Burnham beklentileri karşılayabilecek mi?
Büyük Britanya’nın yeni başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü Londra’daki başbakanlık konutu önünde yaptığı göreve başlama konuşmasında, siyasi ve ekonomik sistemi kökünden değiştireceğini duyurdu. Burnham, en başta ülkede yerinden yönetimi sağlamak, yaşam maliyetlerini düşürmek, ekonomiyi canlandırmak ve sosyal sistemlerin yükünü hafifletmek istediğini belirtti. Basında umudun yanı sıra şüphe de hâkim.
Büyük Britanya'nın tam da ihtiyaç duyduğu başbakan
Eski İşçi Partisi milletvekili ve Burnham’ın arkadaşı Denis Macshane, Libération’da şöyle yazıyor:
“Burnham’ın, Avrupa’yla yakınlaşmayı sağlayacak yeni bir ittifak kurmak adına -belki de İsviçre ya da Norveç modeli örnek alınarak- iş dünyasına el uzatması gerekecek. Birleşik Krallık’ın kıtadan ayrılmasından bu yana Avrupa zayıfladı ve Büyük Britanya ile Avrupa’nın geri kalanı arasında temkinli bir yeniden yakınlaşmayı mümkün kılmak için Avrupa başkentlerinde daha fazla siyasi hassasiyet gerekecek. Kutuplaşmış bir Büyük Britanya’yı yönetmek kolay olmayacak. ... Ancak ulusal bakanlıkların ve Avrupa’nın büyük bir sanayi metropolünün başındaki uzun yıllara dayanan deneyimi sayesinde Burnham, belki de Büyük Britanya’nın tam da ihtiyaç duyduğu başbakandır.”
Londra gidişata yön vermeli
Pravda, yeni Büyük Britanya Başbakanı’nın tüm kıta için umut ışığı olabileceği kanısında:
“Avrupa’nın büyük ülkelerinden biri olan Büyük Britanya, bu niteliğiyle kıtanın diğer kısımlarında da söz sahibi. Fransa sürekli kriz içinde. Cumhurbaşkanı Macron’un atadığı hükümetler son dört yılda bir kez olsun parlamentonun desteğini almayı başaramadı. Almanya ise Angela Merkel’in ayrılışının ardından gerileme sürecinde. ... Üç ülkenin tamamında aşırı sağcı ve popülist partilerin anketlerde en büyük desteğe sahip olması şaşırtıcı değil. Andy Burnham değişimi başlatmalı.”
Ufukta radikal bir güç paylaşımı var
Naftemporiki, yeni Başbakan’ın pek çok hedefi olduğu görüşünde:
“Yerinden yönetime, bölgesel güçlenmeye, yeniden sanayileşmeye ve iddialı bir konut programına -savaş sonrası dönemden bu yana en büyüğüne- vurgu yaptı. 2024 başlarında, Liverpool Büyükşehir Belediye Başkanı Steve Rotheram ile birlikte ‘Head North’ kitabını yayınlamıştı. Kitapta, gücün Londra’da ve güneyde aşırı derecede yoğunlaşması yüzünden Kuzey İngiltere’nin dezavantajlı konuma düşürüldüğünü savunuyorlardı. Dolayısıyla, büyükşehir belediye başkanları olarak edindikleri deneyimlerden hareketle yetkilerin Londra’dan bölgelere devredildiği radikal bir güç paylaşımı öneriyorlar. … Hükümetinin ne sonuç elde edeceği beklenip görülecek (erken seçim ilan etmediği sürece), ama yeri sağlam tek isim belli ki Downing Street’in kedisi Larry olacak.”
Federal vizyonun kendini kanıtlaması gerek
Le Temps, Almanya modeline göre bir ademi merkeziyetçiliğin Birleşik Krallık’ta işe yarayıp yaramayacağını irdeliyor:
“Andy Burnham’ın planlarının en dikkat çekici yönü, özellikle Tony Blair döneminde de görüldüğü üzere siyasi gücü yerelleştirmek istemesi: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’ya, yani İşçi Partisi’nin zorlandığı Birleşik Krallık bölgelerine daha fazla yetki verilmesi öngörülüyor. Ayrıca, hükümet çalışmalarını kısmen Downing Street 10’dan ve kısmen de merkezden uzaklaşarak Manchester’dan yürütmeyi planlıyor. Alman federalizmini örnek alan bu modelin uygulanmasının, tarihine ve geleneklerine hâlâ güçlü biçimde bağlı bir ülkede kök salıp salamayacağını bekleyip göreceğiz.”
Başarısızlığa mahkûm bir vaat
The Independent, Burnham’ın göreve başlama konuşmasında evsizliği ortadan kaldıracağını duyurmasına şaşırmış gözüküyor:
“Vay canına! Bu yolda bol şans. Belediye başkanlığı görevini devraldığında Manchester’da da aynı vaatte bulunmuştu ama bu hedefe ulaşamadı. Daha önce hiç kimsenin ulaşamadığı gibi. Charles Dickens ve ondan bu yana pek çoklarının tanıklığı da bunu gösteriyor - İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu Burnham’ın bunu çok iyi biliyor olsa gerek. ... Öncelik verdiği konu hayli tuhaf. Herkesi ilgilendiren bir mesele değil ve devam eden iki savaş, ekonomik durum, iklim değişikliği ya da ülke içinde onu bekleyen diğer pek çok zorluk düşünüldüğünde öncelik vermesi gereken bir mevzu da değil.”
