ABD-İran: En üst perdeden tehdit barış getirir mi?
Tahran ve Washington son anda iki haftalık bir ateşkes anlaşmasına vardı. Donald Trump, ABD’nin ültimatomunun süresi dolmadan kısa bir süre öncesine kadar tehditlerinin dozunu iyice artırmış, İran Hürmüz Boğazı’nı açmazsa “bütün bir medeniyetin” öleceği uyarısında dahi bulunmuştu. Avrupa basınındaki ilk tepkiler rahatlamadan ziyade şoka işaret ediyor.
Yalnızca bir nefes alma molası
BBC'ye göre bir değerlendirme yapmak için henüz erken:
“Bir zamanlar kendisini tüm dünya için istikrarın güvencesi olarak sunan bir ulus, bugün uluslararası düzenin temellerini sarsıyor. İç politikada normları ve gelenekleri yıkmaktan açıkça keyif alan bir başkan, şimdi bunu dünya sahnesinde de yapıyor. ... Ancak şimdilik bu, Trump için yalnızca kısmi bir siyasi zafer. Dramatik bir tehditte bulundu ve istediği sonucu elde etti. Fakat ateşkes sadece bir nefes alma molası, kalıcı bir çözüm değil. Başkan'ın sözlerinin ve eylemlerinin yanı sıra savaşın da uzun vadeli maliyetleri henüz öngörülemiyor.”
Onca çabaya rağmen hiçbir şey elde edilemedi
Infowar’a göre Trump’ın zaferinden söz etmek mümkün değil:
“Trump tüm açıklama ve duyurularında, kendini rakibini küçük düşürmüş mutlak bir galip olarak göstermeye çalışıyor. Gerçekte ise ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamadı: İran’da rejim değişmedi, yalnızca siyasi ve dini liderler öldürüldü, İran’ın nükleer programı durdurulmadı ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolü yine büyük ölçüde Tahran’ın ellerinde kaldı.”
Dünya genelinde hasar büyük
NRC, kırılgan ateşkesin getirdiği rahatlamanın türlü nedenlerle gölgelendiği görüşünde:
“Müzakereler başarılı olsa dahi dünya eski statükoya dönemez: Petrol tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin kontrolü artık İran’da. İsrail yeniden Lübnan’a girdi ve oradaki çatışmaları durdurmaya niyetli değil. Ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu, Trump’ın İran’da ateşkes ilan etmesinden de memnun değil. Körfez’deki Arap ülkeleri de güvende oldukları hissini ve güvenliklerine dair itibarlarını kaybetti.”
Trump'a yönelik şüpheler giderek artıyor
Politiken, ateşkes sağlanmış olsa da Trump’ın aşırı tehditlerinin sonuçlar doğuracağını belirtiyor:
“Bugün eski müttefikleri bile Trump’ın atabileceği adımlardan öylesine korkuyorlar ki, kamuoyu önünde görevden alınması çağrısında bulunuyorlar. ... Trump’ın başarılı bir şekilde görevden alınması için kabinesinin çoğunluğunun ve başkan yardımcısının desteği gerekiyor. Buna dair hiçbir emare görünmüyor. Ancak tartışmanın alenen yürütüldüğü gerçeği, Trump’ın bu açıklamayı ustaca bir müzakere taktiği olarak geçiştiremeyeceğini gösteriyor. ... Şu aşamada ateşkes ve müzakere yoluyla bir çözüm umudu hâkim. Ne var ki Trump’ın sözleri geri alınamaz ve hem kendisi hem de dünyanın geri kalanı için sonuçlar doğuracaktır.”
Sözler asla yalnızca laftan ibaret değildir
Tages-Anzeiger, bu tutumun sineye çekilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor:
“Faşizm araştırmacısı Timothy Snyder, ültimatomun süresinin dolmasına saatler kala şöyle yazmıştı: ‘Vahşet üzerine çalışan her tarihçinin bildiği gibi, ‘laftan ibaret’ diye bir şey yoktur.’ Bütün bir medeniyeti yok etme fikri, bir kez dile getirildiği an varlığını sürdürür. ... Sorumluluk ... her şeyden önce Cumhuriyetçilere düşüyor. Ona bir sınır koymadan bu başkanı zararsız atlatabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. ... Avrupa da ABD’yi hâlâ bir müttefik olarak görebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Bir soykırım tehdidinin ardından sırada ne olabilir? ”
Brüksel Kafkaesk bir dil kullanıyor
Eric Bonse, Lost in Europe blogunda AB’nin tepkisini eleştiriyor:
“27 AB ülkesi adına konuşmak isteyen AB Konseyi Başkanı Costa ne mi diyor? ‘Sivil altyapıya, özellikle de enerji tesislerine yönelik her türlü saldırı hukuk dışıdır ve kabul edilemez. Bu, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı için olduğu kadar diğer her yer için de geçerlidir.’ ... Bu bir bakıma tarihin ilk ‘no name’ savaşı. Sorumluların -Trump ve Netanyahu- adları anılamaz oldu. ... ‘Savaş suçu’ sözünden de şiddetle kaçınılıyor. Costa İran’daki köprülerin, hastanelerin ve okulların sistematik olarak yıkılmasına ‘hukuk dışı ve kabul edilemez’ diyor - ama suçtan bahsetmiyor. Savaş uluslararası hukuka aykırıdır demek bile istemiyor. Bunu Kafkaesk buluyorum.”