Trump NATO üyeliğini sorguluyor
Dışişleri Bakanı Rubio’nun NATO’ya yönelik eleştirilerinin ardından, ABD Başkanı Trump vites yükselterek ABD’nin savunma ittifakından çekilmesi tehdidinde bulundu. Çarşamba günü verdiği bir mülakatta, İran savaşından sonra çekilmeyi ciddi şekilde değerlendirdiğini belirtti. Meselenin arka planında, çeşitli AB ülkelerinin İran’a yönelik saldırılarda yardım etmeyi reddetmesi yatıyor. Peki Avrupa bu tehdidi ne kadar ciddiye almalı?
Öngörülemez, hiperaktif ve tutarsız
Polityka çok endişeli:
“Bizim ikinci bir NATO’muz yok. Bu yüzden de Starmer şimdiden bir ‘Körfez zirvesi’ önerisinde bulundu ve ittifakın korunması için çaba göstereceğini ilan etti, ancak aynı zamanda Avrupa Birliği’yle yakınlaşma gerekliliğine dair kendi sözlerini de yineledi. Belki de Avrupa’da yeni bir alternatif şekilleniyordur. ... Yarın sabah, bugün uykuya daldığımızla aynı ittifaka uyansak bile bu dünyanın varlığını daha ne kadar sürdüreceğinin hiçbir garantisi yok. ABD Başkanı’nın öngörülemezliği, hiperaktivitesi ve tutarsızlığı artık sadece ABD’nin rakiplerini ve düşmanlarını ilgilendirmekle kalmıyor, resmi müttefikleri üzerinde giderek artan bir etki yaratıyor.”
Moskova'nın en cüretkâr hayali gerçekleşiyor olabilir
Jyllands-Posten, vaktiyle Sovyetler Birliği ve Rusya’nın başaramadığını şimdi Trump’ın yapmasından endişe duyuyor:
“Eski Sovyet hayali olan NATO’nun çöküşü, ABD ile Avrupa arasındaki uçurum ve Avrupa ülkelerinin görüş ayrılıkları görünüşe göre gerçeğe dönüşüyor. ... Avrupa, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünden oluşan değerler topluluğuyla örülen transatlantik bağın, tam da bu değerler tehdit altına girdiğinde ABD’nin hiç tereddütsüz müdahale etmesini sağlayacak kadar güçlü olduğunu varsayıyordu. Bu değerler topluluğunun artık var olmadığı gerçeği muhtemelen en ağır farkındalık. Öte yandan, bu durum belki de Avrupa’nın nihayet uyanmasına ve kendisi için değerli olan her şey için savaşmasına yol açabilir.”
1 Nisan şakası yapılacak konu değil
Postimees, Trump’ın NATO’dan çekilme tehdidini bu denli umursamazlıkla dile getirmesinden rahatsızlık duyuyor:
“ABD ile ittifak ilişkileri kan bağıyla pekiştirilmiştir. Dolayısıyla NATO şakası yapılacak bir yapı değildir. Neyse ki ABD’nin ayrılması Başkan’ın takdirine bağlı değil; zira Aralık 2023’te ABD Kongresi, Kongre onayı olmadan Başkan’ın böyle bir karar almasını yasaklayan bir yasayı kabul etmişti. ... Başkan Trump Hürmüz Boğazı’nın açılması için Avrupa’nın yardımını istiyorsa, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’un önerisini hatırlamalıyız: ABD Başkanı, Kiev açısından kabul edilebilir bir barış anlaşması için Ukrayna’ya gerekli tüm desteği sağlarsa, Avrupa da Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini üstlenebilir. Bu da tüm taraflar için kazançlı olur.”
ABD'nin Avrupa'nın desteğine ihtiyacı var
The Times, Trump ABD’nin İran’a karşı savaşında Avrupa’nın yardımına muhtaç olduğunu unutmamalı, diyor:
“Avrupa’daki üsler yok, Ortadoğu’ya giden bombardıman uçakları, savaş jetleri ve nakliye uçakları için yakıt ikmali yok. Anakaradan hava saldırıları ve hızlı ikmal de yok. Elbette ABD Afrika’da kalıcı hava üsleri kurmayı deneyebilir, ancak bu beraberinde ciddi zorluklar getirecektir. Aynı durum deniz tesisleri için de geçerli. ABD’nin yeni süper uçak gemisi ‘Gerald R. Ford’, çamaşırhanesinde çıkan bir yangın nedeniyle İran’a yönelik operasyonlardan çekildi. Gemi şu anda Hırvatistan’da onarımda.”
Günah keçisi aranıyor
Club Z’nin bir teorisi var:
“Trump, savaş başlamadan önce Avrupalı müttefiklerine danışmadı ve şimdi de yetersiz sonuçlarını ve içinde bulunduğu çaresizliği onlar üzerinden haklı çıkarmaya çalışıyor. ... Beyaz Saray’ın açıklamalarına bakıldığında, artık savaş için bir çözüm aranmadığı, aksine savaşın başarısızlığı için bir suçlu bulunmaya çalışıldığı izlenimi giderek güçleniyor. Bu süreçte de tıpkı askeri operasyonların yürütülmesindeki gibi kaotik bir yol izleniyor.”
Avrupa açısından bir ilerleme
France Inter, NATO’daki muhtemel kopuşta bir umut ışığı da görüyor:
“Hakikat anı geldi mi? Donald Trump, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda karşılıklı yardım öngören NATO’nun 5. Maddesi’ni reddettiği konusunda artık hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. ABD’nin pervasızlığının bir göstergesi olarak Polonya’dan, bizzat bir savaş bölgesinde bulunmasına rağmen satın aldığı Patriot sistemlerinin bir kısmını Ortadoğu’ya göndermesi istendi. O da bunu kategorik olarak reddetti. Sonuçta Trump, Avrupa’ya bir şey öğretmiş olabilir: Hayır demeyi. Fransa, 2003’te George W. Bush’un Irak operasyonuna karşı çıktığı için ağır bir bedel ödemişti. Ancak bu kez neredeyse tüm Avrupa, düşüncesiz bir askeri macerada ABD’nin peşinden gitmeyi reddediyor. Bu bir ilerlemedir.”