Üç büyük görev
La Stampa köşe yazarı Bill Emmott, Burnham’ı ne gibi zorlukların beklediğini açıklıyor:
“Andy Burnham, başbakanlığı bugün Buckingham Sarayı’nda Kral Charles tarafından onaylandığında üç şeyi zaten biliyor olacak. ... Sönük selefi Sir Keir Starmer’ı geride bırakmak için ustaca iletişim kurması ve henüz hazırlamamış olsa da hükümete dair net bir planı olduğu izlenimini yaratması gerektiğini bilecek. Büyük Britanya siyasetinde artık zehirli bir hal aldığından, Donald Trump’a kur yapmayı bırakması gerektiğini bilecek. Son olarak da anketler kamuoyunun artık açıkça çok daha Avrupa yanlısı olduğunu gösterse de baş rakibi Nigel Farage’ın, Burnham’ın Büyük Britanya’yı Avrupa’ya yakınlaştırmaya yönelik en ufak girişimine dahi anında karşı çıkmaya hazır durduğunu bilecek.”
Tatlı sözler yetmez
The Times temkinli bir iyimserlik içindeyse de disiplinli olmak gerektiği uyarısında bulunuyor:
“Burnham, büyük ölçüde etkisiz olan selefinden daha iyisini yapmalı. Bu bağlamda da İşçi Partisi’nin iyimser olmak için nedenleri var. Burnham deneyimli ve profesyonel bir siyasetçi, üstün de bir hatip. İşçi Partisi lideri gerçekleştirdiği ilk konuşmasında partidaşlarını Keir Starmer döneminde eksikliğini hissettikleri sevgi, ilgi ve samimiyete boğdu. Ancak Burnham, İşçi Partisi’ni şımartmak yerine ona liderlik etmeli. Bu da her işin başı olan kamu harcamaları konusunda zor kararlar almak anlamına geliyor. Burnham katı bir parti disiplini destekçisi olarak bilinmese de bu disiplini uygulamak zorunda - yoksa başarısız olur.”
Bütçe konusunda eli kolu bağlı
The Irish Times, Burnham’ın çözülmesi hayli zor sorunları barındıran bir görevi devraldığını yazıyor:
“Keir Starmer’ı deviren zorluklar hâlâ varlığını sürdürüyor; bunların başında savunma, konut inşası, sosyal yardımlar, yaşlı bakımı ve gençlerin eğitimi gibi acil ihtiyaçları karşılamaya yetmeyen devlet bütçesi geliyor. Sıkı bütçe kurallarına uyma yükümlülüğü Burnham’ın elini kolunu bağlayacak. Siyasi içgüdüleri daha çok sola yatkınsa da başbakan olabilmek için milletvekillerine ne vaat etmiş olursa olsun -tıpkı Starmer gibi- merkez siyaseti izleyeceğini şimdiden kanıtlamaya çalışıyor.”
Bölgenin cazibesini artırmalı
Burnham’ın servet vergisi getirme planı ters teper, diyor The Daily Telegraph:
“Şurası kesin: Servet vergisi işe yaramaz. ... [Maliye Bakanı] Rachel Reeves’in ekonomi politikasına indirdiği yıkım güllesi, şimdiden eşi görülmemiş sayıda varlıklı girişimci ve yatırımcıyı yurt dışına kaçırdı. İstihdam, vergi gelirleri ve ülkenin girişimcilik dinamiğinin büyük bir bölümü onun yüzünden yitip gitti. Burnham, bu insanlardan bir kez daha ellerini ceplerine atmalarını istemek yerine Büyük Britanya’yı yatırımlar ve yeni kurulacak şirketler için daha cazip bir bölgeye dönüştürmeli. Ancak o, partisinin çuvallamış fikirlerinin bu kez başarıya ulaşacağı yönündeki tuhaf umutla ülkeyi savaş sonrası en karanlık dönemine geri döndürmeye kararlı görünüyor.”
Dış politikada büyük ölçüde Starmer’ın izinden gidecek
Trud, uluslararası politikada Andy Burnham’dan fazla bir yenilik beklemiyor:
“Özellikle Rusya’ya karşı savaşta Ukrayna’ya verilen destek, NATO’daki aktif tutum ve AB ile pragmatik ilişkiler konularında genel anlamda Keir Starmer’ın çizgisini sürdürmesi muhtemel. Londra’daki gözlemciler, adadaki Amerikan askeri üsleri konusunda Burnham ile Donald Trump arasında yakın zamanda bir anlaşmazlık çıkmasını da öngörüyor. Çünkü ‘Kuzeyin Kralı’nın, bunlara yalnızca savunma tedbirleri için izin vermeye ve örneğin İran gibi başka bir ülkeye yönelik saldırı amaçlı kullanılmasına asla müsaade etmemeye kesin kararlı olduğu söyleniyor. Washington ise mevzuya en azından şimdilik tamamen başka bakıyor.”