerikan başkanlarının ve Ortadoğu’daki despot liderlerin ellerine bırakıyor. Avrupa bunu ne kadar erken anlarsa o kadar iyi.”

Denník Postoj (SK) /

Ukrayna'ya odaklanmaya devam etmeli

Denník Postoj ise Avrupa’nın İran’daki savaş yüzünden Ukrayna’ya yardım konusunu ihmal etmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor:

“Avrupa bugün askeri ve ekonomik açıdan öyle durumda ki, Ortadoğu’daki uzun soluklu bir çatışmaya yoğun şekilde müdahil olması, Ukrayna’ya verdiği desteğin kaçınılmaz olarak büyük ölçüde zayıflamasına yol açacaktır. Kimse İran’daki teokratik rejime meşru bir zeminde sempati duyamasa da Avrupa devletleri bu çatışmanın içine çok fazla çekilme ve hatta sürüklenme riskinden kaçınmalıdır. Çünkü ‘bizim’ asıl savaşımız Ukrayna’nın Rus işgaline karşı verdiği mücadeledir.”