Yeni Sünni askeri ittifak ne anlama geliyor?
Körfez’de gerilimler bitmek bilmezken, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan cuma günü Mekke’de bir savunma paktı imzaladı. Yapılan açıklamada, üye devletlerden birine yapılacak silahlı saldırının tüm ittifak ortaklarına yapılmış sayılacağı belirtildi. İmza töreninin ardından Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif birlikte cuma namazı kıldı.
Ortadoğu'da istikrar için yeni bir fikir
The Times, ittifakın bölgenin güvenlik sorunlarına yeni yanıtlar sunabileceğini umuyor:
“Bu, Ortadoğu ve Güney Asya’da bağımsız bir güvenlik mimarisine doğru ve ABD’nin koruma kalkanına olan vasallığa varacak düzeydeki bağımlılıktan uzaklaşma yönünde atılan ilk büyük adım. Anlaşma aynı zamanda, Beyaz Saray’ın ani rota değişikliklerine karşı bir güvence işlevi de görebilir. Türkiye ve Suudi Arabistan açısından ise Ortadoğu’da İsrail’in güç projeksiyonuna karşı bir denge unsuru oluşturması isteniyor. Anlaşma ayrıca, İran’ın komşularıyla yürüttüğü savaştan beklenenden daha güçlü çıktığı gerçeğini dikkate alıyor. ... İttifak en doğru şekliyle, uzun vadede bölgenin sorunlarına çözümler getirebilecek savunma odaklı devletlerarası bir anlaşma olarak değerlendirilebilir.”
Selefinden daha iyi değil
Sözcü, böyle bir şeyin daha önce de denendiğini hatırlatıyor:
“15 Aralık 2015'de yine Suudi Arabistan'ın öncülüğünde 34 ülke bir araya gelip, 'İslam Askeri İttifakı' kurmuştu. Ona da 'İslam Ordusu' benzetmesi yapılmış, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin ittifaka katılımını 'terörle mücadeleye destek' diye açıklamıştı. İslam Ordusu! Tek kurşun atmadı. Dağıldı. Bu yüzden olmalı, kuşkular yükseldi.”
Washington için nahoş bir durum
La Stampa, ittifakın ABD için sorun teşkil ettiği kanısında:
“Anlaşma, Riyad ile İslamabad arasında geçtiğimiz eylül ayında imzalanan ikili anlaşmayı genişletiyor. ... Metinde Tahran’ın adı anılmasa da mesaj net: Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Ankara’nın en büyük ikinci NATO ordusu ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı -ki bu İslam dünyasındaki tek örnek- birleştiriliyor. Dolayısıyla, Washington açısından yeni ve nahoş bir bilinmez değişken ortaya çıkıyor: ABD yavaş yavaş bölgeden çekilirken ve 1991’den bu yana dört savaşta kurduğu üsleri boşaltırken, kendi hareket alanlarıyla eyleme geçme kapasitesine sahip Sünni bir blok.”
Gözlerini atom bombasına diktiler
Taz ittifakın kurulma nedenini şöyle açıklıyor:
“Pakistan’ın büyük bir ordusu, Suudilerin parası, Türkiye’nin ise askeri teknolojisi var. Amaç bu koşulların her üçünün de işine yaraması, çünkü ABD’den silah satın almaya daha az bağımlı hale gelecekler. Ancak daha uzun vadeli bir niyet daha var. Pakistan yoksul bir ülke olsa da nükleer bir güç. Hem Suudiler hem de Türkiye, Trump ve Netanyahu’nun günün sonunda İran’ı atom bombası yapmaktan alıkoyamayacağını varsayıyor. Onlar da bu duruma hazırlanmak istiyorlar ve ABD’den bağımsız bir şekilde kendi nükleer güçlerini elde etmek için Pakistan’ın nükleer teknolojisini en iyi fırsat olarak görüyorlar.”
İslami NATO hâlâ uzak ihtimal
Siyaset bilimci Farhad İbragimov, Kommersant'ta bu birleşmenin ardındaki nedenleri analiz ediyor:
“Anlaşmadaki ifadeler Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesini hatırlatıyor; her ne kadar yeni bir tür ‘İslami NATO’ daha uzak bir ihtimal olsa da: Karar alma mekanizmaları ve yükümlülüklerin kapsamı henüz belirsiz. ... Yeni ittifak kime karşı? Resmi yanıt: Somut olarak hiç kimseye. ... Gayriresmi yanıt ise çok daha karmaşık. Anlaşmada hem İran hem de İsrail faktörünü görmek mümkün. Bunun ötesinde, ABD’nin güvenliğin tek garantörü olmayı sürdürme kapasitesine yönelik giderek artan güvensizlik de kendini gösteriyor.”
Kiev'e örnek olsun
Gazeteci ve televizyon sunucusu Kateryna Soliar, 24tv.ua’da Ukrayna’nın neden Türkiye ve Suudi Arabistan’ı örnek alması gerektiğini şöyle açıklıyor:
“Türkiye ‘ya NATO ya da Suudi Arabistan ve Pakistan’ demedi. Suudi Arabistan da ‘ya ABD ya da yeni bir savunma ittifakı’ demedi. İkisini birden seçtiler. Ve bence, Ukrayna da aynı şekilde düşünmeli. Belki de [güvenlik için] tek bir garantörü çok uzun süreler aradık. Yıllardır aynı soruyu soruyoruz: Savaştan sonra Ukrayna’nın güvenliğini kim garanti edecek? NATO mu? ABD mi? Avrupa mı? Ama ya bu üçü arasında doğru bir cevap yoksa? Daha doğrusu, ya doğru cevap ‘hepsi birlikte’ ise?”
Avrupa’nın etkisi gittikçe azalıyor
Frankfurter Rundschau, gelişmenin Avrupalı NATO üyeleri için doğurabileceği sonuçları şöyle yorumluyor:
“İttifak ortağı Türkiye’nin -ve dolayısıyla muhtemelen karşılıklı yardım yükümlülüğü dolayısıyla tüm Kuzey Atlantik Paktı’nın- İran ile askeri çatışmanın içine çekilmesinden her halükârda kaçınılmalı. Almanya’nın ve Avrupalı ortaklarının bölgedeki etkisi ittifakla birlikte azalacak. Bir yanda İsrail ile Filistinliler arasındaki savaşların ve diğer yanda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri eylemlerinin ardından, Ortadoğu’daki devletler için Avrupalılar artık neredeyse hiç muhatap sayılmıyorlar.”